Yüzyılı aşan ABD-Avrupa-Kanada iş birliğinin sorgulanmaya başlanması, küresel dengelerdeki kırılganlığın ne kadar arttığını gösteriyor.
Son günlerde piyasalarda en çok konuşulan başlıkların başında altın ve gümüş fiyatları geliyor. Rekor seviyelere ulaşan değerli metallerin bu yükselişini ne kadar daha sürdürebileceği ise herkesin ortak sorusu.
Altın fiyatları geçen yıl yüzde 60’ın üzerinde yükselirken, bu yıl şimdiden yüzde 20’yi aşan bir artışla 5.500 dolar/ons seviyesini aştı. Gümüş fiyatları ise son bir yılda yüzde 280 arttı! Ancak bugünkü yazımda fiyatlardaki artıştan ziyade, bu yükselişi tetikleyen yapısal gelişmelere odaklanacağım.
Teknoloji savaşlarının ana hatları
Öncelikle şunu net bir şekilde ifade etmek gerekiyor: Sanayi Devrimi’nden bu yana yaşanan en önemli kırılma noktalarından birini yaşıyoruz. Yapay zekâ devrimi ile birlikte küresel güç dengeleri yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün merkezinde ise Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında giderek sertleşen teknoloji rekabeti yer alıyor.
Bu rekabet üç temel alanda yoğunlaşıyor: Teknolojik üstünlük, yarı iletkenler ve ender yeryüzü elementleri.
ABD ve Avrupa blokunun yaklaşık 10 yıl önce Çin’in teknoloji alanındaki yükselişini sınırlamaya yönelik başlattığı adımlar, zamanla çip teknolojilerine erişimin kısıtlanmasına evrildi. Ardından Trump’ın başkanlığıyla birlikte Çin’e karşı gümrük duvarlarının yükseltildiği ve dış ticarette rekabet gücünü sınırlamaya yönelik yeni bir döneme girildi. Çin’in buna yanıtı ise ender yeryüzü elementlerine erişimi kısıtlamak oldu. Böylece rekabet yalnızca ticari değil, stratejik bir boyuta taşındı.
Son aylarda Amerika cephesinde ise daha önce pek alışık olmadığımız gelişmeler yaşanıyor. Venezuela üzerinden petrol üretimi ve dağıtımı konusunda artan jeopolitik hamleler, Grönland’ın kontrolüne ilişkin tartışmalar ve Avrupa ile olan ilişkilerde yükselen gerilimler, Atlantik ittifakında ciddi çatlaklara işaret ediyor. Yüzyılı aşan ABD-Avrupa-Kanada iş birliğinin sorgulanmaya başlanması, küresel dengelerdeki kırılganlığın ne kadar arttığını gösteriyor.
Bu tabloya Avrupa’nın yeni müttefik arayışlarını da eklemek gerekiyor. Nitekim bu hafta Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan anlaşma, Avrupa’nın küresel sistemde kendisine yeni denge noktaları aradığının önemli bir göstergesi oldu.
Bunlara, Ukrayna-Rusya-NATO blokunda çözüme kavuşamayan kırılmaları, Ortadoğu’da yaşanan sorunları da eklediğimizde siyasi gerilimlerin dünyanın her köşesinde arttığını görüyoruz.
Tüm bu gelişmeler, küresel ekonomi ve siyasi istikrar açısından risklerin hızla büyüdüğüne işaret ediyor. Bu belirsizlik ortamında gerek merkez bankalarının gerekse şirketlerin ve bireysel yatırımcıların güvenli liman arayışının hızlandığını görüyoruz. Değerli metallere yönelim de tam olarak bu noktada öne çıkıyor.
2025’te yatırım amaçlı altın talebi yüzde 84 arttı
Dünya Altın Konseyi verilerine göre, 2025 yılında merkez bankalarının altın alımlarının, yüksek fiyatlar ve mevcut rezervlerin değer kazanması nedeniyle, azalmasına karşın küresel ölçekte toplam altın talebinin yatırım kaynaklı arttığını görüyoruz. 2025 yılında yatırım amaçlı altın talebi yüzde 84 artarak 2.175 tona ulaştı!
Bu süreci yalnızca değerli metallerle sınırlı düşünmemek gerekiyor. Nitekim HSBC’nin 28 Ocak tarihli raporunda da vurguladığı üzere, küresel belirsizlikler yalnızca faiz patikasına değil, döviz piyasalarına ve risk algısına da yön veriyor. Raporda, ABD Merkez Bankasının “bekle-gör” duruşunu koruduğu, ancak yapısal risklerin — Fed’in bağımsızlığına ilişkin tartışmalar ve olası kur müdahaleleri gibi — ortadan kalkmadığı özellikle belirtiliyor. HSBC’ye göre bu yapısal kaygılar, dolar üzerindeki baskının devam etmesine neden olabilir.
Tam da bu nedenle değerli metallerdeki yükselişi yalnızca bir fiyat hareketi olarak okumak eksik olur. Altın ve gümüşte görülen yeni rekorlar, yatırımcıların mevcut küresel gidişata karşı geliştirdiği bir korunma refleksinin sonucu.
Ancak gelinen noktada şunu da açıkça söylemek gerekiyor: Değerli metallerin yükselişinin sürmesi, maalesef siyasi iklimdeki gerilimlerin daha da derinleştiğine ve küresel ölçekte çok daha olumsuz senaryoların fiyatlanmaya başladığına işaret ediyor. Bugün altın konuşuyorsak, aslında dünyada artan belirsizliği, güvensizliği ve derinleşen fay hatlarını konuşuyoruz.
