2026 yılına girerken küresel ekonominin en belirgin özelliği, belirsizliğin artık istisna değil, kural hâline gelmiş olması.
Yeni yılın ilk iş gününde, masanın üzerine konulan başlıklar bu yılın hangi eksenlerde şekilleneceğine dair güçlü ipuçları veriyor. Öne çıkan başlıklar küresel ekonomide şu şekilde: Ticaret savaşları ile jeopolitik gerilimlerin nasıl şekilleneceği, ABD ile Çin arasında süren çekişmenin teknoloji ve yeraltı kaynaklarının dağılımını nasıl etkileyeceği, Trump’ın iklim krizi karşıtı politikalarına karşın yeşil dönüşümün akibetinin ne olacağı. Türkiye ekonomisinde ise ana gündem yine enflasyon ve siyasi gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.
İlk önce küresel gündemi değerlendirerek yazımı başlayacağım.
Küresel ekonomi: Belirsizlik yeni normal
2026 yılına girerken küresel ekonominin en belirgin özelliği, belirsizliğin artık istisna değil, kural hâline gelmiş olması. ABD’de Donald Trump’ın etrafında hızla değişen politik ve ekonomik kararlar, küresel ticaret ve finansal piyasalar açısından yakından izlenmeye devam edecek.
Ticaret savaşları ve gümrük vergileri bu belirsizliğin en somut yansımalarından biri. Özellikle demir-çelik ve otomotiv sektörlerine yönelik korumacı adımlar, küresel değer zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Türkiye açısından bakıldığında ise bu tablo, hem Avrupa pazarına olan entegrasyon hem de ihracat kompozisyonu nedeniyle dikkatle izlenmesi gereken bir risk alanı oluşturuyor.
Bu yıl yine Trump tarafından alınacak önemli kararlardan birisi de Amerikan Merkez Bankası Fed’in başkanının kim olacağıdır. Yeni başkan ABD’de faiz indirimine hangi hızla devam edileceği konusunda piyasa beklentilerini şekillendirecektir. Faiz oranları ile enflasyon verisi ise, Amerika’nın mevcutta tarihi rekor düzeye ulaşan kamu borç stoku ile bunun faiz yükü üzerinden, gerek Amerika gerekse küresel finansal piyasaları etkileyen en önemli faktörler arasındadır.
Dünyanın iki süper gücü arasındaki çekişme: ABD x Çin
ABD ile Çin arasındaki çekişme artık klasik bir ticaret geriliminin çok ötesine geçmiş durumda. Çipler, yarı iletkenler ve ender yeryüzü materyalleri bu mücadelenin merkezinde yer alıyor. Bu alanlardaki rekabet yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik sonuçlar da doğuruyor. Yeraltı zenginlikleri nedeniyle Kazakistan’ın G-20 gündeminde daha görünür hâle gelmesi, doğal kaynakların küresel siyasetteki ağırlığının arttığını gösteren önemli bir işaret.
Bu noktada belirleyici olan yalnızca kaynaklara sahip olmak değil, bu kaynakları işleyebilme ve rafine edebilme kapasitesidir. Güney Kore’nin teknoloji ve rafinasyon alanındaki başarısı bunun en somut örneklerinden biridir. Zira Güney Kore petrol kaynaklarına sahip olmasa da yüksek teknolojisi ve rafinasyon kapasitesi ile dünyadaki net petrol ihracatçısı ülkeler arasında yer almaktadır.
Yapay zekâ ve büyük teknoloji şirketleri
2026’da küresel gündemi belirleyecek bir diğer kritik başlık ise yapay zekâ olacak. Artık yapay zekâ yalnızca teknoloji şirketlerinin Ar-Ge gündemi değil; üretkenlik, istihdam, enerji tüketimi ve hatta ulusal güvenlik tartışmalarının merkezinde yer alıyor.
Bu yıl büyük teknoloji firmalarından gelecek yatırım, yenilik, ürün ve hizmet haberleri yalnızca teknoloji hisselerini değil, küresel piyasa algısını da doğrudan etkileyecektir. Özellikle veri merkezleri için artan enerji ihtiyacı, yapay zekânın dolaylı olarak emtia piyasaları ve enerji fiyatları üzerinde de belirleyici olacağını gösteriyor.
Öte yandan yapay zekâ alanındaki düzenleme tartışmaları, ABD ile Avrupa Birliği arasındaki yaklaşım farklarını daha görünür hâle getirirken, Çin’in devlet destekli teknoloji hamleleri rekabeti daha da sertleştiriyor. 2026, yapay zekânın ekonomik büyümeyi hızlandıran bir unsur mu yoksa yeni eşitsizlikler yaratan bir faktör mü olacağının daha net biçimde tartışıldığı bir yıl olacak.
Jeopolitik riskler gündemde kalacak
2026’da jeopolitik gelişmeler de yakından izlenecek. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın sona erip ermeyeceği, Orta Doğu’da Filistin, İsrail ve Suriye hattında dengelerin nasıl şekilleneceği ve ABD-Venezuela geriliminin nereye evrileceği, küresel risk algısını belirleyen ana başlıklar arasında yer alacak.
Yeşil dönüşüm tozlu raflara mı kaldırılacak?
Trump yönetimiyle birlikte iklim değişikliğiyle mücadelenin yeniden arka plana itilmesi, küresel ekonomi açısından yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ciddi ekonomik ve finansal riskler barındırıyor. Yeşil dönüşüm, karbon fiyatlaması ve sürdürülebilir finansman alanlarında atılması gereken adımların belirsizliğe sürüklenmesi, uzun vadeli yatırım kararlarını zayıflatırken, enerji, tarım ve sigortacılık başta olmak üzere birçok sektörde maliyetleri öngörülemez hâle getiriyor.
İklim politikalarının rafa kaldırılması, kısa vadede bazı sektörlere nefes aldırıyor gibi görünse de, orta ve uzun vadede daha sert iklim şokları, tedarik zinciri kırılmaları ve kamu maliyesi üzerinde artan yükler yoluyla çok daha yıkıcı sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. Bu nedenle 2026’ya girerken asıl risk, iklim değişikliğiyle mücadeleden vazgeçilmesi değil; bu alandaki yönsüzlüğün ve belirsizliğin küresel ekonomi üzerinde yaratacağı zincirleme etkiler olarak karşımıza çıkıyor.
Yurt içi gündemi: Enflasyon ve siyaset birlikte izlenecek
Yurt içinde ise ekonomi ve siyaset 2026 boyunca birbirinden ayrılmaz biçimde izlenecek. Ekonomi tarafında en önemli gündem maddesi yine enflasyon olacak. Fiyatlama davranışları ve beklentilerde istenen ölçüde bir gerilemenin sağlanamamış olması, yılın ilk yarısında uygulanacak ekonomi politikalarını kritik hâle getiriyor. Bu dönemde atılacak adımlar, yıl sonu enflasyon görünümü açısından belirleyici olacak.
Yılın ikinci yarısı itibarıyla ise gözler seçimlerin ne zaman yapılacağına ilişkin takvim tartışmalarına çevrilecek. Seçim sürecinin zamanlaması; kamu harcamaları, para politikası duruşu, finansal koşullar ve beklentiler üzerinden ekonomik verileri doğrudan etkileyecek.
Özetle 2026, küresel belirsizliklerin, teknolojik dönüşümün ve iç siyasi takvimin aynı anda yönetilmesi gereken bir yıl olacak. Yeni yılın ilk iş gününde ekonomi masasındaki temel soru da bu: Riskler doğru okunabilecek mi, dönüşüm doğru yönetilebilecek mi?
