İran’daki gerilimin devam etmesi yeni bir göç dalgasında Türkiye’nin en fazla etkilenecek ülkelerden biri olabileceğini gösteriyor.
Son günlerde nefesler tutulmuş durumda İran’da yaşananları gerek insani gerek askerî gerekse ekonomik boyutlarıyla yakından izliyoruz. Bugünkü yazımda, mevcut gelişmelerin ve olası senaryoların Türkiye ile küresel ekonomi üzerindeki etkilerini ele alacağım.
Petrol fiyatları artar mı?
Öncelikle İran’ın en büyük ihraç kalemi olan petrolle başlayalım.
Son iki yıldır petrol fiyatları düşüş eğilimindeydi. Bu durum, Türkiye gibi büyük petrol ithalatçısı ülkeler açısından ve küresel enflasyon dinamikleri bakımından olumlu bir zemin oluşturuyordu. Ancak İran’daki gelişmelere başta ABD olmak üzere dış aktörlerin asgari de olsa müdahil olması, petrol fiyatlarında görülen bu dip seviyelerin hızla tersine dönmesine yol açabilir.
Hatırlayacak olursak, Brent petrol fiyatları, geçen yaz ABD’nin İran nükleer tesislerine yönelik bunker delici bomba kullanımı sonrası yaşanan şoktan bu yana ilk kez 200 günlük hareketli ortalamasının üzerine çıkmıştı. İran’dan petrol akışının sekteye uğraması ya da Hürmüz Boğazı’nın kapanması, petrol fiyatları üzerinden küresel ticareti ve ekonomik dengeleri çok daha hızlı bir şekilde etkileyebilir.
Altın ve emtia fiyatlarında yeni rekorlar olası
Küresel enflasyon ortamı ve artan jeopolitik gerilimler, son yıllarda altın ve değerli metalleri en fazla kazandıran varlıklar arasına taşıdı.
İran geriliminin tırmanmasıyla birlikte hâlihazırda rekor seviyelerde seyreden altın ve emtia fiyatlarında yeni zirveler gördük. Ons altın 4.600 dolar eşiğini aşarken, gümüş fiyatları da 90 dolar eşiğini zorluyor.
Jeopolitik risklerin küresel ölçekte devam etmesi, değerli metallerde önümüzdeki aylarda da hızlı değer artışlarını destekleyebilir.
Uluslararası ticarette sekte
ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamalarda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu. Bu uygulamanın gecikmeden hayata geçirileceğini belirtmesi, başta Türkiye olmak üzere İran’la yakın ticari ilişkileri bulunan ülkeler açısından önemli bir ultimatom niteliği taşıyor.
TEPAV meslektaşım Ekrem Cünedioğlu’nun hesaplamalarına göre Türkiye, gerek İran gerekse ABD ile yaptığı ticaret nedeniyle bu gerilimden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. 2024 yılı verilerine göre Türkiye’nin İran’a ihracatının toplam ihracat içindeki payı yüzde 1,2, ABD’nin payı ise yüzde 6,3. Türkiye’nin ithalatında ise İran’ın payı yüzde 0,7, ABD’nin payı yüzde 4,7 düzeyinde.
Ancak İran ve ABD ile yapılan ticaretin sektörler arası kompozisyonunun oldukça farklı olması, bu ticaretin bir anda sona erdirilmesini ya da sektörlerin etkilenmesinin kısa sürede önlenmesini zorlaştırıyor. Bu durum, Trump’ın açıkladığı gümrük vergilerinden Türkiye’nin en çok etkilenecek ülkeler arasında yer aldığını gösteriyor.
ABD-Çin soğuk savaşında yeni etaplar
Venezuela gibi İran da, kendi enerji kaynakları sınırlı olan Çin için hayati bir tedarikçi konumunda. Çin’in Venezuela ve İran’dan sağladığı petrol akışının olumsuz etkilenmesi, küresel güç dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
ABD’nin Çin’e karşı başlatmış olduğu ticaret Savaşları’nda enerji akışlarının kesilmesi, iki liderin çekişmelerinde farklı patikalara evrilmemize sebep olabilir
Yeni göç dalgaları gündeme gelebilir
Orta Doğu coğrafyasında yer alan ülkelerin yüzyıllardır tecrübe ettiği en önemli olgulardan biri savaşlar ve bu savaşların tetiklediği göç hareketleridir. 2010’lu yıllarda Suriye kaynaklı göç, Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri hâline gelmişti. İran’daki gerilimin devam etmesi de yeni bir göç dalgasında Türkiye’nin en fazla etkilenecek ülkelerden biri olabileceğini gösteriyor.
Bölgesel savaşlara evrilir mi?
İran geriliminin Venezuela’dan temel farkı, etkilerinin çok daha geniş ve coğrafi olarak yayılma potansiyelinin yüksek olmasıdır. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahaleye dahi açık kapı bırakan açıklamalarının hemen ardından, İran’ın bölgede ABD’ye ait askerî üslere saldırı ihtimalini gündeme getirmesi dikkat çekicidir. Bölgedeki en önemli askerî üslerden biri olan Türkiye’nin bu denklemdeki konumu da göz ardı edilmemelidir.
İran’la yaşanan gerilimin en endişe verici boyutlarından biri ise İran’ın on yıllardır üzerinde çalıştığı nükleer kapasitesidir. Bu alanda hangi aşamada olunduğu tam olarak bilinmese de, Pandora’nın kutusunun açılmasını kimse istemez.
