Faiz indirimleri, mevcut enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerle birlikte değerlendirildiğinde, %16 enflasyon hedefinden çok daha yüksek bir yıl sonu enflasyonuna işaret eden bir tablo ortaya çıkıyor.
Bu yılın ilk Para Politikası faiz kararıyla Merkez Bankası’ndan beklenen faiz indirimi geldi. Merkez Bankası, 22 Oca tarihli kararıyla:
- Politika faiz oranını %38’den %37’ye
- Gecelik vadede borç verme faiz oranını %41’den %40’a
- Gecelik vadede borçlanma faiz oranını %36,5’ten %35,5’e indirdi.
Bu adımlar, Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemde de faiz indirimlerine devam edeceğine işaret ediyor.
Faiz indirimleri yılsonu enflasyon hedefiyle uyumlu değil
Gerçekleşen enflasyon, beklentiler, fiyatlama davranışlarındaki atalet ve iç talep dinamikleri bir arada düşünüldüğünde, faiz indirimleri Merkez Bankası’nın 2026 yıl sonu enflasyon hedefi olan %16’ya götüren patikadan daha gevşek bir parasal duruşu ima ediyor.
TEPAV bünyesinde hazırladığımız Para Politikası Değerlendirme Notu’nda da vurguladığımız üzere, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine devam etmesi halinde, yıl sonu enflasyonunun piyasanın da uzun süredir fiyatladığı üzere %20-%25 bandında gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel görünüyor.
Merkez Bankası enflasyonist risklerin farkında
Merkez Bankası’nın faiz kararına ilişkin basın duyurusu metni de bu riskleri öne çıkaran bir dili kullanıyor. Karar metninde kullanılan ifadeler şu şekilde:
“Öncü veriler ocak ayında aylık tüketici enflasyonunun gıda öncülüğünde arttığına, ana eğilimdeki artışın ise sınırlı olduğuna işaret etmektedir.”
“Son çeyreğe ilişkin göstergeler talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü ima etmektedir.”
“Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları iyileşme işaretleri göstermekle birlikte dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir.”
Bu ifadeler, Merkez Bankası’nın söylem düzeyinde temkinli kalmaya çalıştığını, ancak uygulamada daha gevşek bir patikaya girdiğini gösteriyor. Faiz indirimleri, mevcut enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerle birlikte değerlendirildiğinde, %16 enflasyon hedefinden çok daha yüksek bir yılsonu enflasyonuna işaret eden bir tablo ortaya çıkıyor.
Türkiye, enflasyon problemini çözemeyen ender ülkeler arasında
Bu tablo, Türkiye’yi uluslararası ölçekte en yüksek enflasyona sahip ülkeler liginde tutmaya devam ediyor. Zira geçtiğimiz yıl küresel enflasyon şampiyonları arasında Türkiye ve Arjantin vardı; ki Arjantin için enflasyon beklentileri çok daha hızlı geriliyor.
Türkiye gibi büyük ölçekli gelişmiş ülkeler ise enflasyon sorununu uzunca bir süre önce çözdü. Örnek vermek gerekirse, uzun süredir savaş koşullarında olan ve ağır yaptırımlara tabi olan Rusya’da 2025 yıl sonu enflasyonu yüzde 5,6 olarak gerçekleşti. ABD ile artan ticaret savaşları ve siyasi baskılar altında bulunan Brezilya’da bu oran yüzde 4,3, Meksika’da yüzde 3,7, Güney Afrika’da ise yüzde 3,5 seviyesindeydi. Endonezya, Güney Kore ve Hindistan ise 2025 yılını yüzde 1,3 ile yüzde 2,9 bandında enflasyonla kapattı.
Yüksek enflasyon üretici açısından rekabet; çalışan açısından refah kaybına sebep oluyor.
Uluslararası rekabet içinde olduğumuz bu akran ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’nin yaklaşık on katına varan bir enflasyon oranına tabi olması, yurt içinde üretimi ve özellikle ihracatçıyı ciddi biçimde zorluyor. Enflasyonla mücadelenin bir aracı olarak kullanılan değerli kur politikası, yurt dışında ihracatçının rekabet gücünü aşındırırken, yurt içinde ithalatı ve tüketimi teşvik ediyor. Bu baskıyı dengelemek için uygulanan ithalat yasakları ve kısıtlamalar ise zaten düşük ücret artışları ve refah kaybı yaşayan hane halkını daha pahalı ya da daha düşük kaliteli ürünlerle sınırlandırıyor.
Programın başarısı için en önemli konu enflasyon
2023 yılı ortasında başlayan ve üçüncü yılını tamamlamak üzere olduğumuz makro-finansal istikrar programının gerek hanehalkı gerekse reel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin telafi edilebilmesi için, programın en temel hedefi olan düşük ve sürdürülebilir enflasyonun mutlaka elde edilmesi gerekiyor. Aksi halde programın üretici ve hanehalkı üzerindeki maliyeti ile yaklaşan seçim takvimi, enflasyonun tek haneye gerilemeden programın rafa kaldırılmasına sebep olabilir…