Yaklaşık üç senedir uygulanan bir ‘enflasyonla mücadele programı’ var ve istenilen sonuç bir türlü alınamıyor. Üstelik programın maliyetinin büyük kısmı zaten halka yıkıldı.
Sizin de bazı zamanlarda ‘ben bunu daha önce yaşamıştım’ dediğiniz anlar olmuyor mu?
Oluyorsa eğer işte buna ‘déjà vu’ (deja vü) diyoruz. Déjà vu Fransızca kökenli bir kelime ancak hemen hemen her dilde orijinal şekliyle kullanılıyor. Kelime anlamı ‘daha önce görüldü’ demek. Hem psikolojik hem de nörolojik açıdan incelenen bilimsel bir terim aslında. Yaşanan bir olayı, görülen bir yeri veya edilen bir sohbeti daha önceden yaşamışız, görmüşüz veya duymuşuz hissine kapılma durumunu ifade ediyor.
Bu hisse kapılmanın birçok nedeni var. Hafıza karışıklığı nedeni olabileceği gibi, beynin sağ ve sol lobu arasında veri işleme hızında milisaniyelik bir gecikme olması da ‘daha önce yaşanmışlık’ hissi veriyor. Ancak çokça; o an bulunduğumuz ortamdaki bazen bir nesne, bazen bir koku veya işitilen bir ses, geçmişte yaşadığımız ama tam olarak hatırlamadığımız ya da hatırlamayı istemediğimiz bir anıyla bizi eşleştiriyor. Beynimiz bu beraberliği ‘tamamen aynı an’ olarak yorumlayabiliyor.
Uzmanlara göre; eğer bu his çok sık tekrarlanıyorsa ve beraberinde baş dönmesi veya kafa karışıklığı getiriyorsa, bu durum nadiren de olsa ‘temporal lob epilepsisi’ gibi ‘nörolojik bir vakanın’ belirtisi olabilir diye adlandırılıyor.
Bütünleşik bir politika seti olmadığını sıklıkla söylüyoruz
MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir’in 16 Şubat 2026 Tarihinde Nefes Gazetesi ile yaptığı sohbette; enflasyonun artık sıkı para politikası ya da Merkez Bankası’nın yaptığı açılımlarla geriye gidecek noktayı geçtiğini, ülkemizde fiyatlamaları kontrol etmediğimizi düşündüğünü, hiçbir kurumun maliyet temelli fiyatlamaya çalışmadığını, ülkemizde son 2-3 yıldır uygulanan sıkı para politikasının seçim öncesinde karamsar havanın, şişirilmiş maliyetlerin belirli bir köpüğü olduğunu, programın o köpükleri aldığını, bu saatten sonra sıkı para politikasıyla, kemer sıkmakla, finansmanı daraltmakla sonuç alınacak yerler olmadığını, çünkü sorunların kronik olduğunu, artık yapısal problemlere çözüm bulmak gerektiğini, enflasyonu düşürmede Sanayi, Tarım, Ticaret, Hazine ve Maliye bakanlıklarının birbirleriyle haberleşen politikalarının olması gerektiğini, sistem içerisinde üretim yapan, belirli nedenlerle kendini çeviremeyen ama piyasaya lazım olan şirketler olduğunu, çok fazla faaliyet yapmayıp, yüksek cirolar yapanlara bakmak gerektiğini, şu anda en büyük sorunun finansman olduğunu, maliyetlerin çok yüksek olduğunu belirtmiş.
Bu sohbetin içerisinde çokça katıldığım hususlar var. Örneğin, enflasyonu düşürmede Sanayi, Tarım, Ticaret, Hazine ve Maliye bakanlıklarının birbirleriyle haberleşen politikalarının olması gerektiği söylemi tartışmaya açık değil bence. Zaten enflasyonun bir türlü istenilen düzeye düşürülememesinin nedeni böyle bir koordinasyonun olmaması. Bütünleşik bir politika seti olmadığını bizler de sıklıkla söylüyoruz.
Fakat bu sohbet içerisinde beni en çok rahatsız eden ‘bu saatten sonra sıkı para politikasıyla, kemer sıkmakla, finansmanı daraltmakla sonuç alınacak yerler olmadığının’ söylenmesi oldu. Gerçi sohbetin içeriği aslında hükümete ve özellikle ekonomi yönetimine bir eleştiri olsa da, bu cümle bağlamından çıkarıldı.
Zaten çıkarılmaya da müsait bir ortamdayız. Herkes çokça yoruldu. Yaklaşık üç senedir uygulanan bir ‘enflasyonla mücadele programı’ var ve istenilen sonuç bir türlü alınamıyor. Üstelik programın maliyetinin büyük kısmı zaten halka yıkıldı.
Öte yandan, 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, bir önceki çeyreğe göre 12,1 milyar ABD doları artarak 219,7 milyar ABD dolarına ulaşmış durumda. Bunun içerisinde reel sektörün kredi borcu yaklaşık 121 milyar ABD doları. Özel sektör ciddi bir kur riski yüklenmiş durumda.
Merkez Bankası, yabancı para krediler ile kredili mevduat hesaplarındaki gelişmeleri dikkate alarak sıkı parasal duruşu desteklemek ve makrofinansal istikrarı güçlendirmek amacıyla, yabancı para kredilerde sekiz haftalık dönemler için yüzde 1 olan büyüme sınırı yüzde 0,5’e düşürmüştü. Yüklenilen kur riskine karşı da bir önlem gibi düşünülse de, bu sorun şirketleri ciddi anlamda sıkıntıya sokmuş gözüküyor.
‘Bu saatten sonra sıkı para politikasıyla, kemer sıkmakla, finansmanı daraltmakla sonuç alınacak yerler olmadığının’ söylenmesi bana; Naci Ağbal döneminde yine benzer iş dünyası temsilcilerinin söylemlerini hatırlattı. Bir nev’i ‘‘Déjà vu’’ yaşadım.
Hatırlatmak gerekirse; 18 Mart 2021 tarihinde içeriden gelen tüm baskılara karşılık Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak adına politika faizini yüzde 17’den yüzde 19’a çıkarma kararı almıştı. 19 Mart 2021 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi manşetinde ‘Bu operasyonu kimin adına çektiniz?’ sorusunu tam sayfa olarak almıştı.
Dönemin MÜSİAD Başkanı da aynı gazetedeki yer alan yorumunda;
Yapılan faiz artışının beklentilerin üzerinde olduğunu belirterek, “Başta gıda ve emtia olmak üzere küresel piyasalardan kaynaklanan fiyat artışlarının Merkez Bankası'nın etki alanının dışında kalması sebebiyle, enflasyonla mücadelenin yalnızca politika faizi enstrümanı ile sürdürülmesinin yeterli olmayacağı kanaatindeyiz. Önden yüklemeli faiz artışının piyasa beklentilerinin oldukça üzerinde bir düzeyde gerçekleşmesiyle, bundan sonra atılacak adımların iş dünyasının yatırım hevesi ve borç yapılandırması adına nasıl bir seyir izleyeceğini görmek gerekecektir,” demişti. Benzer şeyler.
Bağlamından koparılacak cümleleri sarf etmemeye özen gösterilmeli
Sonra Naci Ağbal görevden alındı, uygulanan yanlış ekonomi politikaları ile de MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir’in ‘Seçim öncesindeki karamsar hava, şişirilmiş maliyetler dediği’ yüksek enflasyon dönemi yaşandı.
Neticede, 2021’deki artırılmış politika faizi olan yüzde 19’u, 2026’nın sonunda hayal bile edemiyoruz.
Özetle; Sayın Özdemir’in söyledikleri genel olarak doğru olsa da, bağlamından koparılacak cümleleri sarf etmemeye özen göstermek gerekiyor diye düşünüyorum.