Türkiye 218 liman tesisi, 65 yat limanı, 85 faal tersanesi, 400 balıkçı barınağı, 181 tekne imal ve çekek yeri, 23 gemi geri dönüşüm tesisi, 11’i kuru, 40’ı yüzer olmak üzere 51 havuz, 144 bin gemi insanı ve 1 milyonu aşkın amatör denizcisiyle dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden biri. 2002’de 8,9 milyon detveyt ton ile 17’nci sırada yer alan Türk sahipli denizcilik filosu 2026 itibarıyla 2 bin 234 gemi ve 51,8 milyon detveyt ton kapasiteyle 11’inci sıraya yükseldi. Ambarlı, Kocaeli, Tekirdağ, Mersin ve Aliağa olmak üzere 5 liman, hâlihazırda dünyanın en yoğun 100 limanı arasında bulunuyor. Kamu otoriteleri tarafından da dile getirilen bu performans, gelişmesi ivme kazanan Türk denizcilik birikimini de yansıtıyor.
Sempatik görünmese de bir realite olarak işin bir de askeri tarafı var. Kuşkusuz buradaki talep de endüstrinin gelişimine katkı sağlayacak.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın bir raporunda n 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne denizcilik sektörü perspektifinden bakıldığında gözlenen bulgular dile getirilmiş.
Zirve’nin en önemli etkisinin doğrudan ticari denizcilik kararlarından ziyade; savunma sanayi, deniz güvenliği ve gemi inşa alanlarında ortaya çıkacak önemli fırsatlar olduğuna dikkat çekilerek fırsatlardan ilkinin askeri gemi inşa sanayi açısından yeni ihracat fırsatları olduğuna vurgu yapılmış.
NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırma kararının deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna etki edeceği ve önümüzdeki yıllarda fırkateyn, korvet, mayın avlama gemisi, lojistik destek gemileri gibi gemiler için yeni siparişlerin alınabileceği ifade edilmiş.
Bu kapsamda başkanlar arasında savunma sanayisinde ve özellikle gemi inşa sanayi konularında görüşmeler yapıldığının dile getirilmesi, ayrıca çalışma yemeğinde “Ülkemizin ABD donanmasının da ihtiyaçlarına uygun gemileri inşa edebilecek, bölgemizde görev yapan deniz platformlarının bakım ve onarımını gerçekleştirebilecek yeteneklere sahip olduğunun” ifade edilmesi sektör tarafından memnuniyetle kaydedilmiş.
Raporda, Zirve’nin en önemli ekonomik sonuçlarından birinin savunma üretim kapasitesinin artırılması yönündeki irade olduğuna dikkat çekilerek, “Bu durum silah üretimi yanında deniz elektroniği, makine ekipmanları, kablo sistemleri, kompozit malzemeleri gibi denizcilik sanayisini de kapsayan geniş bir tedarik zinciri açısından yeni fırsatlar yaratabilecektir. Ülkemiz denizcilik yan sanayisi buradan fayda sağlayabilecek, ekipman üreticilerimizin ihracatları artabilecektir.” değerlendirmesi yapılmış.
Üçüncü olarak, hizmet sektörü bakımından fırsatların artabileceği, NATO içerisinde ortak bakım işleri, modernizasyon projeleri ve ortak lojistik destek hizmetlerinin , ülkemizin bakım-onarım sektörünü destekleyebileceği, gemi tedarik ve teknik hizmet sunan firmalarımız açısından da yeni iş imkanları oluşturabileceğine vurgu yapılmış.
Dördüncü potansiyel alan olarak, NATO’nun deniz güvenliğine daha fazla kaynak ayırması ile Karadeniz, Kızıldeniz, Baltık Denizi gibi küresel ticaret açısından kritik bölgelerde liman güvenliği, deniz gözetleme sistemleri, radar altyapıları ve siber güvenlik alanlarında yeni yatırımlar ve projeler kapsamında Türk özel sektörünün fırsat bulabileceği değerlendirilmiş.
Raporun ‘sonuç’ bölümünde ise savunma harcamalarının artmasının Türk denizcilik ekosistemine sağlayabileceği ekonomik katkıların; Türk tersaneleri, ekipman üreticileri, bakım-onarım firmaları ve hizmet sağlayıcıları üzerinden gerçekleşmesinin beklenebileceğine dikkat çekilerek; “ Bunun yanında, NATO’nun kritik deniz ulaştırma altyapılarının korunması, liman dayanıklılığı ve siber güvenlik gayreti de ticari liman işletmeleri ve denizcilik sektörünün güvenlik standartlarını yükseltecek yeni yatırım ve işbirliği alanları oluşturabilecektir.” denilmiş.
Umalım ki beklentiler gerçekleşir, ‘çalışmadıkça- bekledikçe ‘ paslanan, potansiyeli büyük bir sektör çok daha hızlı gelişir.