Avrupa’nın sanayiyi kendi sınırları içinde güçlendirme hedefi, bu kez Avrupalı otomotiv üreticilerini de karşı karşıya bırakıyor. “Made in Europe” düzenlemesinin Türkiye ve Fas’taki fabrikaları atıl bırakabileceği uyarısı yapılıyor. Bu arada, “Made with Europe” formülü için de henüz somut bir uzlaşma sağlanabilmiş değil.
Made in Europe, Avrupalı otomotiv üreticisine de sert geldi. Şaşırtıcı gibi olsa da gerçek böyle. Bu yüzden Avrupalı üreticiler “Türkiye ve Fas’taki geçmiş dönem yatırımlarımızı koruyun” çağrısı yaptılar. Demek ki Made in Europe bu şekliyle uygulamaya girerse ‘bizim’ ve aynı zamanda Avrupalı üreticilerin Türkiye ve Fas’ta zamanında yaptığı yatırımlar riske giriyor.
Bu uyarı Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) Genel Direktörü Sigrid de Vries tarafından dile getiriliyor. Uyarıda, Made in Europe’un Avrupa açısından yerli sanayi üretimin etkinliğinin artırılması bakımından ‘haklı’ olduğuna dikkat çekilirken, kendi ifadeleriyle: “Önlemlerin katalizör gücünün maksimize edilmesi için bir dizi öneri” getiriliyor.
Bu önerilerden biri olarak, Türkiye ve Fas’ta geçmiş dönemde ‘iyi niyetle’ yapılmış yatırımların atıl kalmaması için korunması gerektiğine dikkat çekiliyor. Öyle bir çözüm bulunması isteniyor ki, ‘Kapasite artar ya da tesisler satılırsa bu hakların yeni sahip ya da yeni kapasiteler için geçerli olmaması’ sağlansın.
Sigrid de Vries uyarısında; “Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası’nın (IAA) tüm politika araçları, AB’nin sıkı bir şekilde entegre olmuş komşu ülkeleri olan Türkiye ve Fas’ta yerleşik ACEA üyelerinin mevcut faaliyetlerini dikkate almalıdır; böylece o dönemde geçerli olan çerçeve kapsamında iyi niyetle yapılan yatırımların boşuna kalması önlenebilir.
Yasanın dolanılmasını önlemek amacıyla, “eski hakların korunması” uygulaması yalnızca belirli bir son tarih (örneğin, Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası önerisinin yayınlanması) öncesinde kurulmuş olan kapasitelere uygulanmalı ve söz konusu faaliyetin yeni bir sahibi tarafından devralınması durumunda geçersiz hale gelmelidir.” değerlendirmeleri yer alıyor.
Bu şekliyle AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası ile kurguladığı ‘koruma ve üretimi artırma aracı’ ‘Made in Europe’ düzenlemesi otomotiv sektörüne uymadığı gibi mevcut kazanımları yok sayıyor. Olası uygulama AB sermayesinin de katkısıyla, AB dışında yapılan üretimin ve yatırımların geleceği konusunda da belirsizlik yarattığı gibi önerilen formülde bile yeni yatırımların gerçekleştirilmesi zora giriyor. Bu şekliyle AB üretimi sınırları içinde teşvik etmeye ağırlık verdiği takdirde AB sermayesinin Avrupa dışındaki yatırımlarını da cezalandırmış olma açmazı ile karşı karşıya bırakıyor.
Özellikle kamu alımları kapsamında AB içinde montajı yapılacak araçlara tanınan teşvikler ve AB’de üretilen araçların hibe ve benzeri teşvik araçlarından daha fazla yararlandırılması, kritik parçalarda uygulanacak yerlilik koşulları Gümrük Birliği’nin avantajını sınırlama tehlikeye içeriyor.
Sanayi Hızlandırma Yasası bu şekliyle uygulamaya girdiği takdirde Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan kazanımları korunamayacak. Ancak Avrupalı üreticilerin olumsuz beklentisi bunun da ötesinde. Onlara göre Türkiye ve Fas’taki fabrikaların atıl kalma tehlikesi var
‘Made with Europe’ formülünün altı boş
‘Made in Europe’ yerine Alternatif bir formül olarak gündeme getirilen ‘Made with Europe’ şemsiyesinin altı da henüz doldurulamadı. Bu yaklaşımın katı yerli üretim yerine derin kıtasal entegrasyonu, teknoloji transferini ve işbirliğine dayalı değer yaratmayı vurgulayan modern bir sanayi ve ticaret yaklaşımını temsil ettiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle bu formül kamu ihaleleri ve temiz teknoloji yatırımları için yerel içerik şartlarını zorunlu kılan Avrupa Birliği'nin korumacı “Avrupa'da Üretilmiştir” veya "AB'de Üretilmiştir" politikalarıyla çelişki oluşturuyor. Formüller konusunda yoğun üst düzey görüşmelere rağmen henüz net bir uzlaşmaya varılamıyor.
Türkiye Avrupa Birliği'nin "Made in EU" politikasına tam ve koşulsuz dâhil edilmeyi istiyor. Ancak Sanayi Hızlandırma Yasası’nın kamu alımları ve kamu destek programları kapsamında Birlik menşe şartları, düşük karbon kriterleri veya her ikisinin birlikte uygulanmasından kaynaklanın kısıtları bulunuyor.
Sonuç olarak önümüzdeki günlerde Avrupalıların ‘iyi niyetle yapılmış sınır ötesi yatırımları’ ve bunların ‘atıl kalma riski’nin ne anlama geldiğini daha fazla düşünmek zorunda kalacağız.