Pekin-Washington hattındaki görece sessizlik kimseyi yanıltmasın. Her iki taraf da "asıl karşılaşmaya" kendi meşreplerince hazırlanmaya devam ediyorlar.
ABD’nin, başkan ya da yönetimdeki parti değişse bile, önümüzdeki on yıllara damgasını vuracak küresel stratejisi belli:
- Öncelikle ABD’nin yer aldığı yarım küreyi kontrol altına almak. Trump göreve gelir gelmez tehditle Panama Kanalı’nda kazanılan Amerikan ayrıcalıklarını, Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’nun derdest edilmesini ve şimdilerde Küba’ya karşı artan sözlü tehditleri bu stratejinin parçaları olarak okumak mümkün.
- Dünyanın diğer bölgelerini müttefiklerin eliyle kontrol altına almak; Avrupalıların desteği ve Ukrayna bir "vekil güç" gibi kullanılarak Rusya’nın yıpratılmasını bu kategoride yer alıyor. Buna İsrail -ve bir ölçüde Türkiye- eliyle Ortadoğu ve Afrika’nın dizayn edilmesini, İran’daki molla rejiminin hedefe konulmasını da eklemek gerek.
- "Asıl hedefin" ise Çin olacağı açık; Pekin-Washington hattındaki görece sessizlik kimseyi yanıltmasın. Her iki taraf da "asıl karşılaşmaya" kendi meşreplerince hazırlanmaya devam ediyorlar.
Çin’de ordunun üst düzey isimlerine yönelik operasyonlar
Çin’de yaşanan son gelişmeleri de bu açıdan yorumlamak yanlış olmaz;
Dev Çin ordusunun yönetimini üstlenmiş olan Merkezi Askeri Komisyon’un iki üyesi hakkında geçen hafta yolsuzluk ve disiplinsizlik suçlamasıyla soruşturma açıldı; ordunun Devlet Başkanı ve Başkomutan Şi’den sonraki ikinci ismi General Zhang Youxia ve Komite üyelerinden Liu Zhenli görevden alındılar.
Bu görevden almalarla birlikle 2022’de Çin Komünist Partisi’nin 20’inci Kongresinde atanan 7 kişiden oluşan Merkezi Askeri Komisyon’da sadece iki kişi kaldı; Devlet Başkanı Şi ve Komisyonun "ordu içindeki yolsuzlukla mücadeleden sorumlu" üyesi Zhang Shengmin.
Yolsuzluk mu, güç kavgası mı, Tayvan mı?
Çin bir kapalı kutu; Dolayısıyla ordunun üst düzeyindeki bu görevden almaların gerçek nedenleri üzerine çok sayıda olasılık da havada uçuşuyor.
- Görevden almalar konusundaki resmi açıklama yolsuzluk. Devlet Başkanlığı görevine geldiğinde Çin ordusu içindeki yoğun yolsuzluk iddiaları ve Şi’nin tüm bunların üzerine gideceğine ilişkin sözleri nedeniyle "yolsuzluk" gerekçesi dikkate alınabilir bir neden.
- Şi’nin Çin tarihinde Mao’dan sonra en güçlü lider olması, bunu gerçekleştirmek için Devlet Başkanlığı görev süresini Çin’deki teamüllere aykırı şekilde uzatabilmesi, daha önce kendisiyle ters düşen gerek Komünist Parti içindeki siyasetçiler, gerekse ordudaki askeri personeli görevden almaktan çekinmemesi, son yaşananların en tepede yaşanan bir "güç kavgası" olma ihtimalini de ortaya koyuyor.
- Üçüncü olası gerekçe olarak Tayvan meselesi öne çıkıyor; Şi, ülkenin resmi bir parçası sayılan, ancak fiilen ayrı bir yönetime sahip Tayvan’ın kontrolünü almayı bir "siyasi miras" meselesi yaptığını pek saklamıyor. Hemen her kritik konuşmasında Tayvan’a bir atıf var. Nitekim Çin ordusu da Tayvan etrafındaki askeri tatbikatları her geçen yıl daha da büyütüp, genişletiyor. Ancak Tayvan’a nihai müdahale konusunda ordunun üst düzey isimleri ile Devlet Başkanı Şi arasında, operasyonun "zamanlaması" konusunda görüş ayrılığı olduğu da uluslararası basında giderek artan şekilde yer bulmaya başladı. Son görevden almaların bu konuyla da ilgisi olması mümkün.
Çin’de yaşanan son gelişmelerin gerçek gerekçesi ne olursa olsun, Şi’nin ülke yönetimindeki mutlak gücünü pekiştirdiği de açık. Çin de, küresel büyük rakip ABD ile karşı karşıya gelmeden önce kendince "evini temizliyor" gibi...