Daha kapsayıcı, hoşgörülü, uyumlu ve uzlaşıcı, birbirini anlamaya çalışan bir toplum yaratmak için başta yeni yıl olmak üzere önümüze çıkan her fırsatı değerlendirmeliyiz.
İbni Haldun, coğrafyanın insanın yaşam biçimi ve tarzlarına etkilerini analiz eden büyük düşünürlerden biri. Haldun’un analizi, zaman içinde “Coğrafya kaderimizdir!” özdeyişine dönüşmüş. Bir başka anlatıma göre büyük coğrafyacı Amasyalı Strabon’un sözüdür. Söylemin kaynağı kim olduğu çok önemli değil. Önemli olan coğrafyanın yaşam üzerindeki belirleyiciliğidir.
Çok uzaklarda aramalar yapmamıza gerek yok; yaşadıklarımıza, yakınlarımızda olup bitenlere coğrafyanın etkilerini gözlemek yeterli.
Gelin birlikte 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun toraklarında büyük alt-üst oluşların yaşandığı dönemi düşünelim: Kırım’dan, Galiçya’dan, Adalar’dan, Yemen’den, Fizan’ dan, Magrib’ ten, Maşrik’ ten, Kuzey ve Güney Kafkaslardan, imparatorluğun uzandığı öteki coğrafyalardan büyük göçleri anımsayalım. İnsanların evlerini, tarlalarını, tapanlarını, sularını sellerini, ormanlarını, yaylalarını, obalarını terk ederek korkunun itişiyle bilinmez bir umudun selinde uzak diyarlara sürüklenişini düşünelim.
Kendi adıma, çocukluk günlerimi geçirdiğim köyümün insanlarından bir örnek paylaşayım. Büyüdüğüm köy, Şavşat’ın İmerhnevi Köyü ile Ardanuç’un kuzeyinde Şavşat’a yakın köylerden göçenlerden oluşuyor. Dünyayı anlamaya başladığım yaşa geldiğimde, göç eden ilk nesil bu dünyadan göçmüş, ikinci nesil için hazan yaklaşmıştı.
Köyün ortak eğlencesi
Kış geceleri oynanan “yüzük oyunu” ve Yeşiltepe’den köyün ortasındaki Kilise çeşmesine - eski bir Rum köyü olduğu için- ağaç merdivenler üzerinde geceleri yapılan “kayak eğlencesi” ötesinde zihnimde daha derin iz bırakanı zemheri ayının ortasında, eski hesap yılbaşı gecesi düzenlenen “berobanay” oyunudur.
Büyüklerin anlattığına göre daha önce kızlı erkekli oynanan oyun, göç sonrası çevrenin baskısıyla dönüşmüştü. Kızların yerini kadın elbisesi giyen erkekler almıştı.
Kendir çuvallarından yapılan “deve”, ziller ve keleklerle donatılır; değişik yazmalar ve boncuklarla süslenirdi.
Eğlence başlayınca köyün her evine uğranır, dargınlık ve küslük unutulur, oyunlar oynandıktan sonra ailenin büyükleri evde ne varsa; un, yağ, şeker, yumurta, tavanda kışı atlatmak için saklanan elma, armut, erik kurusu, ceviz, değişik pekmezler gençlerin taşıdıkları kaplara konurdu.
Sabaha kadar süren eğlencenin biteceği yer belliydi: Köyün en yoksulu, öksüz ya da yetim kalmış biri, kimsesiz kalmış ya da hasta bir komşu.
Toplanan malzemenin bir bölümünden bişi, kete ya da köyün geleneksel yiyecekleri yapılır; arta kalan konaklanan eve bırakılarak, sabah yemekler yendikten sonra herkes evine dönerdi. Bu yılbaşı eğlencesinin toplumsal dayanışma özü hep ilgimi çekerdi: Konaklanan ev sahibine, yılbaşı günü yalnız olmadığı, arkasında konu komşunun bulunduğu hissi verilir; güçsüz ve yalnız olanlara o topluluğun bir parçası oldukları hissettirilirdi. Dar coğrafyalardaki yaşamın insanlara öğrettiği dayanışma duygusunun, kalabalık kent ortamlarında, yalnızlığa, kimsesizliğe, umutsuzluğa, kaygıya ve korkuya dönüşmesi zihnimi rahatsız eden gelişmedir.
Mekan ilişkileri biçimlendirir
Ne zaman köylerden kentlere göç hızlandı; köyler seyrekleşti, genç insanların yaşama alanı olmaktan çıktı; berobanay eğlencesi gibi gelenekler de sönüp gitti. Bizim kuşaktan sonra gelen gençler, 300 yılı aştığı söylenen bu geleneği unuttu; tarihin derinliklerinde arşiv kaydına geçen anılara dönüştü.
Berobanay eğlencesinin Gürcistan’daki durumunu da sordum.
Gürcistan’da erişebildiğim dostlarım Katoliklerin 27 Aralık, Ortodoksların 7 Ocak günü kutladıkları oruç sonrası eğlencelerin kalıntıları olabileceğini söyledi. Ülkemizi iyi bilen ve uzun yıllardır Gürcistan’da yaşayan dostum da ilgili çevrelerden sorguladıktan sonra şu saptamayı paylaştı: “Berobanay eğlencesinin çok uzun bir geçmişi olduğu söyleniyor. Kadim Gürcistan’da oruç sırasında eğlence hoş karşılanmadığı için Hristiyan orucunun bittiği gün yapılan eğlenceler zaman içinde berobanaya dönüşmüş olabilir. Bu gelenek evrim geçirse de Gürcistan’ın değişik yerlerinde izlerine rastlanabiliyor: Mtskheta’da - Kafkas dağlarının güney yamaçlarında Kaheti’in batısında Tiflis’e kadar uzanan bölgede- geleneği sürdüren köyler var. Ayrıca Javakheti’ de -Ahiska ve çevresi- bölgelerinin bazı köylerinde yaşadığı biliniyor.”
Bizim köyde yaşayanlar Ahalikse (Ahiska) bölgesi köylerinden göç edenlerin Anadolu içlerine getirdiği 150 yıla yakın zamandır da koruduğu bir gelenek.
Eğlence de anlam üretmeli
Kültürler, görenek ve gelenekler, adetler ve alışkanlıklar görecelidir. Coğrafyanızı değiştirir; başka insanlarla iletişim-etkileşim biçimlerinizi farklılaştırdığınızda, basitleştirilmiş anlatımlarla oluşturduğunuz, rutini olan değerleriniz de sahneden çekiliyor.
Demek istiyorum ki, yaptığımız işlere bir değer katmak, bir anlam üretmek istiyorsak; gerçeklik diye bir şeyin olmadığını, zihni modelimize göre gerçeklik tanımladığımızı bilmeliyiz. Zihni modelimizin varsayımlarını değiştirdiğimiz zaman gerçekliğimiz de değişir. O zaman, arka plan derinliğini bilmediğimiz konularda keskin sözler söylemekten geri dururuz. Bugünün yanlışı, yarının doğrusu olabilir; o nedenle sosyal ilişkilerimizde tamiri imkansız hataya yol açmaktan kaçınabiliriz. Daha kapsayıcı, daha derinlik arayıcı, hoşgörülü, uyumlu ve uzlaşıcı, birbirini anlamaya çalışan bir toplum yaratmak için başta yeni yıl olmak üzere önümüze çıkan her fırsatı değerlendirmeliyiz.
Herkese sağlıklı, mutlu ve güvenli bir yeni yıl diliyorum.