Çin yöneticilerinin bugün ülkelerini ayrıştıran sonuçları yaratmalarının ardında, ülkenin yetenekli insanına erişme, kararlılıkla onları eğitme, “seçkin azınlıkların” sorgulayıcı aklını değerlendirme ustalığı var.
Financial Times Asya Teknoloji muhabiri Zijing Wu’nun yazısını EKONOMİ gazetesi 17-18 Şubat 2026 günlerindeki sayılarında paylaştı. Wu, yazısında Çin’i yönetenlerin, “dahi çocukların” aklını, hüneri aşarak yaratıcı yeniliklere erişmek için planlı ve kararlı çabalarının özetini aktardı.
Wu’nun yazısı, ülkemizi yönetme iddiasında olan ve siyasetin bütün kademelerinde, bürokrasinin kılcal damarında, medyanın yerel ve yaygın olanının her yerinde, iş dünyasının derinliklerinde yer edinmiş olanların okumasını isterim. Çin’deki dahi çocukların aykırılarından biri olan Wu’nun merkez düşüncesi çok net: “Kalıcı olan şey, sorgulama merakı, akıl yürütme disiplini ve bilinmezle yüzleşme cesaretidir.”
Dönüp kendime sordum: Yaşamın boyunca popülist sığlığın konforuna mı sığındın, sorgulama merakı, akıl yürütme disiplini ve bilinmezle yüzleşme cesareti peşinde mi koştun?
İnsanların en kolay yaptıkları iş kendilerini haklı çıkarmaktır; o nedenle halkların akıl birimi, “akla nazar değmez” der.
Kendime biçtiğim değerin öznelliğini biliyorum; o nedenle paylaşmam anlamlı değil. Bilenleriniz vardır; bu satırların yazarı tam tamamına 62 yıldır düşündüklerini yazıyla belgeliyor. Belgeler arşivin kalbindedir; ne yaptığını, ne yapamadığını anlamak isteyenler için sadece biraz sabır ve emek yeterli olacaktır.
Wu’nun ve başka düşünce insanının, kalıcı değerlerin ilk sırasına yerleştirdikleri “sorgulama merakının” çekirdeği, “Nasıl?” sorusunun izini sürmektir. Çin yöneticilerinin bugün ülkelerini ayrıştıran sonuçları yaratmalarının ardında, ülkenin yetenekli insanına erişme, kararlılıkla onları eğitme, “seçkin azınlıkların” sorgulayıcı aklını değerlendirme ustalığı var.
Azınlık olma her zaman etkisiz olmayla eşdeğerde değil. Toplumların yaşamında büyük değişmelerin kıvılcımını, çoğu kez azınlıkta olup, vazgeçilmez ideali olan, yaratmak istedikleri sonuçlara odaklanan insanların iradeleri çakar.
Çakan kıvılcımı, toplumsal gelişmeye dönüştüren güç ise “Nasıl?” sorusunun izini sürme kararlılığıdır.
Nasılı aramanın ilk adımı “yöntem” belirlemedir. İkinci adımı, “sonuçları yaratan süreçleri” kavrama. Üçüncü adım, “biçimini, mekanizmalarını ve işleyişini” tasvir etme. Dördüncüsü, sanal ve fiziki “araç-gereçler” bağlamında “kapasite ve teknik olanakları” ölçeklendirme. Beşincisi de, insan aklının “strateji, taktik ve uygulamalarının” etki analizlerini, deneysel mesafe ayarlarını yapma.
Süreçlere odaklanmalıyız
Bu yazıda “yöntem” ve “metot” sözcüklerini eş anlamlı kullanıyoruz. O nedenle, sık yinelediğimiz bir anlatımı anımsatalım: “Metot, o kadar önemsizdir ki, sadece esası etkiler!”
İş yapma yöntemimiz, yaşamı zenginleştirme ve kolaylaştırmaya katacağımız değerin düzeyini belirler.
Yöntem, üzerinde çalıştığımız işin ekosisteminin iki yönünü bilmeyi gerektirir: Biri, ekosistemin geliştirici etkilerini tanımla. Diğeri de her ekosistemde var olan asalak unsurların etkilerini en aza indirecek yol ve yöntemleri bulma.
Olay ve olguların nasıl oluştuğu, olgunlaştığı ve çoğaldığını anlayabilmek için ihmal edilmemesi gereken bileşenlerinden bir diğeri, “sonuçları yaratan süreçlerin” anlaşılması ve anlamlandırılmasıdır. Bernard Lewis’in anlatımıyla süreç, olaylar zincirinin basit bir akışı değildir; zaman içinde ilerleme, canlı organizmalardaki gelişme olarak algılanmalıdır. Organizma yaşayan organik bir yapı kavramıdır; birbirinden ayrık, ilintisiz unsurlardan oluşan bir karışım değildir; birbiriyle bağlantılı ve birbirini etkileyen parçalardan oluşan bir bütündür. Bütünü yakalamadan etkili çözümler üretemeyiz.
Biçim, mekanizma ve işleyiş
Nasıl bir çözüm üreteceğimizin üçüncü bileşeni “biçim, mekanizma ve işleyişin” kavranmasıdır. Biçim, yapının dış görünüşüdür; iç dinamiklerin etkileşimi tarafından belirlenir. Bu etkileşim mekanizmaların içte oluşturduğu ağın da gücünü belirler. Oluşturulan güç de etkinliği ve verimliliğin düzeyini. Biçim, mekanizma ve işleyişi kavramadan işimizi doğru, düzgün ve tam olarak yapamayız.
“Sanal ya da fiziki araç gereçlerin teknik imkanları ve yarattıkları kapasiteler” tanımlanmadan, tasvir edilmeden “tefsir” edemeyiz. Nasılın izini süremeyiz. Felsefemiz, bakış açımız, dayandığımız kuramlar, kurallar, kavramlar, düşüncelerin teknik olanakları ve kapasiteleri hakkında net bilgiye ulaşmalıyız. Dış ve iç koşullardaki değişmeleri doğru bağlamlarıyla değerlendiremez, neyi, ne kadar ve nasıl yapacağımızı ölçeklendiremezsek, hedefleri doğru belirlemeliyiz. O zaman, “en büyük maliyet hedefsizliktir” gerçekliğiyle kaçınılmaz biçimde yüzleşiriz.
Herhangi bir olay ya da olgununun oluşumu, olgunlaşması ya da çoğalmasına yol açan etkenleri kavramanın bir başka yolu da, nasılı ararken “strateji, taktik ve uygulama” arasındaki bütünlüğü gözden ırak tutmamaktır. Strateji, bizi başkalarından farklı kılacak yol ve yöntemleri aramadır. Özellikle toplumsal gelişmelerde, iki noktayı birleştiren en kısa yol doğru değildir. Nasılın izini sürerken, “iki adım ileri atarken, bir adım geriye atmanın” yararının bilincinde olmalıyız. Üçüncü boyut ise, uygulamaların strateji ve taktiklere uyumlu olması. Bu adım, uygulama, izleme, gözleme, geribildirim, sapmalar, ince ayar ve düzeltmeleri içerir. Sürekli durum değerlendirmeleri yapma dediğimiz de de tam bunu anlatmış oluruz.
Kendimizi sorgulayalım mı?
Kendimize soralım: Nasılı ararken, yöntem konusunda kendimize yatırım yaptık mı? Sonuçları yaratan süreçlerin işleyişine ilişkin bir haritamız elimizin menzilinde mi? Biçim, mekanizma ve işleyişi masaya yatırarak bilgiye dayalı bir fikre ulaştık mı? Sanal ya da fiziki araç-gereçlerin teknik olanaklarının ve kapasitelerinin sınırlarını kavramak için ölçümler yaparak ölçeklendirdik mi? Nasılın izini sürerken stratejinin, taktiklerin ve uygulamaların bütünlüğünü sorguladık mı? Bu soruların hepsine “hayır” deniyorsa, “cehalet konforumuzun” tutsağı oluruz. Beş sorununun üçünün yanıtı “hayır” ise “vasatlık batağına” saplandığımızdan kuşkunuz olmasın. Soruların hepsi için kendini kandırmadan, “anlamak için kendime yatırım yapıyorum” diyebiliyorsak zihnimizdeki çözümler işe yarayacaktır; en küçük bir kuşkunuz olmasın ki değer üretecektir.