Küçük iş yerlerini sorgulamalıyız (4)
Büyük kırılma sonrasında en az sorunla, en düşük maliyetle, en üst düzeyde kalitede iş yapmak istiyorsak, gelin “standartlaşmanın” dün nasıl etkili olduğunu, bugün nelerle yüzleştiğimizi ve yarınlarda neler olabileceğini öngörerek hazırlanalım.
“İşyerlerimizi kaliteli yönetiyoruz” diyebilmek için “gerek ve yeter şartları” yerine getirmemiz gerekir:
- İş alanımızın ve işimizin yapısal ve ekonomik özelliklerini izleyen, gözleyen, değerlendiren, bilgiye dayalı bir fikre ulaştıran “verileri” sürekli üretmeli,
- İş süreçlerinin olaylar zincirinin basit bir akışı olmadığı, zaman içinde ilerlediği, bileşen ve bağlamların birbirine bağlı, birbirini etkileyen parçalardan oluşan bir bütün olduğunu bilerek, “dinamik süreç haritaları” elimizin menzilinde olmalı,
-İşyerimizin “iç yapısı” öncelikli olmakla beraber ,“dış çevre etkileri” gözlenmeli, izlenmeli, ölçülmeli, sayısallaştırmalı, görselleştirmeli ve anlama derinliği sürekli artırılmalı,
- İşyeri yöneticilerin düzeltebileceği aksamalar ile kolektif gücün önlem alması gereken hususlar belirlenmeli ve gerekçelendirilmeli, işyerinin katıldığı sivil inisiyatifler acılığıyla talepler dile getirilmeli,
- İşyeri yönetimleri normal koşulların geçerli olduğu dönemlerde, kriz koşullarında karşılaşabileceği sorunlar öngörülmeli, gelişme ve çekilme planları sürekli yenilenerek zihni hazırlık canlı ve diri tutulmalı.
Alternatif tepkiler üzerinde düşünelim
Bilim ve teknolojinin yarattığı “çözülme ve yeniden örülme süreci”, bir “geçiş süreci” olma aşamasını geçerek, “kritik eşiğe” ulaşmış, “kırılma aşamasına” gelinmiştir.
İşyeri örgütlenmelerinin geçmişinde birçok kez yaşanarak elde edilen deneyim, kırılma dönemlerinde değişik iş ve meslek alanlarının gerileme sürecine girdiği, bu alanda yaratılan boşlukların yeni işler ve yeni meslekler tarafından doldurulduğunu öğretiyor.
Kaliteli yönetim “öngörme ve önlem alma, gözetme ve denetme” disiplini demektir.
Küçük ölçekli işyeri sahipleri kadar, kolektif gücü temsil eden kurum yöneticilerinin de standartlaşma konusuna iki önemli sorumluluğu gözden ırak tutulmamalı: Birincisi, son üç yüz yıldır oluşan, olgunlaşan ve yaygınlaşan üretim ağlarında hangi alanlarda standartlaşmanın mümkün olmadığını bilirsek, hangi alanlarda küçük ölçekli işyerlerinin varlığını sürdüreceğini kavrarız. İkincisi de, kırılma sonrasında yeniden örülme sürecinde başlangıçta “standartlaşma etkisi” nedeniyle küçük ölçekte kalan, daha sonra standartlaşmanın gelişmesiyle büyüyecek olan iş alanları ve işyerleri hakkında ön araştırmalarla bilgi ve fikir sahibi olmak gerekir.
Ülkemizde KOSGEB ve Kalkınma Ajansları gibi kurumların, OSTİM, İMES ve benzeri küçük işyerlerinin yoğunlaştığı çok sayıda örgütlerin de sahada “standartlaşma etkisi ve alternatif işyeri ölçeklendirilmesi” üzerinde çalışma yapmaları, tahmin ve temennilerini paylaşmaları önemli bir adım olacaktır.
Yapılan için “standartlaşmaya uygun olması ve olmaması” işyeri ölçeklendirilmesinde her koşulda geçerli olabilen bir iç dinamiktir. Standartlaşma etkisine emek, zaman ve para ayırmadan sağlıklı gelecek inşa edilmesi mümkün değildir. Bu gerçeklik, hem bireysel iş insanlarının, hem de ülkemizin gelişmesine sorumluluk alan kurumların görevidir.
Büyük kırılma sonrasında en az sorunla, en düşük maliyetle, en üst düzeyde kalitede iş yapmak istiyorsak, gelin standartlaşma etkisinin dün nasıl etkili olduğunu, bugün nelerle yüzleştiğimizi ve yarınlarda neler olacağını öngörerek hazırlanalım.
Düzenlemelerin yarattığı ölçek
Tartışmamız gereken bir başka küçük işyeri sorunu da, idari kararlarla sınırlanan ve kontrol altında tutulan işlerdeki işyeri ölçek sorunlarıdır.
Harika bir bitki olmasına rağmen kenevir üretiminin, tütün yetiştirmenin, alkollü içkilerin daha başka alanlardaki üretim, toplum ve insan sağlığı koruma gerekçesiyle sınırlaması yaygın uygulamalardan biridir.
Büyük kırılma, bağlantı, iletişim, rekabet, işbirlikleri gibi alanlarda yeni koşullar yaratmakta, yeni ilişki ağları oluşturmaktadır. Bu ilişki ağlarında “ birey ve toplum sağlığı” gerekçesiyle sınırlanabilecek, kontrollü üretimin yapılmasını gerektirecek anlarda da zihni netliğe erişilmeli.
Küçük ölçekli işyerlerinin “varlık nedenlerindeki değişmeyi” anlamak ve anlamlandırmak için bugüne kadar, “bireysel yeteneklere bağımlılık”, “kısıtlı yerel kaynak bağımlılık”, “coğrafi erişilebilirlik sınırlamaları” konusunda ön-araştırma gereğini anımsatan kısa yazıları sözlerle paylaştık. Bu yazıda ”standartlaşma etkisi” ve “birey ve toplum sağlığı için yasal kısıtlama” etkenlerini anımsattık. Deneyim ve birikimlerimizi harekete geçirerek, küçük ölçekli işyerleri yönetimini, “Saldık çayıra, Allah kayıra…” ilkel anlayışına tutsak etmemeliyiz.
Bir sonraki yazıda da “tarım ve hayvancılıkta işyeri yapılanmaları” ile “yeni tedarik zincirinde işyeri ölçeklendirmesinin olası koşulları” konularını irdelemek istiyoruz.
Sürekli kriz sağlığı bozar
Eskişehir’de 1970’lerin ilk yarasında İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ’nde öğretim görevlisi olan Osman Nuri Torun, “ İki ciddi enflasyon yaşamış toplumlar sağlıklı düşünemez!” diye iddialı bir cümle kurardı. Hoca’nın genellemesi zihnimde yer etti. Yaşadığımız her enflasyon şokunda sağlıklı düşünceden ne kadar uzaklaştığımızı sorguladım; geniş düşününce saptamanın haklı olduğunu onayladım.
Krizlerin sağlığımızı, sosyal mesafe ayarlarımızı tahrip ettiğini, deneysel mesafe ayarı yapılmasını engellendiğini defalarca gözledim. Dayanıklı, öngörülebilir, risk alanlarını belirleyip üstlenebildiğimiz “dayanıklı ekonomi” kurmadan ülkeyi kaliteli yönettiğimiz söylenemez. Yönetimde kaliteyi yakalamanın yolu da, çevrede olup bitenleri analiz etmek, ahlaki ve merhameti koruyan hukuk düzeni kurmaktan geçiyor.