Ölçeklendirme, aşırı ve noksan değerlendirmelerin yarattığı kaynak israfını kabul edilebilir sınırlarda tutmak için sorgulama ortam ve iklimi yaratacak; yüzleşme özgüvenini güçlendirecek, etkinlik ve verimlilik düzeylerini yükseltecektir.
Yarım yüzyıla yakın zamandır sahada küçük ve orta ölçek işyerlerinin (KOBİ) sorunlarını anlamak ve anlatmak için uğraşıyoruz… Sadece anlama ve anlatma için uğraşmakla yetinmeyip, gözlemlerinizi yazıya dökerek belgeliyor, hayatın öz gerçeğine yakın durduğuna inandığımız düşüncelerimizin fikr-i takibini de ihmal etmiyoruz.
Bir yazı insanı olarak düşüncelerimi yazıya paylaşmaya 1964’de başladım, ama küçük işyerlerinin sorunlarına odaklanmam, gözlemlerimi kesintisiz biçimde yazıya aktarmam 1970’lerin ortalarında başladı.
Yazdıklarımı izlemiş olanlar, zihnimde “ölçeklendirme, kaynakları etkin ve verimli kullanmanın vazgeçilemez aracıdır” genellemesinin yerleştiğinin farkındadır. Çok yüzeysel bir tarama yaptığımda, sadece geride bıraktığımız 2025 yılında en az on beş yazımda, geçiş süreçlerini yönetmede ve büyük kırılma dönemlerinde, işyerlerinin değişen koşullara uyum göstererek, uzun dönemli geleceklerini güven altına almalarının etkili araçlarından birinin de “ölçeklendirme” olduğunu çok sık yazdığımı saptayacaktır. Ülkemizdeki küçük ve orta ölçek işyerlerinin temel sorunları arasında, “rekabet edebilir ölçekleme, rekabet edebilir teknolojik donanıma sahip olma ve rekabet edebilir bir yönetişim anlayışına ulaşmanın” gündeminin ilk sıralarında yer alması gerektiğini ısrarla yazdığımı da fark edecektir.
Davos’ta yapılan toplantılar, küresel ölçekte gelişmelerin aynasıdır. Davos, dünya nizamına yön veren büyük hegemon güçleri, bölgesel güçleri ve yerel güçleri temsil eden ülke yöneticilerinin, kendilerini anlatmak için kullandıkları ciddi bir platformdur.
Bu yıl yapılan Davos toplantılarında “diyalog” ihtiyacı çok öne çıktı. Diyalog konusunun önem kazanması bir rastlantı değil. Düşük basınçlı buharlı makineler on yedinci yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış, insanın kol gücünün uzantısı olan buharla işleyen makineler, içten patlarlı motorlar, elektrikli motorlar, jet motorları gibi güç kaynakları yirminci yüzyılın ortalarına kadar göçmen örgütlenmesinin itici gücü olmuştur. Sanayi Devrimi bu dönemde işlevlerini standartlaştırarak yaymış, iş yapma kültürünün kurumlarını olgunlaştırmıştı. Batı ülkelerinin öncülük ettiği sanayideki gelişmelerin ilke ve kurallarını belirleyen Batı’nın egemenliği vardı.
Yarıiletken teknolojinin insan yaşamını kolaylaştırması, yirminci yüzyılın ikinci yarasının başarına denk gelir. Transistörlerin entegre devrelere dönüştürmenin, hafıza ve işlemci çiplerin kapasite ve teknik potansiyellerinin katlanarak büyüme süreci, dünya düzeninin bütün ilke, kural, karar ve kurumlarını çözerek yeniden örülmesi sürecini hızlandırdı. Bugün, kol gücünün usantısı olan teknolojiler görece gerilerken, insan zihninin uzantısı olan sayısal teknolojiler yaşamın bütün alanlarını kapsamakta, bir “genel teknoloji” haline gelen yarıiletken teknolojiler, “geçiş süreci” aşamasındaki birikimini “kritik eşiğe” taşımış ve bugünlerde “dünya düzeninde kırılma” yaratan aşamaya ulaşmıştır.
Bir önceki aşamanın bütün ilke, kural, kurum ve kültüründe yaşanan kırılma Davos aynalarında “diyalog çağrılarını” ön plana çıkardı. Diyalogların kalıcı ve yerleşik çözümlere dönüştürecek etkili araç olarak da “ölçeklendirme” önerildi.
Davos’u izleyen Kıvanç Zaimler bir makale kaleme alarak Oksijen gazetesinin 264’üncü sayısında yayınladı. Makalenin merkez düşüncesi başlığına taşındı: “Davos ve iş dünyasının bu alanda getirdiği en güçlü çözüm önerisi: Ölçeklendirme.”
Zaimler, “ölçeklemenin” geçmiş dönemlerde “girişimcilik ekosistemi” bağlamında öne çıktığını, geldiğimiz aşamada, “uygulanabilir bir çıkış yolu” olarak sunulduğun paylaştı.
Ölçeklendirme dendiğinde ne anlamalıyız?
“Ölçeklendirme” dediğimiz zaman ne anlıyoruz? Yazılarımızda düşünce zenginliği yaratmak için okumalar yaparak aldığımız notlarda, ölçeklendirme dendiği zaman ne anlaşılması gerektiğini değişik bağlamlarıyla açıklamaya çalıştık. Notlarımızın bir bölümünü yeniden paylaşarak, bugünlerde “yükselen değer” haline gelen ölçeklendirme terimine yüklediğimiz anlamı netleştirebiliriz.
Marco İansiti ve Karim R. Lakhani’nin tanımlarından yola çıkarsak, “Ölçeği yönetmek, basitçe anlatırsak, müşteriye olabildiğince düşük maliyette mal ve hizmet sunmamızı sağlayacak bir uygulama modeli tanımlamayı gerektirir. Ölçeği artırmaya yönelik klasik çabalar, örneğin otomobil sektöründe üretim hacmini verimli şekilde artırmak ya da fastfood sektöründe hizmet verilen müşteri sayısını çoğaltmak,” gibi. Ölçeklemeyle ilgili bu anlatım, klasik iktisat kitaplarındaki “ölçek ekonomisi” temel tezine yakın durur: Geleneksel bakış açısına göre ölçek, sabit maliyetleri yayarak işletmenin sağlayacağı yararları artırmayı hedefler.
James P. Womacak ve Danielel T. Jones ise ölçeklendirmeyi, “Müşteriye değer yaratmak için doğru önceliklerle, doğru zamanda, akışları aksamaksızın yürüten uygumalar bütünü” olarak tanımlar. Wormack ve Jones, Toyota’nın yaptığı ürün geliştirme ve ürün yönetmenin tedarikçi ve müşteri işbirliğine dayandırılmasına işaret ederek, Toyota’yı öne çıkaran etkenin, değişkenliği, ürün yeniliklerine odaklanması, kültürü, zayıf döviz kuru, güçlü hükümet kararlarının etkileri değil, “temel süreçlere” çok zekice odaklanmasıdır.
Ölçeklendirmenin “temel süreçlerin zekice yönetilmesi” bağlamı önemli. Burada kritik etken temel süreçler. Biz yazılarımızda temel süreçleri, “işimizin yapısal ve ekonomik özelliklerinin ayrıntılarıyla bilinmesi” anlatımlarıyla tanımlıyoruz. Ünlü tarihçi Bernard Lewis’in anlatımıyla süreç, olaylar zincirinin basit bir akışı değildir; zaman içinde ilerleme, canlı organizmalardaki gelişme olarak algılanmalıdır. Organizma yaşayan organik bir yapı kavramıdır; birbirinden ayrık, ilintisiz unsurlardan oluşan bir karışım değildir; birbiriyle bağlantılı ve birbirini etkileyen parçalardan oluşan bir bütündür.
Jack Welch, “bütünleşik çeşitlilik” derken, “yönetişimin ölçeklendirilmesini ” anlatır: Çok farklı iş birimlerinde ilerlemek için çoklu uygulamaları gerçekleştirecek, yeni bakış açılarına ulaşmak, geniş tabanlı deneyimler biriktirmek gerekir. Deneyimler, birlikte hareket ederek kendini yeniden üretmeye, sürdürülebilirliği güven altına almaya katkı yapar. Bütünleşmiş çeşitlilik, parçaların toplamdan çok daha büyük bir değer yaratma, yapı, işlev ve kültür bütünü oluşturmadır.
Peter Senge ve arkadaşları, bir güç haline gelme hedefinin “büyük olma” anlamına gelmediğini, genellikle ilk adımların küçük olduğunu belirterek, enerjilerini etkin şekilde odaklayanların büyük bir bölümünün başlangıç ideallerinin günlük sorunların saptanmasına yönelik olduğunu belirtir. Senge ve arkadaşlarının anlatımından, ölçeklendirmede, çok büyük hedefler kadar başlangıçtaki küçük hedeflerin de anlıyoruz.
Ölçeklendirme sadece iş yönetiminin bir aracı da değildir. Ros Murray, “İttifak için dayanıklı bir inovasyon havuzu” yazısında, ABD eski başkanlarından Eisenhover’in NATO’da yüksek düzeyli komutanlık yaparken yaptığı değerlendirmeyi paylaşır: “ Daha düşük maliyetle ve en az gecikmeyle daha fazla savunma yapmalıyız. Bu savunmayı akıllı ve verimli bir şekilde kurmalıyız. Hem güvenliği sağlamalı, hem de bununun maliyetini kaldırabilecek güce erişmeliyiz. Askeri gücün temelinde ekonomik güç yatmaktadır.”
Victor E. Frankl, İnsanının Anlam Arayışı kitabında, ölçeklendirmeyi, “Optimumu yakalamalı, tüketici için yapılan işlerde, kültürde maliyette en uygununu sunmadır” tanımıyla açıklar.
Ünlü sosyolog Manuell Castells, dijitalleşmenin, ürünler ve süreçlerin aynı küresel ve yerel ağ içinde içerik anlatımların çeşitliliği destekleyen farklı platformlardaki durunu değerlendirir. Gelişmelerin bütünleşmiş bir medya sistemi yaratmayı özendirdiğini, ekonomik olarak bütünleşmiş bir medya sisteminin ortak dijital dilinin ölçeklendirmeyi, daha da önemlisi platformlar ve ürünler arasındaki sinerji ekonomilerini olanaklı kıldığını söyler. Sinerji ekonomisinin de, platformların ve ürünlerin birleşmesine ya da ağlar oluşturulmasına tahsis edilen kısımlarının daha büyük bir getirisi olabileceğini anlatır.
Jonathan Knee, kendisiyle yapılan bir söyleşisinde Castells’in odaklandığı “ağ etkisi” bağlamıyla ölçeklendirmeyi değerlendirir. İnternetin yeni ve çekici ölçeğinin ağ etkisinden kaynaklandığını söyler. İnsanlarının bunun içsel olarak üstün bir rekabet avantajı sağladığın iddia ettikleri gözlemini paylaşır. Önce de belirtildiği gibi, iktisattaki ölçek ekonomisi odağından bakarak değerlendirmesini yapar: “Ama bu bir delilik. Yüksek çekicilik maliyetinin yokluğunda, ağ etkisi odaklı tüm iş alanları, çok düşük kullanımlarda bile zarar etmeyeceklerini fark eden yeni rekabetçi platformlar çekici gelecektir. Üstüne üstlük şirketlerin çoğunda rekabetçi avantajın esas itici gücünü ağ etkisi oluşturmadığı ” gerçeği. Knee, bugün dünya ekonomisinde söz sahibi olan teknoloji devlerinin gelişme süreçlerine özetle değerlendirir; bir sonuca varır: “Bu şirketlerin hepsi, uzun süredir aşına olduğumuz rekabet avantajı ilkelerine bağlı olarak yaşayacak ya da yok olacaklar. Yanlış anlaşılmasın bu şirketlerin hepsi başarılı şirketler, ancak başarılarının tek sihirli değneği ağ etkisi değil, avantajlarını pekiştirmelerini sağlayan farklı nedenlere borçlular. Ve her birinin kendine özgü zayıf yanları var.”
Ölçeklendirmeyi müşteri-odaklı üretimin gereği olarak ele alabiliriz. Ölçeği büyüterek sabit maliyetleri azaltan, “kâr sıfır noktasını” aşmak için kapasite kullanma oranını düşüren araç olarak değerlendirebiliriz. Dijital platformların ağ etkisi bağlamında yarattığı önemli avantajlar açısından değerlendirebiliriz. Bütünleşik çeşitliliğin yaratacağı sinerji odağından ele alabiliriz. Yapılacak değerlendirmeleri zihni modelimizin varsayımlarına göre çeşitlendirebilir; zenginleştirebiliriz. Kurguladığımız modellerin sınırları içinde deneyler yapabilir ve deneyimlerimizi zenginleştirebilir. Önemli olan, “ölçeklendirme tekniğinin” geleceği inşa etmede önemli bir araç olduğunu kavramak, anlamak ve anlamlandırmaktır.
İşyerlerine hangi değerleri katar?
Sahadaki gözlemlerimiz, deneyimlerimiz ve birikimlerimize göre ölçeklendirmeyi içselleştiren işyeri yönetimleri en azından aşağıda sıralanan yararları üretebilir:
1- Jeopolitik gelişmeler, hükümet kararları, işgücü oluşumları, nüfus hareketleri, gelenek etkileri ve teknolojinin yarattığı dönüşümler gibi bileşenlerden oluşan “zamanının ruhunu” doğru okumayı sağlar, öngörme-önlem alma, gözetim-denetim disiplinine uyumun yollarını açar.
2- Gerçek gücün içerde yaratılabileceği bilincini yükselterek, küresel ölçekteki eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini özenle gözleme, izleme ve değerlendirme ciddiyetini artırarak, geleceği inşa etme motivasyonunu yükseltir.
3- Aşırı ve noksan değerlendirmelerin yarattığı kaynak israfını kabul edilebilir sınırlarda tutmak için sorgulama ortam ve iklimi yaratarak; yüzleşme özgüvenini güçlendirir, etkinlik ve verimlilik düzeylerini yükseltir.
4- Küresel değer yaratma zincirinde oluşan yeni yapı, işlev kültürü geç kalmadan anlamamızı sağlar, iç ve dış çevre analizleri yapma disiplinini ilerletir; sağlıklı veri üretimini destekler. Etkin ve verimli üretimin temel etkenlerinden biri olan veri-odaklı karar verme süreçlerinin içselleştirir.
5- İktisadi düzeninin ne üreteceğiz, nasıl üreteceğiz ve kimin için üreteceğiz diyen üç temel sorusunun yanıtlarını zihinlerde netleştirir; planlı iş yapma, strateji kurgulama, net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma gücünü kullanarak rekabet avantajı oluşturur.
6- Pragmatist ve popülist yaklaşımların yarattığı kaynak kaybını azaltır; somut veri odaklı değerlendirme alışkanlığını güçlendirir; toplumun bütün katmanlarında “şark kurnazlıklarını” azaltır; politik dilin ayrıştırıcı ve rakibi şeytanlaştıran retoriğini törpüler ve işbirliğini, dayanışmayı öne çıkarır.
7- Hızlı değişim ve dönüşümlerin yarattığı asimetrik ilişkilerin verimsizliğe yol açan asalak etkileri azaltır, proje-odaklı yönetime destek sağlar.