yıldızlar yatırım holding’in yönetim kurulu üyesi hakkı yıldız: bir holding olsak da bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımızdır
Türkiye ekonomisine 130 yılı aşkın süredir hizmet veren, temelleri 1890 yılında atılan Yıldızlar Yatırım Holding’in iş hayatı kadar değerli tutulan kültür ve sanat yaşamına ilişkin Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız, “Sanatı, düşünceyi besleyen, bakış açısını zenginleştiren ve insanı dönüştüren bir alan olarak görüyoruz. Sanayi alanında faaliyet gösteren bir Holding olsak da üretimi sadece ekonomik çıktılarla tanımlamıyoruz. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımız. Kültür ve sanat da bu katkının en güçlü alanlarından biri” değerlendirmesini yapıyor.

Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Fehmi Yıldız’ın üç bölümden oluşan (Biyografi-Otobiyografi-İş Yaşamı) “Sadece ‘Dürüst’ Desinler Yeter” adı verilen kitabına ilişkin Hakkı Yıldız, “Bir kitabın ortaya çıkış süreci sadece belge ve bilgi toplamakla sınırlı değil. Türü ne olursa olsun, bu işin temelinde çok ciddi bir emek, zaman ve odaklanma var. Ortaya çıkan metnin güçlü ve okuru içine çekebilmesi için anlatımın akıcı olması, akışının iyi kurulması ve duygunun abartıya kaçmadan dengeli verilmesi gerekiyor. Bu da ancak sabırlı bir çalışmayla ve metnin üzerinde defalarca düşünmekle mümkün” diyor.
Yıldızlar Yatırım Holding, Türkiye ekonomisine 5 nesildir hizmet veriyor. Yıldız Ailesi’nin sahibi olduğu kuruluşun kökleri, 1890’larda Hasan Efendi’nin (Hasan Yıldız) başlattığı kereste ticaretine uzanıyor. 1800’lerin sonlarında başlatılan bir iş serüveninin, ailenin sonraki nesilleri tarafından kesintiye uğratılmadan hatta büyütülerek günümüze kadar ulaştırılması, yeryüzünde sayıları çok olmayan örnekler arasına girmeye aday kuşkusuz.
Trabzon’da o tarihlerde başlatılan mütevazı kereste işi, ailenin beş kuşağından temsilciler tarafından sahiplenilerek, 8 farklı sektörde faaliyet yürüten, 5 bin kişinin çalıştığı modern üretim tesisleriyle dev bir yapıya dönüştürüldü. Büyüklerden kalan mirasın yalnızca iş uzmanlığı olması yeterli değil bu büyük serüvenin başarıyla yürütülmesi için. Daha fazlasını istiyor. Yeni nesillere büyüklerinden, zaman içinde harmanlanmış iş kültürünün de aktarılmış olması gerekiyor, örneğin.
İş kültürü dediğimiz kurallar, prensipler, düsturlar bütünü, uzun ve meşakkatli serüvende yolu aydınlatan kollardaki altın bilezik bana göre. 1890’ların girişimcisi Hasan Efendi’den başlıyor ya serüvenimiz. Dürüstlüğün kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimi olarak algılanmasına ilişkin temel harcı da ilk Hasan Efendi tarafından atılıyor. Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fehmi Yıldız’ın geçen yılın Mart ayında çıkarılan biyografi kitabından öğreniyoruz ki çevresinde “Emin Hasan” olarak bilinen Hasan Efendi, kendi kasasında insanların kıymetli eşyalarını yıllarca saklıyor. Uzun yıllar sürüyor bu emanetçilik. Çevresinin dürüstlük ve güvenilirlik sembolü oluyor. Bu güvene dayalı, doğruluktan şaşmayan anlayış, İkinci Dünya Savaşı yıllarında bu kez Hasan Yıldız’ın oğlu Salih Yıldız üzerinden daha da belirgin hale geliyor. Ekmeğin karde ile verildiği yokluk ve belirsizliğin hâkim olduğu zorlu dönemde, ekmek karnelerinin dağıtım sorumluluğu Salih Yıldız’a emanet ediliyor. O da tabi ki babasının izinden gidiyor, görevini başarıyla yürütüyor.
Yazımızın ilk bölümünü bu noktada tamamlayalım. KİTAP dergimizin kapak konusunu yukarıda bahsini geçirdiğimiz gibi Yıldızlar Yatırım Holding’in kültür ve sanat yolculuğu ile kurucu Fehmi Yıldız’ın son kitabı oluşturuyor. Sorularımızı Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız yanıtladı. Yıldız, kurumunun kültür, sanat faaliyetleri, sosyal projeleriyle ilgili bilgi verirken, babası Fehmi Yıldız’ın biyografi kitabını da değerlendirdi. Diğer yandan söz konusu alanlara ilişkin kişisel düşüncelerini de KİTAP okurlarıyla paylaştı:
“bu proje bizim için sadece bir kitap çalışması değil, aynı zamanda babamızın hayatını doğru şekilde aktarabilme sorumluluğuydu”
kitaba dair
Yazar Rıdvan Akar, önsözünün teşekkür bölümünde sizin katkılarınızdan da söz ediyor. “Bu projenin hayata geçmesini dirayeti ve fikri takibi ile sağlayan Hakkı Yıldız’dı” satırlarını kaleme alıyor. Kitabın oluş ve hazırlanış sürecine ilişkin katkılarınızı bir de sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?
Bu proje bizim için sadece bir kitap çalışması değil, aynı zamanda babamızın hayatını ve değerlerini gelecek kuşaklara doğru şekilde aktarabilme sorumluluğuydu. Aile içinde kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan ancak yazılı hale getirilmediği için zamanla kaybolma ihtimali olan geçmişin kayıt altına alınması gerektiğine inanıyordum. Bu nedenle kitap fikrini önerdim. Bu fikri babamla paylaştığımda çok sıcak bakmadı, “Gerek var mı” dedi. Ancak zaman içinde, özellikle torunlarıyla yaptığı sohbetlerde geçmişe dair anlatıların ne kadar sınırlı kaldığını fark ettiğimiz bir an, bu sürecin kırılma noktası oldu. Orada mesele artık bir kitap yazmaktan ziyade, bir hayatın ve değerler bütününün kayıt altına alınması ihtiyacına dönüştü.
Sizin de katkılarınızla kitap ile ilgili gelişim, yalnızca anılar bütünü değil o halde?
Benim katkım daha çok bu fikrin takip edilmesi ve somut bir projeye dönüşmesini sağlamak oldu. Projenin başından itibaren amacımız, onun hikâyesini olduğu gibi aktarabilmekti. Rıdvan Akar bu süreci titiz bir şekilde yürüttü, sürekli yakın temas halindeydik. Kitabın sadece bireysel bir hikâye olarak kalmaması için aile arşivimizde yer alan belgeleri, hatıraları ve tanıklıkları paylaştık. Böylece bir dönem Türkiye’sine ve iş yapma kültürüne ışık tutmaya çalıştık. Diğer taraftan bu süreci sadece bir kitapla sınırlı görmedik. Babamın hayatı boyunca benimsediği değerlerin ve özellikle yardım anlayışının sürdürülebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyorduk. Bu nedenle kitap çalışmasıyla eş zamanlı olarak vakıf fikrini de hayata geçirdik ve Fehmi Yıldız Vakfı’nı kurduk.
Kitabın içeriğine yönelik katkılarınız olduğu muhakkak. Belge ve bilgi ortaya koyan yardımlarınızı düşündüğünüzde, bir kitabın oluşması sürecine ilişkin değerlendirmeleriniz neler olur?
Bir kitabın ortaya çıkış süreci sadece belge ve bilgi toplamakla sınırlı değil. Türü ne olursa olsun, bu işin temelinde çok ciddi bir emek, zaman ve odaklanma var. Ortaya çıkan metnin güçlü ve okuru içine çekebilmesi için anlatımın akıcı olması, akışının iyi kurulması ve duygunun abartıya kaçmadan dengeli verilmesi gerekiyor. Bu da ancak sabırlı bir çalışmayla ve metnin üzerinde defalarca düşünmekle mümkün. Bu projede bunu çok net gördük. Hatıralarla tarihsel arka planın birlikte ele alınması, kitabın en güçlü taraflarından birini oluşturdu. Bu çalışmanın babamız Fehmi Yıldız’ın hayatını anlatmanın ötesinde, onun değerlerini ve temsil ettiği dönemi doğru şekilde aktarabildiğine inanıyorum.
Kitap yazımı, bir aile geleneğine veya kurumsal bir sürekliliğe dönüşür mü? Siz kendinize ilişkin bu konuda bir hazırlık prensibi koydunuz mu?
Kitap gibi çalışmaların hem aile hafızası hem de kurumsal süreklilik açısından önemli bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Geleceğe daha sağlıklı bir aktarım yapabilmek için, ileride ihtiyaç duyulabilecek malzemeleri bugünden derlemeye başladım. Fotoğraflar, haberler ve benzeri içerikleri biriktiriyorum ve bir arşiv oluşturmayı hedefliyorum. Bu çalışma ile aile, şirket ve vakıf özelindeki tüm içeriklerin düzenli şekilde kayıt altına alınması, belgelenmesi ve erişilebilir hale getirilmesini hedefliyoruz. Böylelikle vakıf çatısı altında yapılan tüm faaliyetleri arşivleyerek hem kurumsal bir hafıza oluşturmayı hem de bu birikimi dijital ortamda paylaşarak sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz.
Okuma ve yazma ile ilgili “mesainizi” bize özetlemeniz mümkün müdür? Ne sıklıkta kitap okursunuz, başucu kitaplarınızın bir listesini istesek veya hayatınıza en çok dokunan kitapları sıralamanızı istesek, neler önerirsiniz? Yaşamınızla ilgili not veya günlük tutar mısınız?
Son yıllarda fiziki kitap okuma alışkanlığı günden güne azalıyor. Ben de dijital dünyanın nimetlerinden faydalanıyor, e-kitaplara yöneliyorum. Genellikle dünya siyaseti ve dünya tarihi üzerine kitaplar okumayı tercih ediyorum. Son okuduğum kitap Mehmet Ali Güller’in “Kuşak ve Yol’u” kitabı. Daha önce not alma alışkanlığım vardı. Ancak mevcut iş temposu ve yaşam düzeni içinde hem okuma hem de yazma pratiğim eskiye kıyasla daha sınırlı…
“tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatan, kültürel birikimi kalıcı kaynaklara dönüştüren projeler geliştiriyoruz”
Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde kültür ve sanat projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Yıldızlar Yatırım Holding olarak tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatan, kültürel birikimi kalıcı kaynaklara dönüştüren projeler geliştiriyoruz. Kültürel mirasın korunmasına yönelik somut adımlarımızdan biri, Mudurnu’nun turizm potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefleyen proje kapsamında restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz Tarihi Tekkeliler Konağı oldu.
Bu çalışma ile yalnızca fiziksel bir yapıyı yenilemekle kalmadık; aynı zamanda kültürel bir değeri yeniden işlevlendirerek yaşamın içine dahil ettik. Ayrıca Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan ettiğimiz “Cumhuriyetin Mimarları” kitabı ile Türkiye’nin mimarlık birikimini sistematik bir çerçevede ele alarak kültürel hafızaya kalıcı bir katkı sunduk. Bu çalışma, kültürel mirasın yalnızca korunması değil, aynı zamanda belgelenmesi ve bilgiye dönüştürülmesi açısından önemli bir referans niteliği taşıyor.
Aynı zamanda yine Cumhuriyetimizin 100. yılında bir diğer grup şirketimiz İGSAŞ, bilim insanı Dr. Mirza Gökgöl’ün 1935-1939 yılları arasında kaleme aldığı “Türkiye Buğdayları” adlı iki ciltlik eseri, 5 Aralık Dünya Toprak Günü’nde düzenlenen özel bir etkinlikle tarım dünyasına yeniden kazandırdı. 1937’den bu yana baskısı yapılmayan bu önemli eser, günümüz Türkçesine uyarlanarak sektör paydaşlarıyla buluşturuldu. “Türkiye Buğdayları”, yalnızca buğday türlerini bilimsel bir perspektifle ele almakla kalmıyor; aynı zamanda dönemin çiftçilerini, üretim koşullarını ve tarımsal zorluklarını da aktarıyor. Bu proje ile hem geçmişin tarımsal mirasını geleceğe taşıyor hem de tarımda sürdürülebilirliğe katkı sağlıyoruz.
“osmanlı dönemine duyduğum özel ilgiden dolayı özel bir koleksiyonum bulunuyor”
Koleksiyonerlik Kimliği
Holding bünyesinde veya kişisel dünyanızda sanata bakışınız nasıl? Sizi heyecanlandıran belirli bir sanat disiplini veya dönemi var mı?
Sanatı, düşünceyi besleyen, bakış açısını zenginleştiren ve insanı dönüştüren bir alan olarak görüyoruz. Sanayi alanında faaliyet gösteren bir Holding olsak da üretimi sadece ekonomik çıktılarla tanımlamıyoruz. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımız. Kültür ve sanat da bu katkının en güçlü alanlarından biri. Genel merkezimizi Cer İstanbul’a taşıma kararımız da bu yaklaşımın somut bir yansıması.
Cer İstanbul, Yedikule’nin Bizans dönemine kadar uzanan tarihsel geçmişi içinde yer alan; 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın sanayi ve ulaşım tarihine tanıklık etmiş özgün bir endüstri mirası alanı. Cumhuriyet döneminde de farklı işlevlerle varlığını sürdürmüş. Böyle bir mekânda yer almak, bizim için geçmişle kurduğumuz bağın somut bir ifadesi. Kendi adıma Osmanlı dönemine duyduğum özel ilgiden dolayı özel bir koleksiyonum bulunuyor. Bu perspektifle sanatı, insanın kendini ifade etme ve dünyayı anlama biçimini zenginleştiren bir alan olarak görüyorum.
“güveni ve itibarı önceliklendirerek, dürüstlüğü kurum kültürümüzün temel taşı haline getirdik”
yaşam kültürü ve değerler
Dürüstlük Bir "Yaşam Biçimi" Olarak: Kitabın ismi olan "Dürüstlük" kavramı, günümüzün hızla değişen dünyasında kültürel bir değer olarak nasıl korunabilir? Bu değeri holding kültürünün merkezine nasıl yerleştirdiniz?
Dürüstlük, bizim için sadece bir ilke değil, kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimidir. Bu anlayışın temeli, kurucumuz Hasan Yıldız’a, yani çevresinde bilinen adıyla “Emin Hasan”a dayanır. Hasan Yıldız’ın bu şekilde anılmasının en önemli sebebi, sahip olduğu kasa sayesinde insanların kıymetli eşyalarını gönül rahatlığıyla ona emanet etmesidir. Bu güven ilişkisi, onun dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin toplum nezdinde somut bir karşılığıdır. Bu güven ve dürüstlük anlayışı, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında daha da belirgin hale gelmiştir. Ekmek karnesi uygulamasının olduğu, yokluk ve belirsizliğin hâkim olduğu bu dönemde, devletin dahi duyduğu güvenle ekmek karnelerinin dağıtım sorumluluğu Hasan Yıldız’ın oğlu Salih Yıldız’a emanet edilmiştir. Bu durum, dürüstlüğün yalnızca iyi zamanlarda değil, en zor koşullarda bile vazgeçilmez bir değer olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Holding kültürünün merkezine dürüstlüğü yerleştirirken de aynı anlayışı benimsiyoruz. Tüm süreçlerimizde adil, açık ve hesap verebilir olmayı esas alıyor; çalışanlarımızdan dış paydaşlarımıza kadar herkes için güvene dayalı bir yapı kuruyoruz. Kısa vadeli kazanımlar yerine güveni ve itibarı önceliklendirerek, dürüstlüğü kurum kültürümüzün temel taşı haline getiriyoruz.
Of’tan Bafra’ya, Bafra’dan Dünyaya: Ailenizin göç hikâyesi ve kökleriniz, yaşam kültürünüzü nasıl şekillendirdi? Bu köklü geçmişin bugünkü modern yönetim anlayışınızdaki izleri nelerdir?
Aİlemİzİn geçmişinde Bafra’dan Samsun’a geçiş önemli bir dönüm noktası. O dönemde müşterilerin büyük kısmı Samsun’daydı ve Bafra’dan yapılan sevkiyat maliyetleri işi zorlaştırıyordu. Bu nedenle Samsun’a taşınma kararı alındı ve bu karar aile içinde birlikte değerlendirilerek verildi. Köklerimizden gelen yaşam kültürünün en belirgin tarafı ise birlikte çalışma ve paylaşma düzeni. Ortak bir kasa yapısı vardı; herkes ihtiyacı kadar alırdı ama herkes işin içindeydi. Aile içinde kurulan bu düzen hem sorumluluk hem de denge açısından belirleyici oldu. Aynı şekilde çalışma disiplini de bu kültürün önemli bir parçasıydı. İşin başında durmak, müşterinin işini zamanında görmek ve gerektiğinde işi bizzat yapmak doğal bir yaklaşım olarak benimsendi.
“gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, üretimin bir parçası olarak konumlandığı bir kültür-sanat ekosistemi oluşturmayı önemsiyoruz”
kültür ve sanatın "zemin"i
Fehmi Yıldız Vakfı ve Sanat: Vakfınızın öncelikleri arasında genç sanatçıları desteklemek ve kültürel projeleri fonlamak ne kadar yer tutuyor? Genç yeteneklere sunduğunuz "zemin"den bahseder misiniz?
Fehmi Yıldız Vakfı olarak sanat alanındaki yaklaşımımızı gençlerin kültürel üretimle erken yaşta buluşmasını ve yeteneklerini geliştirebilecekleri alanlara erişimini desteklemek üzerine kurguluyoruz. Bu kapsamda genç sanatçıları destekliyor, gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, üretimin bir parçası olarak konumlandığı bir kültür-sanat ekosistemi oluşturmayı önemsiyoruz. Bu anlayışla dünyadaki sayılı mutlak kulak yeteneğine sahip 10 yaşındaki Samsunlu genç piyanist Yusufhan Çakır’a destek veriyoruz.
“geleneksel mimarinin korunması konusunda hassasız çünkü bu yapılar yaşadığımız coğrafyanın kültürünü yansıtan somut değerler”
mimari ve estetik (Yıldız Entegre odağında)
Yaşam Alanlarında Estetik: Orman ürünleri sektöründeki liderliğiniz, aslında milyonlarca insanın yaşam alanına, evine dokunmak demek. Sizin gözünüzde "estetik ve konforlu bir yaşam alanı"nın tanımı nedir?
Benİm için estetik ve konforlu bir yaşam alanı, kendimi rahat hissettiğim, günlük tempoma uyum sağlayan, beni yormayan, vakit geçirmekten keyif aldığım alan anlamına geliyor. Bir mekân ne kadar şık ya da iyi görünürse görünsün içinde rahat değilseniz, hayatınızı zorlaştırıyorsa konfordan bahsetmek mümkün değil. Aynı durum rahat ama özensiz mekanlar için de geçerli. Estetikten yoksun mekanlarda ise bir süre sonra o alanda vakit geçirmek istemiyorsunuz, mekân sizi içine çekmiyor, orada kalma isteği oluşturmuyor. Tabii, estetik ve konforlu yaşam alanlarını yalnızca konutlarla sınırlayamayız. Ofislerden eğitim yapılarına, otellerden kamusal mekanlara kadar insanların zaman geçirdiği her yerde iyi tasarlanmış mekanlar yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bugün mimarlık ve mobilya dünyasında değer yaratan unsur, mekânın kullanıcıya sunduğu süreklilik, uyum ve iyi olma hissidir. Bu nedenle Yıldız Entegre’de tasarım yaklaşımımız doğadan ilham alan, zamansız ve sürdürülebilir malzemelerle mekanlara uzun ömürlü bir karakter kazandırmaya dayanıyor.
Yöresel Mimariye Destek: Geçmişte Vernadoc gibi yöresel mimari çizim kamplarına destek verdiğinizi biliyoruz. Geleneksel mimarinin korunması konusundaki hassasiyetinizin temelinde ne yatıyor?
Mİmarİ mirasın belgelenmesi ve uluslararası ölçekte görünürlük kazanması amacıyla ICOMOS himayesinde düzenlenen VERNADOC Uluslararası Yöresel Mimari Belgeleme Kampı’na destek vererek kültürel üretim süreçlerine katkı sunduk. Mudurnu’da gerçekleştirilen kamp kapsamında, geleneksel yöntemlerle hazırlanan mimari çizimler, bölgenin ahşap mimari mirasını kayıt altına alarak hem akademik hem de kültürel bir değer oluşturdu. Türkiye ve farklı ülkelerden katılımcılarla hayata geçirilen bu çalışma, yerel mimari mirasın uluslararası ölçekte tanıtılmasına da katkı sağladı. Geleneksel mimarinin korunması konusunda hassasız çünkü bu yapılar yaşadığımız coğrafyanın kültürünü, üretim biçimini ve yaşam alışkanlıklarını yansıtan, somut değerler… Bu yapıların yok olması, aslında bu birikimin de kaybolması anlamına geliyor. Bu nedenle bu mirayı korumayı ve görünür kılmayı önemsiyoruz.
