Edebiyat dünyamıza en çok değer katan meslek grubunun öğretmenlik olması şaşırtıcı olmasa da çok kapsamlı bir araştırmayı hak ettiğini düşünürüm. Adı ve kapağındaki fotoğrafı ile beni çarpan öğretmen Alişan Karahan'ın Askıda Ekmek kitabı, bu kanımı bir kez daha güçlü şekilde hissettirdi. Öğretmen-yazar Karahan’ın son kitabı köy sınıflarından hayatın kıyısındaki insanlara uzanıyor. Hem bir okuma hatırası hem de öğretmen yazarların edebiyatımızdaki yerini anımsatan bir saygı duruşu ortaya koyuyor…
Babamın mesleği gereği çocukluğum öğretmen ailelerle iç içe geçti. Doğduğum köyde, ilkokul öğretmeni olan babamdan ötürü, öğretmenin oğlu lakabım adımdan çok kullanılırdı. Hoş, doğduğumda Mustafa olarak düşünülen adımda da bir öğretmenin dokunuşu vardı. Ailemin uygun gördüğü şekline, ricasıyla onun da adı eklendi, adaş olduk. Köyde de gençliğimin geçtiği güzelim kasabada da aynı zamanda komşumuz olan öğretmen Kemal amcayla adaşlığımın gururunu hep yaşadım.
İlkokul öğretmenim Mehmet Akın’ın sert mizacının altında yatan sohbet ve sevgi insanı yapısını erken keşfedenlerdendim. En çok, kalın ses tonuna tezat ince ince gülüşüyle hatırlarım Köy Enstitüsü mezunu hocamı. Bir de sınıfın arka kısmında duran, bej renkli, içinde sıra sıra kitapların göründüğü camlı çift kapaklı boyu kadar kitaplığın önündeki duruşu gözlerimin önündedir. İçim kıpır kıpır ederdi. Çünkü, özenle kaplanmış öykü kitaplarını raflarından seçecek, dersin ortalarına doğru her birimize dağıtacaktı, edeceği tembihlerle birlikte.
Kitaplardan çok konuşurdu, iyi bir okur olmamız yönünde öğütler verirdi. Önümüze koyduğu kitapları elimize aldığımızda sessizliğin zili çalmış olurdu. Her birimiz, o günkü talihimizde çıkan öyküleri zihinlerimize akıtmak için kabuklarımıza çekilirdik.
Dakikalar sonra hocamızın kitaplarınızı bitirdiniz mi sorusu, öykü kahramanlarıyla geçen rüyadan uyandırırdı bizleri. Bu kez sırayla ayağa kalkar, geride bıraktığımız sessizliğe tezat, okuduklarımızdan aklımızda kalanları yüksek sesle anlatırdık.
Benim için anlamı çok büyük o günleri yine bir öğretmen, bir yazar öğretmen aklıma getirdi. Önüme konan, adı ve kapağındaki çarpıcı fotoğrafla kendine çeken kitap, hem de çok üretken bir öğretmen yazara ait. İyi dost Özlem Karahan’ın babası Alişan Karahan’ın 11’inci kitabı Askıda Ekmek adını taşıyor. Yanda gördüğünüz kitabının fotoğrafı kendi çekimi. Kapakta fotoğrafın hemen yanında çok yönlü sanatçının, meslekleri arasında öğretmenliğin de bulunduğu Orhan Arıburnu’nun “Ne gam kalırdı, ne de kasavet, bir de simit ağacı olsaydı” mısraları.
Şiir ve öykü ağırlıklı eserlerle hazırlanmış kitap. Tamamı, Alişan Karahan’ın öğretmenlik mesleğini icra ettiği coğrafyalar başta olmak üzere bizzat bulunduğu yerlerdeki anılarına ve gözlemlere dayanıyor. Karahan; köyden, kentten, okul sırasından, semt pazarından, kahvehaneden, hastane odasından, herhangi bir parktan, tren garından, sınıftan, doktor muayenehanesinden, kooperatif bürosundan, sokağın tam ortasından sesleniyor okuruna.
Toplumun sessiz çoğunluğuna ayna tutuyor. Yoldaşlarına ağıt şiirlerle sesleniyor, edebiyatın yüzakı isimlerini eserleri ve fikirleri üzerinden anmayı ihmal etmiyor. Hakiki, sert, can yakan bir üsluba sahip. Yine de Karahan'ın şiirlerinin, öykülerinin ana damarını umut ve çözüm oluşturuyor. Acı veren yaşamı sorguladığı kadar ideal yaşamın sırlarını da öğretiyor.
Tıpkı edebiyat dünyamıza değer katan diğer öğretmen yazarlar gibi.
20’li yaşlarının başında Erzurum’da vazife yaptığı liseyi ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk’ü altın satırlarla tasvir eden edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar gibi örneğin. Anayurt Oteli ile bireyi sorgulayan Yusuf Atılgan gibi. Zonguldak’tan abide şairler çıkmasına vesile olan Behçet Necatigil, Hababam Sınıfı ile eğitim sistemini eleştiren şaheserler yaratan Rıfat Ilgaz gibi; Arif Nihat Asya, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal Beyatlı, Refik Halit Karay, Tevfik Fikret ve niceleri gibi.
Dilerseniz yazımıza Alişan Karahan’ın kitabına adını da veren yan sütundaki Askıda Ekmekler şiiri ile son verelim:

askıda ekmekler
Bugün günlerden Perşembe
Mahallenin pazarı
Tezgâhlarda çeşit çeşit
Sebzeler, meyveler
Evde yiyecek bekler bebeler
Cepte para
Çalışacak iş yok
Aylardır
Elma istiyordu
Sarı saçlı kızı
Zeytin karası gözlü oğlu
Fırıncının verdiği
Askıdaki ekmekler olmasa
Aç yatıyorlardı her akşam evde
Aç karınlarıyla yüzü koyun
Kırık şemsiyesini açtı
Bu yağmurda nereden çıktı
Tam da atılmış
Çürük sebzeler ve meyveler
Hele de bir yanı çürük elmalar
Baktı utanarak çevresine
Tanıdık kimse yoktu
Kırık şemsiyesini kapattı
Islanırsa ıslansındı
Islanmaya aldırmadan
Arka cebinden çıkardığı poşete
Doldurdu çöpteki
Çürük sebzeleri, meyveleri
Şansı burada da yetişmişti imdadına
Ancak bir elma kalmıştı çöpte
Fırıncıda askıda ekmek de yoktu
Şimdi
Sarı saçlı kızı
Zeytin karası gözlü oğlu
Bu yarım çürük elmayla
Nerden doysundu.
10 Nisan 2014 / Üsküdar
