Bir kaybın ardından Gülsin Onay’ın yorumuyla yükselen notalar; hafızalarımıza uzanan yolculuğun uğurlama müziğine dönüştü. Vefat gecesi AKM'deki İDSO DenizBank Konserleri’ne katılanlar için Beethoven’in Ayışığı sonatı, sonsuzluğu uğurladığımız İlber Ortaylı’nın anma müziği olarak kulaklarda yankılanacak.
İstanbul Taksim, Atatürk Kültür Merkezi’nde akşamüstü. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İDSO) DenizBank Konserleri’nde, Dünya Kadınlar Günü’ne özel program için salona çoktan yerleşmiş kalabalığın arasına dakikalar kala katılabilen ben, gazeteye koyduğumuz son haberin etkisindeyim. Akşam saatlerinde gelen Hocamız İlber Ortaylı’nın vefat haberi, hepimizi kurtulamayacağımız bir yokluk hissine kaptırırken, kaçınılmaz sonu bir kez daha hatırlattı, on milyonlarca sevenine.
Oysa 13 Mart akşamına çok başka duygularla hazırlanıyordum. İDSO’nun klasikleşen Cuma konserlerinde o gece tüm kadınlar için, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli piyano virtüözlerinden Gülsin Onay çalacak, aynı zamanda 19’uncu yüzyıla damga vuran Fransız kadın besteci Louise Farrenc’in eserleri seslendirilecekti. Frédéric Chopin’in dünyadaki en iyi icracıları arasında yer alan Gülsin Onay, bestecinin Piyano Konçertosu No. 2 Fa minör Op. 21 eserini yorumlayacak, müziğe yüksek katkı sunan aileden şef Hasan Niyazi Tura’nın yönetiminde İDSO’nun birbirinden değerli sanatçıları da kendisine eşlik edecekti.
Öyle de oldu, daha fazlası da. Sahneye davet edilen Gülsin Onay, Chopin’in notaları kadar dokunaklı sözlerle andı İlber Ortaylı’yı. Pek çok ortak program yaptıklarını, kendisinden çok şey öğrendiğini belirtti. En iyi bildiğimiz konularda dahi bize aktaracağı şaşırtıcı bilgilere sahip olma özelliğini bir kez daha vurguladı, derin bir sessizlik içinde kendisini dinleyen seyircisine. “Beethoven ile ilgili kendisinden çok şey öğrendim” diyen Onay, İlber Ortaylı’nın en sevdiği parçalardan olduğunu ifade ettiği ünlü bestecinin Ayışığı Sonatı’nı unutulmayacak bir icra ile kalplere o gece bir kez daha kazıdı.
Sayısız konuya ilişkin hassasiyetleri, derin bilgisi ve ilgisi olan İlber Ortaylı iyi düzeyde bir müzik insanıydı aynı zamanda. Sayısız tarihî portreyi milyonlara daha fazla yakınlaştıran hocamız, bu hünerini müzik insanları için de en iyi şekilde kullandı. Ben kendisini KİTAP okurları için Gülsin Onay’dan ilham alarak, ünlü virtüöz ile geçen yıl Mayıs ayında yaptıkları sohbetteki aktarımları ile anmak istedim. 27 Mayıs 2025’te İzmir AKM Yunus Emre Salonu’nda “Tarih Notalara Dokununca” adı verilen buluşmada bir araya gelen ikiliyi izleyenler, tarihten akan bilgilerle notaların yarattığı ortak coşkuyu derinden hissettiler. İzleyenler, Ortaylı'nın keyifle aktardığı bestecilerin en iyi eserlerinin bir akış eşliğinde Onay tarafından sunulmasından çok mutlu oldular. Ortaylı, en halis ifadelerle Mozart’tan, Beethoven’dan, Chopin’den, 18’inci, 19’uncu yüzyıl Avrupa’sından; İtalya’sından, Viyana’sından, Peşte’sinden bahsediyor, Osmanlı’ya dönüyor, anlattıklarını Cumhuriyet Türkiye’sine bağlıyor, sihirli cümlelerle günümüze taşıyordu.
Beethoven ile Mozart’ın hayatından kesitler aktarıyor, eserlerindeki derinliği tarif ediyor, Türklerle, Türk müziği ile olan yakın ilgilerinden söz ediyordu. Onun için senfonilerin değil, sonatların adamıydı Ludwig van Beethoven. Fakirdi. O dönemde kilise, saray himayesinde olanlar dışında kalan sanat insanlarının büyük çoğunluğu aynıydı. Ortaylı, Avrupalıların o dönem sanatçılarına bakamadığından söz ediyordu. Türkiye’ye Batı müziğinin Atatürk ile gelmediğini, ancak onun zamanında teşkilatlandığını, okullaştığını, konservatuvarların kurulduğunu ifade ediyordu.
Takipçilerinin iyi bildiği Oscar ödüllü Amadeus filminde (1984 yapımı, yönetmen Miloš Forman) sunulanın aksine, Antonio Salieri’nin Mozart’a yakınlığı ve dostluğundan bahsederek, “Filmler her zaman doğruluk eserleri değildir. Rejisörün, senaristin doğruyu yazma, çekme borcu da yoktur” ifadelerini kullanıyordu. Mozart’ın dostu olan Franz Schubert’e de ders verdiğini ifade ettiği Salieri’nin dönem arkadaşı diğer İtalyan müzisyenlerle birlikte Viyana’yı yarattığını dile getiriyordu.
Mozart’ın üçüncü bölümünde hepimizin bildiği Türk Marşı’nın da (Rondo Alla Turca) yer aldığı 331 numaralı sonatı da sohbete konu oluyor, ünlü operaları Saraydan Kız Kaçırma, Don Giovanni içinde yer alan Türk motiflerini dile getiriyor, II. Mahmut tarafından konulan yasağın ancak İkinci Meşrutiyet ile kalktığı Mehter Müziği’nin besteci üzerindeki etkilerini ve yaşadığı dönemde orkestralara sokulan kös, zil ve vurmalı sazların Osmanlı’dan Avrupa’ya kazandırıldığını tane tane, tartışmasız en iyi Türkçe ile yer yer Almanca konuşarak, Avusturya Marşı’nı, güftesini söyleyerek, şiirler okuyarak, gülerek, güldürerek, çokça eğlenerek, keyif vererek aktarıyordu.
Gülsin Onay’ın sihirli parmaklarından çıkan müzik ile görkeminin arttığına 13 Mart akşamı bir kez daha şahitlik ettiğimiz Beethoven’ın Ayışığı Sonatı, benim için İlber Ortaylı hocamız ile birlikte anılacak, daima. Kendisinden duyduğumuz, “(Ayışığı sonatı için) Klasizmi, romantizmi geçecek bir orijinallik, bir derinlik var. Bir aşk parçası mı derseniz, bir aşk parçası olur, Mevlevî mistisizmi de olur, pastoralizm de olur” sözleri, bu kararım için sizce de yeterli değil mi?
Yan spot “Beethoven ile ilgili kendisinden çok şey öğrendim” diyen piyano virtüözü Gülsin Onay, İlber Ortaylı’nın en sevdiği parçalardan olduğunu ifade ettiği ünlü bestecinin Ayışığı sonatını unutulmayacak bir icra ile kalplere o gece bir kez daha kazıdı.
kadının adı yok, festival heyecanı yaşıyor
Düşüncelerİ ve kitaplarıyla aramızda olmayı sürdüren gazeteci yazar Duygu Asena’nın hep özel kalacak Kadının Adı Yok kitabı üzerinden yürütülen bir sanatsal çalışmayla ilgili bu köşede daha önce bir bilgilendirme yazısı aktarmıştım. Asena’nın tabuları yıkan kitabının, iki genç sanatçı, yönetmen Çağla Karslıoğlu ile besteci Emre Şener tarafından kısa film adaptasyonu olarak hazırlandığını belirtmiş, projenin bugünün değer yargıları, toplumsal kaygıları ışığında kadın hakları konusunda alınan mesafeyi sorguladığını fade etmiştim.
Çağla Karslıoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği Kadının Adı Yok kısa filmi, 12 Nisan’da başlayan ve 19 Nisan’a kadar sürecek Beverly Hills Film Festivali’nde yarışıyor. Karslıoğlu’nun ilk kısa film çalışması olan film, festival programı kapsamında Hollywood’un ikonik salonlarından TCL Chinese Theatre’da izleyiciyle buluşacak. AZ Celtic Films’in yapımcılığını üstlendiği filmin özgün müzikleri, müzik dünyasında uluslararası başarılara imza atan genç bestecimiz Emre Şener tarafından bestelendi. Duygu Asena’nın doğumunun 80’inci, vefatının ise 20’nci yılına denk gelen film, “En İyi Kısa Film” dahil çeşitli kategorilerde ödül için yarışacak.
Şansı bol olsun.
