Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, yakın zamanda en anlamlı genel kurullarından birini gerçekleştirdi. 23 Ocak 1995 tarihinde 55 öncü gönüllü ile birlikte Suna Kıraç tarafından kurulan TEGV’de yönetim kurulu başkanlığı görevi, 31’inci yılında kızı İpek Kıraç’a emanet edildi. Suna Kıraç’ın “Ömrümden Uzun İdeallerim Var” dediğinde, belki de ilk sıraya koyduğu eğitim desteklerinin simge yapılarından olan TEGV’in bayrağını, 110 bin gönüllüsü, 1 milyona uzanan bağışçısıyla birlikte İpek Kıraç dalgalandıracak.
Anlamlı bir tarihte gerçekleşti sözünü ettiğim bayrak değişimi. Her birimiz yanımızdaysa sarılarak, sonsuz uzaklıklardaysa anarak, dualar göndererek yaşıyoruz Anneler Günü’nü. İpek Kıraç’ın aldığı başkanlık sorumluluğunun ardından yaptığı açıklamanın da en çok sonsuzluklarda karşılık bulduğunu düşünüyorum. İpek Kıraç’ın “Hepimizin kardeşi” ifadesini kullandığı TEGV’in, destek sunduğu 3 milyon 355 bin 296 genci kardeş yaptığına inanıyorum.
Görevi, TEGV’de 21 yıl gönüllü, mütevelli, yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olarak hizmet veren Özalp Birol’dan devralan İpek Kıraç duygularını aşağıdaki satırlarla paylaştı:
“Annemin emaneti olan, büyük bir sevgi ve hayranlık duyduğum bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek. Bir çocuk değişir demek, Türkiye gelişir demek! Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in değerleri ışığında, ortak ideallerimizle, ülkemizin çocukları için yeni ufuklara birlikte yürüyeceğiz. Benim için bundan daha değerli bir amaç ve daha büyük bir mutluluk olamaz…
Ve tabii ki sevgili Anneme…
TEGV’in senin için ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bana verilen bu sorumluluğun ne demek olduğunun çok iyi farkındayım. Senin büyük zorluklar karşısında kurduğun, koruduğun ve büyüttüğün bu kurumun başına geçerek en büyük sorumluluğu sana karşı aldığımın da bilincindeyim.
“İçin rahat olsun annem, senin çocuğun, ama artık hepimizin kardeşi emin ellerde…”
siemens türkiye, 170’inci yıl kutlamasını genç müzisyenlerin enerjisiyle gerçekleştirdi
Neresinden bakarsanız, mutluluk veren bir gece. Bir global sermaye ki coğrafyamızda 170 yıldan bu yana kesintisiz hizmet yürütmeye devam ediyor. Türkiye’de pek çok yeniliğe imza atmış, 1881 yılında İstanbul’u ilk telefon santrali ile buluşturmuş, ilk enerji santralinin kurulmasına vesile olmuş Siemens, gençlerle gerçekleşen müziğin ve sanatın eşliğinde, davetli bayileriyle birlikte 170’inci yıl kutlaması yaptı. 26 yıldır düzenlenen “Siemens Türkiye Opera Yarışması”nda ödül alan, Devlet Opera ve Balesi bünyesindeki deneyimli solistler ile son yılların genç seslerini ve genç kuşağın öne çıkan keman sanatçılarından Veriko Tchumburidze’yi bir araya getiren etkinlikteki konser, Siemens Arts Program Direktörü Prof. Dr. Stephan Frucht tarafından yönetildi.
Yarım asırdır bulunduğu grupta, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı ve CEO’luk görevini 19 yıldır sürdüren Hüseyin Gelis geceye ilişkin, “Siemens’in bu topraklardaki 170 yıllık yolculuğu boyunca teknoloji ve inovasyonun yanı sıra kültür ve sanatın gelişimine katkı sunmayı da önemli bir sorumluluk olarak gördük. 170. yılımızı kutladığımız bu dönemde, genç sanatçıları destekleyen bu özel geceyi hayata geçirmek bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Türkiye’den yetişen yeteneklerin uluslararası sahnelerde daha güçlü yer bulmasına katkı sağlamayı büyük bir ciddiyetle ele alıyor ve bununla ilgili olarak elimizden gelen tüm adımları atmaya çalışıyoruz” dedi gururla.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’a gelen ilk yurt dışı sermayeli şirketlerden olan Alman Siemens, 1856’da telgraf hattı kurarak girdiği coğrafyamızda pek çok yeniliğe imza attı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren de kalkınma hamlesinde önemli roller oynadı. Koç Grubu ile kurulan işbirliği neticesi ilk fabrikasını 1961’de açtı.
Siemens, kuruluşunun üzerinden geçen birkaç yılın ardından girdiği Türkiye pazarında, kesintisiz 170 yıl geçirdi. Kesintisiz diyorum çünkü, İkinci Dünya Savaşı döneminde pek çok ülkedeki faaliyetlerini durdurmasına, savaşın ardından da küçülme yaşamasına karşın Türkiye’deki faaliyetleri kesintiye uğramadan 170 yıl devam etti.
Siemens Türkiye’ye sanatla da geçen nice yaşlar diliyorum.
insan/the human, 50 yıllık fotoğraf birikimini okuru ile buluşturuyor

Annesinden kalan bir kutu makine ile başladı her şey. 1960’lı yılların ortalarında karşısına çıkan yadigâr kutu fotoğraf makinesinin büyüsü, Selim Seval’in fotoğraf sanatçılığı yolculuğunun rotasını çizecekti. Banka ve finans kuruluşlarında geçen profesyonel yaşamının yanında fotoğraf merakı, yaşamının en konforlu alanı oldu Selim Seval’in.
Halen de öyle. Yılların fotoğraf sanatçısı Seval, sanatını Türkiye’de hemen her coğrafyada ve sayısız ülkede icra ederken, Fotoğraf Sanatı Derneği, İstanbul Fotoğraf Müzesi gibi kurumların kurulmasında da rol aldı. Yanı sıra üretken bir yazar da oldu. İmzasını koyduğu yedinci kitabı yakın zamanda okurları ile buluştu. Selim Seval, yeni kitabı “İnsan/The Human” ile yarım yüzyılı aşan bir fotoğraf birikimini insanın hikâyesi başlığı altında topluyor.
Seval’in kurucu ortaklarından olduğu finansal teknoloji şirketi Octet Türkiye’nin sponsor olduğu çalışma; farklı coğrafyalarda çekilen 276 siyah-beyaz fotoğraftan oluşan bir seçki. Kitap, insanın doğumdan ölüme uzanan yaşam döngüsünü, gündelik hâllerini ve ortak duygularını belgesel bir doğrulukla bir araya getiriyor.
