Hürmüz Boğazı, akademik dergilerde ve jeopolitik değerlendirmelerde dünyanın en önemli “darboğaz” noktalarından birisi olarak tanımlanır. Kapanması halinde küresel ekonomiyi diz çöktürebilecek, 34 kilometre genişliğinde dar bir su şeridinden bahsediyoruz. Bugün bu kâbus artık bir simülasyon değil. İran'da savaşın patlak vermesi ve ardından boğazın fiilen kapanması sonrasında, güney ve doğu Asya ülkelerinde yaşananlar, kâğıt üzerindeki korkutucu senaryoların ne kadar hızlı bir şekilde gerçeğe dönüşebildiğini göstermesi açısından çok önemli. Savaşın uzaması durumunda, sadece ilk darbeyi yiyen Asya ülkeleri değil neredeyse tüm dünya, varoluşsal bir enerji kriziyle karşı karşıya.
2. Dünya Savaşı sonrası en büyük enerji arz şoku
Öncelikle ne kadar büyük bir şokla karşı karşıya kaldığımızı hatırlatmakta fayda var: 1973 petrol ambargosu veya 1979 İran Devrimi gibi önceki şoklar küresel petrol arzının yaklaşık %4 ila %6'sını ortadan kaldırırken, mevcut abluka dünyanın deniz yoluyla taşınan petrolünün neredeyse %20'sini ve doğal gazının %25'ini kesmiş durumda. Yani, 2. Dünya Savaşı sonrasında gördüğümüz en büyük enerji arz şokundan bahsediyor olabiliriz.
Tüm dünya, petrol fiyatlarındaki sert yükselişin sarsıntısını hissederken, Asya depremin merkez üssünde yer alıyor. Boğazdan geçen enerjinin yaklaşık %80'i Asya pazarlarına yönelik. Hürmüz Boğazı'nın kapanması bu ülkeler için sadece bir "enerji fiyatı dalgalanması" değil, ekonomi ve toplumsal hayatın işleyişine yönelik doğrudan bir tehdit anlamına geliyor. İşte bu nedenle, savaş daha birinci ayını bile doldurmamışken, bölge enerji konusunda olağanüstü hâl koşullarına geçti: Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Filipinler, yakıt rezervlerinin 45 günlük tedarike kadar azalmasıyla ulusal enerji acil durumu ilan etti. Bangladeş Petrol Şirketi’nin yayınladığı bir rapora göre, ülkenin akaryakıt stokları, 9 ila 14 gün arasında yeterli olabilecek kadar düşük bir seviyeye geriledi. Vietnam, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Tayland ve Endonezya, kamu ve özel sektörde enerji tasarrufu için çeşitli önlemler açıkladı.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının etkileri, sadece enerji arzındaki daralmayla sınırlı kalmadı. Basra Körfezi, petrokimya ve gübre sektörü gibi farklı alanlarda da önemli bir tedarik kaynağı olduğundan, boğazdaki tıkanıklık gıda güvenliği endişeleri ve buna bağlı olarak ilave bir enflasyon korkusuna da yol açmış durumda. Özellikle Pakistan, Hindistan ve Bangladeş için enerji kıtlığı; önce gübre, takiben de gıda kıtlığına yol açarak, siyasi istikrarsızlığa yol açabilecek bir tehdit oluşturuyor.
Bu arada, Güney Kore ve Japonya’daki petrokimya tesislerinin tedarik sıkıntıları nedeniyle üretimlerini azaltmak zorunda kalması, indirimli Rus petrolüne erişimi olan Çinli firmaların, küresel tedarik zincirlerindeki hakimiyetlerini pekiştirmesine yol açıyor. Sanayi kapasitesinin, ışıkları açık tutabilenlere doğru zorunlu bir şekilde kaymasını izliyoruz.
Yaşanan enerji arz şokunun etkisini hafifletmek amacıyla Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), çok sayıda ülkenin stratejik petrol rezervlerinden 400 milyon varil serbest bırakılmasına yönelik bir program açıkladı. Ancak uzmanlar, stratejik rezervlerin kısa vadeli aksaklıklar için tasarlandığını ve küresel bir ana arterin uzun süre kapanması durumunda yeterli olmayabileceğini ifade ediyor. Hürmüz Boğazı’nın bırakın aylarca, sadece önümüzdeki 4-6 hafta arasında bile kapalı kalmasının, sadece Asya’da değil tüm dünyada, şu anda tam olarak öngörülemeyen ekonomik sarsıntılara yol açacağı anlaşılıyor.
Bu durumda elimizdeki tek gerçekçi çözüm, daha fazla diplomasi ve savaşın bir an önce bitirilerek, Hürmüz Boğazı’nın açılmasıdır. Washington ve Tahran'dan gelen söylemler maksimalist olmaya devam etse de, sürdürülen müzakerelerden bir an önce sonuç alınması hepimizin en büyük dileği.
Asya ülkeleri, enerji çeşitliği konusunda acı bir ders aldı
Hürmüz Boğazı'nın kapanması, küresel enerji sisteminin düşünülenden çok daha kırılgan olduğunu kanıtladı. Özellikle Asya ülkeleri, enerji tedarikinde çeşitlendirmenin önemine ilişkin çok önemli ama acı bir ders aldı. Hiç şüphesiz, savaş yarın bitse ve Hürmüz Boğazı hemen açılsa bile, jeopolitik risk primi bir süre daha kalıcı olacaktır. Yatırımcılar ve hükümetler artık akıl almaz şeylerin olabileceğini biliyor. "Asya Yüzyılı", ancak bölge enerji portföyünü başarılı bir şekilde çeşitlendirebilir ve 34 kilometre genişliğindeki bir su yolunun keyfine bağlı olmayan bir direnç oluşturabilirse devam edecektir.
Türkiye, enerji güvenliği konusunda özellikle son 10 yılda önemli adımlar attı. Enerji tedariğimizde Rusya’nın ağırlığı azaltılarak, bölgesel çeşitlendirilmeye gidilirken, boru hatlarıyla tedarik edilen enerji miktarının artırılmasıyla, deniz taşımacılığında meydana gelebilecek sıkıntılara alternatif yaratılmış oldu. Bu açıdan bakıldığında, enerjiye erişim konusunda Türkiye’nin görece daha iyi konumda olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki, savaşın uzaması ve küresel enerji arzının daha da azalması durumunda meydana gelebilecek fiyat artışları karşısında kırılgan bir ekonomik yapımız var. Bu nedenle, savaşın hemen bitmesi, Türkiye için de çok önemli.