Çatışma sürecinde hükümetlerin bütçe dengelerinde belirgin bir bozulma ortaya çıkıyor. Bir yandan askeri harcamalar artarken, diğer yandan ekonomideki daralma nedeniyle vergi tabanının küçülmesi ve gelir toplama kapasitesinin zayıflaması, bütçe dengelerinde büyük tahribata yol açıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), nisan ayındaki Dünya Ekonomik Görünümü raporunda, savaş ve çatışmaların makroekonomik etkileri ve sonrasındaki toparlanma süreçleriyle ilgili bilgilendirici bir çalışmaya yer verdi. Bugünkü yazımda bu çalışmanın tespitlerine yer vermek istiyorum.
Savaşlar ve çatışmalar insanlık kadar eski. Toplumlar arasındaki anlaşmazlıkların siyaset ve diyalog kanallarıyla çözülemediği durumlarda, savaş ve çatışma kaçınılmaz oluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünya düzeni içerisinde, silahlı çatışma sayısı, önceki dönemlere göre belirgin bir şekilde düştü. Özellikle Soğuk Savaş’ın bitmesi sonrasında, ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya düzeninde, tarihte çok az nesle nasip olacak kadar sakin ve huzurlu bir süreç yaşadık. Küreselleşme akımlarının güçlendiği, uluslararası ilişkilerde kurallara bağlı ve işbirliğine dayalı bir anlayışın hâkim olduğu bu dönemde, dünya genelinde refahın arttığını, yüz milyonlarca insanın mutlak fakirlikten kurtulduğunu gördük. Ne var ki, son yıllarda bu olumlu seyrin bozulmakta olduğu, çatışma ve savaş kaynaklı risklerin arttığı ve ne yazık ki buna bağlı olarak can kayıplarının da hızla yükseldiği bir dönemde bulunuyoruz. Özellikle Rusya-Ukrayna ve hala sürmekte olan İran-ABD/İsrail savaşları, önceki dönemlere damga vuran görece barış ve huzur ortamının kaybolmasına neden oldu.
IMF verilerine göre jeopolitik tehdit büyüdü
IMF’nin verileriyle durumu ortaya koymak gerekirse, kendi hesapladıkları Jeopolitik Tehdit Endeksi’nin 1990’lı yıllar ortalaması 97,4 iken, 2000’li yıllarda bu endeks ortalamada 88,6’ya geriledikten sonra, özellikle Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte hızlanarak 2010’lu yıllarda ortalama 92,9’a ulaştı. 2020’den itibaren ise durum daha da kötüleşti ve söz konusu endeksin ortalaması son 2020-2024 arasında 120,9 olarak hesaplandı. İran’daki savaşla birlikte bu endeksin çok daha yüksek değerlere ulaşmış olduğunu kolaylıkla tahmin edebiliriz. Yine IMF verilerine göre, 1989-2020 arasındaki 32 yılda savaş ve çatışma nedeniyle meydana gelen ölümlerin yıllık ortalama sayısı 51 bin 120 kişi olurken, 2021-2024 arasında bu sayı 184 bin 330 kişiye fırladı.
IMF’nin bulgularına göre çatışmalar, çatışma bölgelerindeki ekonomilerde büyük ve kalıcı üretim kayıplarına yol açarken, bu etkilerin diğer ülkelere de yayılma riski ortaya çıkıyor. Çatışma bölgesindeki ülkede üretim, çatışmanın başlangıcında keskin bir şekilde düşerken, üretim kayıpları beş yıllık bir dönemde yaklaşık %7’ye kadar yükselebiliyor. Çatışmalardan kaynaklanan üretim kayıpları, on yıl sonra bile devam ederken, bu kayıplar finansal krizler veya şiddetli doğal afetler nedeniyle meydana gelen üretim kayıplarını da aşıyor. Çatışma bölgelerinin ötesinde, komşu ülkeler ve ticaret ortakları da kısa vadede daha sınırlı, ancak ihmal edilemeyecek üretim kayıpları yaşayabiliyor.
Üretim kayıplarının temel nedenleri, hane halkı gelirlerinin düşmesi ve belirsizliğin artmasıyla birlikte özel tüketim ve yatırımlardaki düşüş ve hükümet harcamalarının askeri amaçlara yönlendirilmesi olarak belirleniyor. Çatışma sürecinde hükümetlerin bütçe dengelerinde de belirgin bir bozulma ortaya çıkıyor. Bir yandan askeri harcamalar artarken, diğer yandan ekonomideki daralma nedeniyle vergi tabanının küçülmesi ve gelir toplama kapasitesinin zayıflaması, bütçe dengelerinde büyük tahribata yol açıyor.
Uzun vadede sermaye stokunda erime ve istihdam kaybı yaşanıyor
IMF’nin bulgularına göre ihracat, ithalattan daha çok düşerek ticaret dengesinde bozulmaya neden oluyor. Bu esnada, savaş kaynaklı belirsizlik, sermaye çıkışlarını körüklerken, hükümetlerin bunun önüne geçmek için sermaye kontrolleri uygulamalarına başvurabildikleri gözleniyor.
Savaş dinamikleri ayrıca döviz kurunun sürekli değer kaybına, rezerv kayıplarına ve enflasyonist baskılara da katkıda bulunuyor. Daha uzun vadede ise, savaş sermaye stokunda, istihdamda ve verimlilikte etkileri çok uzun yıllar süren düşüşlere neden olabiliyor.
Buraya kadar okuduklarınızda pek şaşırtıcı bir şey yok aslında. Savaşı başlatanlar bunu her zaman çok ulvi gerekçelerle yapıyor olsalar da, sıradan insanlar için savaş her zaman ölüm ve yoksulluk demek. Peki savaş bittikten sonra, ekonomik toparlanma süreci nasıl ilerliyor? IMF çalışmasında bununla ilgili saptamalar da var. İyi haber, çatışma sona erdiğinde ve kalıcı bir barış sağlandığında, çok hızlı ve otomatik bir şekilde olmasa da, ekonomik toparlanma mümkün görünüyor. İncelenen ülke örneklerine göre, üretim seviyesi hemen her ülkede artarken, toparlanma hızı savaş zamanı kayıplarına göre yavaş kalıyor ve ülkeler arasında büyük farklılıklar görülüyor. II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana incelenen savaş sonrası toparlanmaların temel nedeni, işçilerin sivil ekonomik faaliyetlere geri dönmesi ve mültecilerin kademeli olarak geri dönmesiyle öncelikle işgücü dinamiklerinin kuvvetlenmesi oluyor. Buna karşılık, azalsa da devam eden belirsizlikler ve kalıcı finansman kısıtlamaları, sermaye birikimi ve verimliliğin uzun bir süre düşük kalmasına yol açıyor.