Piyasalar acımasızca karar verilen duygusuz ortamlar mıdır? Yoksa gelecekle ilgili umutların bağlandığı ve aslında duyguların şelale olduğu yerler midir? Bölgemizde İran’a yönelik bombardıman ile başlayan yeniden şekillendirme sürecinde aslında ikisinin arsında bir yerde dünyanın yeni ekonomik güçleri olan Çin ve Hindistan’ın enerjiye erişimini Amerika’nın kontrolündeki kaynaklara bağlamak gibi bir niyet bulunuyor. Sadece İran’ın bombalanması değil, Pakistan ile Afganistan arasında başlayan savaş süreci de bunu hedefliyor. Üretilen malların Avrupa pazarına taşınması konusunda yeni bir tedarik zinciri ağı yaratmak da hedefleniyor. Bütün bunları bizden çok daha iyi bilen ekonomik ve siyasi güçler, belirli şeyleri belirli noktalarda fiyatlıyorlar. Petrolün fiyatı yükseliyor, altın ve gümüşün değeri ülkelerin merkez bankalarının stok oluşturmasına bağlı olarak yükselirken güvensizlik insanların da aynı yolu tutmasına neden oluyor. Ellerindekinin değerini yitirdiğini düşünen insanlar hayatta kalmak için servetlerini gelecekte kendilerini kurtaracağını düşündükleri araçlara yüklüyorlar.
Aklıma iki örnek geliyor. Birincisi Manhattan adasını parlak taşlar mıydı, altın mıydı; böyle bir şeyler karşılığında satan Kızılderililer. İkincisi ise, ülkeleri darmadağın edilirken gelecek umudu ile ülkelerini terk eden mültecilerin, kendilerini batacağı aşikar araçlarla denize bırakan insan kaçakçılarına verdiği dolar ya da mücevherler. Bunların her ikisinde de, değişen bir piyasada ayakta kalmak için yapılan yatırım söz konusudur. Bir alışveriş yapılmak zorunda kalınmıştır ve kaybedileceği biline biline eldeki kaynakla zorunlu bir işe girişilmiştir. Ancak piyasalar bu tür konularda acımasızıdır.
Bu tablonun bir de diğer boyutu vardır. Borsa yatırımları somut duruma ya da eldeki değere göre değil, gelecekteki değer önermesine göre yapılır. İnsanlar bir şeyin gelecekte çok değerli olacağını düşündükleri için yatırım yaparlar. Bu işleyiş, ailelerin gelecekleri olduğunu düşündükleri çocukları için en iyi olanı yapmasına benzer duygusallıktadır ancak sonuçlar son derece gerçekçi bir biçimde ortaya çıkar. Bilgisayarların ve ardından cep telefonlarının yaygınlaştığı dönemde bir teknoloji yazarı olarak en fazla karşılaştığım soru, “en iyisi hangisi?” oluyordu. İnsanlar gelir düzeylerinden bağımsız olarak çocuklarına en iyisini alarak onlara gelecekteki rakipleri karşısından en avantajlı konumu sağlamaya çalışıyorlardı. Bu, yatırımın temel felsefesine uygundu ama insanlar sadece en iyisini ya da en büyük getiriyi sağlayacak olanın peşinde koşarken kendi işlerini bu değişime göre yeniden şekillendirmeyi düşünmediklerinden işlerini kaybettiler ve gelecek umutlarına ulaşmak için kullanabilecekleri araçlar zaman içinde ortadan kalktı. En iyisini yaşama peşindeyken en kötüsünde ayakta kalabilmeye çalışır oldular. Çünkü piyasalar acımasızdır ya da başka bir ifadeyle gerçekler acıdır.
Bizim toplum olarak bu sistem karşısındaki tavrımızı açıklayan en iyi örnek, öğretimin her seviyesinde tanık olduğum “gidiş yolundan puan -ya da not-veremez misiniz?” sorusudur. Bunun iki karşılığına tanık oldum. Birincisini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde –kim olduğunu maalesef hatırlamıyorum- bir hocamız anlatmıştı. Arkadaşın biri yanlış hesap yapmış ve sonucun sonunda bir sıfır fazla çıkmış. Daha doğrusu virgülü kaydırdığı için bulması gereken sonucun 10 katını bulmuş. O zaman hocalarımız aynı zamanda bilirkişilik yapıyorlardı ve hocamız öğrencinin yaptığı “bir tanecik sıfır” hatasının gerçek dünyada yapıldığında bir kazanın patlamasına neden olduğu bir kazanın fotoğraflarını göstermiş. Kazanın dayanımının hesaplarken yapılan bir tanecik hane kaydırma, bomba gibi patlayan kazanın insanların ölmesine neden olabileceğini anlatan hocamız, hesaplama ile gerçek dünyadaki etkisini net bir biçimde ortaya koymuş. Bu, hayatta aldığım en ciddi derslerden biriydi. İkincisi ise, Kenan Evren’in ortaokuldayken hayatımıza soktuğu, “Siz mezun edin, gittikleri yerde öğrenirler” sözüydü. Tamamen yalandı ve bu gidiş yolunu takip edenlerin yarattığı sonuç ortada. Doğru yoldan işlem yaptığını sanan ya da bunun yalanını söyleyenlerin yarattığı sonucu, piyasa acımasız bir biçimde yüzünüze vurur. Ortada başka hesaplar varsa ve bunu anlamıyorsanız, piyasa size bunu da ödetir. Masumiyet Müzesi dizinde kısaca temas edilen banker faciası ve bunun sonucunda her şeyini kaybedince intihar eden Tarık Bey (Ercan Kesal), sadece bir kurgu değil, piyasanın gerçeğidir. “Herkes parasını bankere yatırıyordu, ben de ondan yaptım” şeklinde gidiş yolu, hayatın acımasız piyasa dengeleri karşısında anlam taşımaz.
Kavanozunuzu ne ile doldurduğunuz önemli değil
Benim gençliğimde önünde büyük bir kavanoz alan kişilerin videoları dolaşıyordu. O yıllarda sosyal medya olmadığı için e-posta ile video gönderiliyor ve ona tıklayıp bilgisayarda izliyordunuz. Şimdiki gibi linkle bağlanılan bir bulut adresinden izlemiyordunuz. Bu videoda konu anlaşılır olsun diye büyük bir video kullanılıyordu. Bize hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğini anlatıyorlardı. Önce kumu koyup sonra büyük taşları yerleştirmeye kalkarsanız, kavanoza her şeyi yerleştirmeniz mümkün olmuyordu. “Hayat da böyledir” diyorlardı, “Önce sizin için önemli olan şeyleri temsil eden büyük şeyleri yerleştirmeniz gerekir. Arkasından kumu ve suyu koyarsanız, kavanoza bütün malzemeyi yerleştirebilirsiniz.” Her koşulda kavanozun masadan kaldırılamayacak kadar ağırlaştığını anlamam çok zaman almadı. Üstelik kavanozu masadan kaldırabilmek için içindekileri boşaltmanız gerekiyordu ve bunu kavanozu bir yere taşıdıktan sonra yapmanız gerekiyordu. Çünkü bunu masada yaparken çamura dönüşmüş malzemenin dökülmesi ciddi bir pislik yaratmaya adaydı. Bunu önlemek için de kavanozu taşımanız gerekiyordu ve kavanoz ağırdı.
Bu dönemde matara teorimi oluşturdum. Taşları ve kumu olduğu yerde bırakıp sadece suyu mataraya doldurmak, hem çamurlaşmayı engelliyor hem de bir başka yere giderken gereken su ihtiyacını rahatça karşılamayı sağlayarak mobiliteye olanak tanıyordu. Bu teorimi daha sonra aşırı değerlenen startup’ların sermayeyi nasıl sıkıştırdığını açıklamak için kullandım. Uber, Spotify, Airbnb gibi şirketlerin değerleri on milyarlarca dolara ulaştığında bunların birincil halka arzlarını (IPO) yapmak imkansız hale geliyordu. Alınan yatırımlarla oluşan hisse değeri, o kadar yükseliyordu ki bu noktada hisseyi satın almak için gereken parayı ödemeyi sağlayacak kadar yüksek bir gelecek değeri beklentisi oluşturmak mümkün olmuyordu. Bu nedenle çıkışlar gecikirken yatırımcıların yeni yatırımlara yöneltmek için kaynaklarını geri almaları mümkün olmuyordu. Sistem bu nedenle kilitleniyordu. Bunu aşmak için ABD’de likidite sağlamak üzere parçalı yatırım araçları yaratılmaya çalışıldı. Bizdeki kira sertifikası modeline benzer biçimde bir hissenin daha küçük bir bölümünü satmaya başladılar.
Bütün bunlar olurken, reel sektör şirketleri cirolarını ve diğer finansal göstergelerini ortaya koyarak bu “somut varlıklarının” neden “sanal dünyada” yer alan şirketlerin yarattığı kadar piyasa değeri yaratamadığını sorguluyorlardı. Bu sorunun tek yanıtı gelecekteki değer beklentisiydi. Bütün bunları anlatmamın nedeni, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) büyük bir zevkle takip ettiğim raporlarından istisnai öneme sahip birine dikkatiniz çekmek.
NVIDIA ile bütün hikâyeler yeniden yazılıyor
Konuyu toparlamam için bana biraz fırsat verin Öncelikle APY Ventures Girişim Sermayesi Yatırım Fonları Müdürü Mustafa Keçeli’den bazı noktaları aktarmak istiyorum:
“Türkiye start-up ekosisteminde 2025 yılı verileri, bir önceki yıla kıyasla yatırım hacminde yüzde 45, işlem adedinde ise yüzde 48 oranında düşüşe işaret ediyor. Bu tablo, yatırımcıların artık girişimlere yaklaşırken çok daha seçici davrandığını, karar süreçlerinde daha titiz hareket ettiğini ve farklı kriterleri detaylı biçimde değerlendirdiğini ortaya koyuyor. 1-7 Mart "Girişimcilik Haftası" kapsamında konuşan APY Ventures Girişim Sermayesi Yatırım Fonları Müdürü Mustafa Keçeli de yatırım kararlarında öncelikle ekibin yapısını, kurucuların vizyonunu ve liderlik yetkinliklerini değerlendirdiklerini vurgulayarak “Girişimin geleceğe yönelik ölçeklenebilir bir vizyon ve hızlı bir büyüme potansiyeli taşıması son derece değerli” dedi.
1-7 Mart arası "Girişimcilik Haftası" olarak kutlanan ülkemizde girişimcilik hem fırsatlar hem de yapısal zorlukların aynı anda var olduğu belirgin bir olgunlaşma sürecinden geçiyor. Türkiye’nin genç, teknolojiye yatkın nüfusu; fintech, oyun, e-ticaret ve yapay zekâ girişimleri için ciddi bir potansiyel oluştursa da enflasyon, kur oynaklığı ve finansmana erişim maliyetleri girişimler için risk oluşturuyor.
Albaraka Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından kurulan ve aktif olarak girişimcilere yatırım yapan Girişim Sermayesi Yatırım Fonları çatı markası APY Ventures girişimcilik ekosisteminin önemli oyuncuları arasında bulunuyor. APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli, yönettikleri fonların toplam büyüklüğünün 80 milyon dolar seviyesine ulaştığını, TL bazında bu rakamın 3,6 milyar TL’yi aştığını vurgulayan Keçeli, APY Ventures fonlarında yer alan nitelikli yatırımcı sayısının da 1.600 seviyesine geldiğini söylüyor.
Liderlik yetkinlikleri belirleyici
Türkiye startup ekosisteminde 2025 genelindeki verilere göre önceki yıla göre yatırım miktarında yüzde 45, işlem sayısında ise yüzde 48 oranında bir gerileme bulunuyor. Bu da yatırımcıların girişimlere yatırım yaparken artık ince eleyip sık dokuduğunu ve pek çok parametreye dikkat ettiğini gösteriyor. APY Ventures adına konuşan Keçeli, yatırım kararlarında ilk olarak ekibin yapısına odaklandıklarını ve özellikle kurucuların vizyonu ile liderlik yetkinliklerinin belirleyici olduğunu vurguluyor. Girişimlerde her zaman risk bulunduğunu hatırlatan Keçeli, işlerin beklenildiği gibi gitmediği senaryolarda girişimcinin pivot edebilme becerisi ya da gerektiğinde geri adım atabilme olgunluğunun büyük önem taşıdığını ifade ediyor. Daha önce start-up kurmuş, başarılı bir exit gerçekleştirmiş veya zorlu süreçlerden geçerek deneyim kazanmış kurucuların öne çıktığını belirtiyor. Ayrıca sektör deneyiminin de kritik olduğunun altını çizerek, girişimcinin faaliyet gösterdiği alanı ve işi derinlemesine bilmesinin başarı şansını artırdığını dile getiriyor.
Satış kabiliyeti öncelikli kriterlerden
Keçeli ikinci aşamada ürünü değerlendirdiklerini, ancak asıl odak noktalarının ürünün nasıl ticarileştirildiği olduğunu söylüyor. Güçlü ürünlerle karşılaşabildiklerini fakat satış tarafındaki zayıflıklar nedeniyle istenen performansın yakalanamadığını belirten Keçeli, bu nedenle satış kabiliyetini öncelikli kriterlerden biri olarak gördüklerini ifade ediyor. İlk temas ile fatura kesimi arasındaki sürede satışın ne kadar hızlı gerçekleştiğini dikkatle izlediklerini, bunun yanında pazar ve sektör analizlerini de titizlikle yaptıklarını ekliyor.
Son olarak çıkış potansiyeline değinen Keçeli, sektördeki birleşme ve satın alma hareketlerini yakından takip ettiklerini belirtiyor. Yatırımın sonunda doğru bir exit imkânının olup olmadığı ve yatırımcılara vaat edilen getirinin sağlanıp sağlanamayacağı sorularına yanıt aradıklarını ifade ediyor. Girişimin geleceğe yönelik büyük ve ölçeklenebilir bir vizyon taşımasının kendileri için son derece değerli olduğunu vurgulayan Keçeli, yatırım yaparken yalnızca 10 kat değil daha fazla getiri potansiyeli sunabilecek bir vizyonu görebilmeyi hedeflediklerini söylüyor.”
Bütün metni anlaşılırlık açısından aktarmama karşın özellikle satış kabiliyeti üzerinden konuyu NVIDIA’ya bağlamam gerekiyor. Trilyonlarca dolarlık değeri ile startup denilemeyecek boyutta olan NVIDIA, hala değişim yaratma potansiyeli ile bu kategoriye bir örnek ve ciddi gelecek beklentisi yaratabiliyor.
Şirketin satışlarındaki güçlü büyüme buradaki bağlantı noktasını oluşturuyor. 2025’in son çeyreğinde cirosunu yüzde 73 artışla 68,1 milyar dolarak Nvidia içinde bulunduğumuz üç aylık dönemde satışlarını yüzde 78 artırmayı bekliyor. Fortune dergisi bu muazzam sonuçlara karşın NVIDIA hissesinin değerinin sadece yüzde 1 oranında yükselmesi ve sonra eksiye geçmesini, “oyunda bir bozukluk olması” ile açıklıyor.
Cirosunun büyük bölümünü beş hyperscaler’dan elde eden NVIDIA, bunların kurduğu yeni dev yapay zekâ veri merkezleri sayesinde hızla büyüyor ama bunun yavaşlayabileceği endişesi ve yapay zekâ balonu tartışmaları hissenin tırmanış hızına darbe vuruyor.
İşte TSKB’nin Onur Salttürk imzalı “Yapay zekâ: İtici güçten karşı rüzgâra” raporu bu noktada çok aydınlatıcı bir kaynak olarak karşımıza çıkıyor. Piyasa değeri açısından lider NVIDIA’nın başını çektiği Meta, Tesla, Amazon, Alphabet, Microsoft, Apple “Muhteşem Yedili” S&P 500 endeksini silkelerken bunların çıkarıldığı S&P 493 endeksi karşısındaki durumları daha çarpıcı. “Yapay zekâ temasını 2026’da zor bir yıl bekliyor” yorumunun yapıldığı raporu okumanız için size bir fırsat veriyorum. Sonrasında bu konuyu ele almaya devam edeceğiz.