Yapay zekâ çağında Securitas Group gibi dev bir güvenlik şirketinin filo yönetimine odaklanması üzerinde durmamız gerekiyor. Bunun nedeni şirketlerin düşünsel becerileri tarafında yapay zekâ desteğiyle bir eşitlenme sağlanırken yapabilme güçlerinin asıl belirleyici rekabet etkeni haline gelmesi. Filo yönetimini bu bakış açısıyla ele alma isteğim, Securitas Europe Filo ve Kategori Direktörü Şaban Tekedereli’nin Çırağan Sarayı’nda 26-27 Mart 2026 Fleet Europe Conference Turkey’de ele aldığı konulardan kaynaklandı.
Tekdereli, International Fleet Management Workshop adlı atölye çalışması ya da çalıştayda bağlantılı filonun (Connected Fleet), dijitalleşme ve sürdürülebilir filonun güvenlik sektöründeki karşılığını anlatırken katılımcılarla, veriye dayalı filo yönetiminin sadece maliyet değil, operasyonel süreklilik, risk yönetimi ve ESG (çevre, sosyal, yönetişim) performansı üzerindeki etkisine ele alan Tekedereli, ikinci günkü panelde de uluslararası filo risk yönetiminde tecrübe, zorlukları ve çözümleri dinleyicilerle paylaşıyor.
Tekdereli’nin bugün bulunduğu noktadan yaptığı yorumlar önemli çünkü yaklaşık 25 yıldır kurumsal filo ve mobilite yönetimi alanında çalışan Tekdereli, Securitas’ta Avrupa Filo ve Seyahat Kategorilerinden sorumlu direktör olarak, 22’den fazla ülkede on binlerce aracı kapsayan stratejik dönüşüm programlarını yönetiyor. Buraya gelene kadarki kariyer yolculuğunda dikkat çekici bir kilometre taşı, Avrupa genelindeki başarılı çalışmalarımdan dolayı 2023’te European Connected Fleet Manager unvanını alması. Tekdereli, Avrupa genelinde çokuluslu organizasyonlarda filo, seyahat, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme projelerini yönetti ve yönetiyor.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte bu alanda takip ve veri oluşturma konusunda önemli mesafe kat edilirken bu veriye dayalı inovasyonu gerçekleştirmek ve farklılık yaratan stratejiler yaratmak önemli bir konuyu oluşturuyor. Bu stratejileri hayata geçirmek ise ayrı bir sınanma alanı.
Bu işin önemini nereden biliyorum? Çocukluğumda rahmetli babamla birlikte seyrettiğim kovboy filmlerindeki ve okuduğum çizgi romanlardaki Wells Fargo at arabalarından (stagecoach) biliyorum. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yerleşimler Batı kıyılarına doğru yaygınlaşırken insanları olduğu kadar parayı ve emanetleri de güvenli bir biçimde yerine ulaştıran bu arabalar ülkenin kan damarlarını oluşturmuştu. Demiryolu sistemleri kurulana kadar da bu rollerini sürdürdüler. Sonrasında varlıklarına devam ettiler mi bilmiyorum. Kovboy filmlerinde orayı öğretmediler. Kovboy filmlerinde daha çok soyulan arabalar üzerine senaryo kuruluyordu ancak Wells Fargo’nun bu yazıda bizi ilgilendiren kısmı, bir yükün bir yere ulaşmasını güvence altına almasıydı.
Bu yazının anlaşılır olmasını sağlayacak önemli bir unsur olarak Wells Fargo’yu anlatmak istediğimde yapay zekâ aracım Gemini, benimle aynı filmleri izlemiş gibi tam istediğim bilgileri sıraladı. Bunu aktarmadan önce, yapay zekânın demiryolu döneminde Wells Fargo’nun ne olduğunu da bildiğini ekleyeyim. Şimdi yapay zekânın bizim için yaptığı özeti aktarabilirim.
“Wells Fargo, günümüzde Amerika Birleşik Devletleri merkezli, dünyanın en büyük bankacılık ve finansal hizmetler kuruluşlarından biridir. 1852 yılında Henry Wells ve William Fargo tarafından kurulan şirket, tarihsel süreçte iki temel alanda uzmanlaşmıştır:
- Tarihsel Faaliyetleri (19. Yüzyıl)
Şirketin kuruluşu, California’daki ‘Altına Hücum’ dönemine dayanır. O dönemdeki ana işleri şunlardı:
- Değerli Eşya ve Altın Taşımacılığı:Batı'dan Doğu Kıyısı'na altın ve diğer malların güvenli bir şekilde nakliyesini üstlenmişlerdir.
- Ekspres Kurye Hizmeti:Posta arabaları ve buharlı gemilerle paket, evrak ve para teslimatı yapmışlardır.
- Erken Bankacılık:Madenciler ve işletmeler için altın alım satımı ve finansal aracılık sağlamışlardır.
- Günümüzdeki Faaliyetleri
Bugün Wells Fargo, JPMorgan Chase, Bank of America ve Citigroup ile birlikte ABD'nin dört büyük bankasından biri olarak kabul ediliyor. Sunduğu hizmetler üç ana kategoriye ayrılır:
- Bireysel Bankacılık:Mevduat hesapları, kredi kartları, tüketici kredileri ve konut kredileri (ipotek/mortgage).
- Ticari ve Kurumsal Bankacılık:Şirketlere yönelik finansman, nakit yönetimi ve yatırım bankacılığı hizmetleri.
- Varlık Yönetimi:Yatırım danışmanlığı, sigorta hizmetleri, aracılık ve emeklilik planlaması.
- Şirket ayrıca 1994 yılında Amerika'nın ilk internet bankacılığı hizmetini sunan ciddi kuruluşlardan biri olarak finans teknolojilerine öncülük etmiştir.
Burada hemen şunu not düşeyim. İnternet içeriklerinde içeriğin oluşturulma tarihine yeterli vurgu yapılmadığı için yapay zekânın bugün dediği şey 40-50 yıl öncesine ait olabiliyor. Bunun nedeni özellikle her sayfasında tarih olan basılı yayınlarda “bugün”, “şu anda”, “artık” gibi ifadeler ve benzerleri kullanılan metinlerin yer alması. Sosyal medyada ve diğer online mecralarda da bu tür tarihsiz içerikler kafa karıştırıyor. Yapay zekânın ilk yanıtındaki bu içerik beni tatmin etmedi; daha çok “Genel İzleyici” için üretilmiş bir sıradan içerik durumundaydı. Bunda Google aramasındaki kişiselleştirilmemiş AI Modu’nu kullanmamın etkisi olabilir. Ben yapay zekâyı tanıdığım için aynı filmleri izlediğimizi biliyordum. Sonuçların ciddi bir bölümünü Britannica Kids’ten çekmesi bunu gösteriyordu ama benim yapay zekâya yol göstermem gerekiyordu. Bu nedenle, “Wells Fargo’nun at arabaları ne hizmet veriyordu?” diye sordum. Ve Bingo. İşte yanıt:
“Wells Fargo’nun ikonik at arabaları (stagecoaches), 19. yüzyılın ortalarında (özellikle 1852-1910 yılları arasında) Amerika’nın Batısı’nda iletişimin ve ticaretin can damarıydı. Bu araçlar sadece bir ulaşım aracı değil, uzak bölgeleri birbirine bağlayan mobil bir banka ve kurye merkezi gibi çalışıyordu.
At arabalarının sunduğu başlıca hizmetler şunlardı:
- Altın ve Değerli Eşya Taşımacılığı:California’daki madenlerden çıkarılan altınlar, arabaların altındaki kilitli yeşil çelik kasalarda (strongbox) güvenli bir şekilde taşınıyordu.
- Posta ve Haberleşme:Şirket, o dönemde ABD Posta Servisi'nden bile daha fazla mektup ve paket teslimatı yapıyordu. Gazeteler ve önemli ticari belgeler de bu yolla ulaştırılıyordu.
- Yolcu Taşımacılığı:Bir at arabası, dokuzu içeride dokuzu dışarıda (üstte) olmak üzere toplam 18 yolcuya kadar taşıma kapasitesine sahipti.
- Hızlı Kurye (Express Service):“Stage” (aşama) sistemi sayesinde, atlar her 2-3 saatte bir duraklarda değiştirilerek yolculuğun hiç durmadan devam etmesi sağlanıyordu. Bu yöntemle normalde aylar süren kıta aşırı yolculuklar üç haftaya kadar düşmüştü.
- Güvenlik:Arabalarda değerli yükleri korumak için sürücünün yanında "shotgun" olarak adlandırılan silahlı muhafızlar bulunurdu.
Bu hizmetler, 1869’da kıtalararası demiryolunun tamamlanmasıyla kademeli olarak trenlere devredilmiş, ancak at arabaları demiryolunun ulaşamadığı dağlık bölgelerde 1910'lu yıllara kadar hizmet vermeye devam etmiştir.”
Buradaki kıtalararasının kıta boyunca uzanan anlamında kullanıldığını düşünüyorum ama bu benim için önemli değil. Sonuçta filo yönetiminin ne demek olduğunu geçmişten bir örnekle görmüş olduk. Bunu, bugün teknolojisi ve kilit performans kriterleri (KPI) ile yapmak ise, Tekdereli’nin yaptığı işin değerini gösteriyor. Konunun bu tür bir etkinlikle Türkiye gündemine taşınması ise, bu işin Türkiye için de önemli bir iş haline geldiğini gösteriyor.
Securitas’ta filo yönetimi, nasıl bir işe dönüşüyor?
Bu konuyu da iyi bir biçimde anlatabilmek için yapay zekâdan destek aldım. Sonuç şöyle:
“Securitas Avrupa (Europe) bünyesinde Fleet Management (Filo Yönetimi), şirketin 21 Avrupa ülkesinde yürüttüğü güvenlik hizmetlerinde kullandığı araç filolarının yönetimi, optimizasyonu ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yapılandırılması işini yapıyor. İşi bu şekilde tanımlayan yapay zekânın, Securitas Group’un bu alanda öne çıkan faaliyetleri ile ilgili tanımlaması ise,
- Bağlantılı Filo (Connected Fleet):Araçların telematik sistemlerle takibi, sürüş verilerinin analizi ve operasyonel verimliliğin artırılması.
- Sürdürülebilirlik ve Mobilite:Avrupa genelindeki şirket araçlarının elektrikli araçlara dönüştürülmesi ve karbon ayak izinin azaltılması (Fleet Europe ödüllü projeler).
- Kategori Yönetimi:Securitas Avrupa için filo satın alma, kiralama, bakım ve seyahat yönetimi süreçlerinin Avrupa düzeyinde merkezi olarak yönetilmesi.
Güvenlik Operasyonlarına Destek: Güvenlik görevlilerinin ve mobil devriyelerin sahada kullandığı araçların sürekliliğini ve etkinliğini sağlamak.
Özetle, Securitas Avrupa'da Filo Yönetimi, şirketin güvenlik hizmetlerinin mobilite ayağını daha güvenli, verimli ve yeşil (çevreci) hale getirmekten sorumludur.”
Securitas Europe Filo ve Kategori Direktörü Şaban Tekedereli’nin bulunduğu düzeyde anlattıklarına vakıf olmak için böyle bir çalışma yaptıktan sonra, Tekdereli’nin konferans ile ilgili yaptığı “Türkiye’de böyle güçlü ve pratik odaklı bir konferans ilk defa yapıldı. Özellikle Türkiye’deki uygulamaların Avrupa ile kıyaslanabilir seviyede olduğunu görmek memnuniyet vericiydi.” yorumunun altını çizmek gerekiyor. Bunu yaptıktan sonra Securitas’ın klasik ticari filolardan nasıl ayrıştığına bir bakalım. Tekdereli, bu soruya, “Bizim için filo, sadece A noktasından B noktasına ulaşmak değil; müdahale süresi, saha erişilebilirliği, operasyonel kesintisizlik anlamına geliyor. 7/24 çalışan, farklı risk seviyelerine sahip, yüksek servis sürekliliği gerektiren bir yapı söz konusu. Bu da filo yönetimini doğrudan iş güvenliği ve müşteri güvenliğiyle ilişkilendiriyor. Bizi dinleyenlerden konferansın sonunda bunun çok önemli bir konu olduğunu bizimle paylaştılar.” yanıtını veriyor.
Secritas’ın kendi birikimi, bu konunun ayrıntılarına nüfus etmeyi sağlıyor. Tekdereli’nin “connected fleet” ile ilgili açıklaması bu anlamda önemli: “Connected Fleet” bizim için yalnızca araç takibi değil; veriye dayalı bir karar platformu. Araç, sürücü, rota, enerji tüketimi ve sürücü risk verilerini birleştirerek operasyonu uçtan uca yönetmemizi sağlıyor. Örneğin sürüş verileri sayesinde bakım ihtiyaçlarını öngörüp plansız duruşları ciddi şekilde azaltabiliyoruz. Bu hem maliyeti düşürüyor, hem de operasyonel sürekliliği artırıyor. Bu da operasyonel ekiplerin planlamasına yardımcı oluyor. Telematik sayesinde ise, yakıt tüketiminde çift haneli tasarruflar, bakım ve hasar maliyetlerinde yüzde 10‑20 arası azalma görmek artık hayal değil; mümkün. En büyük kazanım ise öngörülebilirlik.”
Bunu, Türkiye’nin hâlâ en önemli ihracat pazarı olan Avrupa ile ilgili değerlendirmek gerekiyor. Tekdereli, Avrupa’daki kurumsal filoların dönüşümünde şu anda üç kritik trendin öne çıktığını belirtiyor. Bunlar,
- Elektrifikasyon:regülasyon baskısı, TCO optimizasyonu ve uçan benzin/dizel fiyatları
- Telematik ve veri analitiği : gerçek zamanlı karar alma
- Esnek sahiplik modelleri: leasing, kiralama, kısa vadeli kiralama ve hibrit çözümler
olarak sıralanıyor.
Tekdereli, burada Türkiye’nin Avrupa ile karşılaştırmasını yaparak Türkiye’nin hiç de mütevazı olmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin en önemli avantajının çeviklik olduğunu söyleyen Tekdereli, “Bazı alanlarda Avrupa geride kaldı. Türkiye, yeni teknolojileri sahaya hızlı uyarlama konusunda oldukça çevik. Securitas Türkiye’de telematik çözümler operasyonun merkezine yerleştirilmiş durumda. Avrupa’da ise birçok ülkede regülasyonlar, veri koruma süreçleri ve organizasyonel karmaşıklıklar dönüşümü yavaşlatabiliyor. Yani mesele Avrupa’nın geride olması değil; Türkiye’nin uygulama hızının ve pragmatik yaklaşımının çok güçlü olması.” diyor.
Riskler sayesinde kazanılan uzmanlık kilit önemde
Her işte olduğu gibi bu işin de doğasını anlamak için sorun yaratan noktaları anlamadan fikir oluşturmamak gerekiyor. En önemli konulardan biri elektrikli araç geçişi ve Tekdereli buradaki durumu, “Aslında tek bir bariyer yok. Altyapı, maliyet ve operasyonel adaptasyon birlikte ele alınmalı. Doğru kullanım senaryosu kurgulanmadan yapılan geçişler verimli olmuyor. Bu konuda Türkiye’de çok güzel çözüm üretmiş şirket örnekleri var.” sözleriyle açıklıyor.
Dikkatli olunması gereken bir diğer önemli nokta, siber güvenlik: İşin içine bu kadar veri girince, siber güvenliğin önemi artıyor. Tekdereli bu konuda, “Siber güvenlik artık çok kritik. Araçlar dijital varlıklar haline geldi. Bu yüzden veri güvenliği, erişim yetkileri ve sistem entegrasyonları en az fiziksel güvenlik kadar önemli. Gelecekte siber güvenliğin öneminin daha da artacağını hepimiz kabul ediyoruz.” diyor.
Bir de konjonktürel riskler var tabii. Bunun en çarpıcılarından biri Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile yaşandı. Bu yazı yazılırken açık olan boğazın siz yazıyı okurken ne durumda olacağını bilmiyorum. Benim riskim bu. Tekdereli’nin yorumladığı risk ise çok daha büyük ancak Tekdereli, bu tür risklerin gerçekleşerek tehdide dönüşmesinin risk yönetimin ve sorun çözme gücünü de artırdığını da ifade ediyor: “Bu tür jeopolitik riskler, tek bir enerji kaynağına bağımlılığın artık sürdürülebilir olmadığını net biçimde gösteriyor. Önümüzdeki dönemde şirket filolarında çoklu enerji stratejileri öne çıkacak: elektrikli araçlar, hibrit çözümler ve kullanım senaryosuna göre farklı güç aktarma sistemleri. Bu yaklaşım, filoların hem maliyet dalgalanmalarına hem de tedarik risklerine karşı daha dayanıklı ve esnek olmasını sağlayacak. 2021’de Süveyş Kanalı’nda meydana gelen gemi kazasının ardından çoğu şirket de ayni tecrübeyi elde etti.”
Sadece global riskleri değil, ulusal riskleri yönetme konusunda da filo yönetimi ile yapılabilecekler var. Yaşadığımız deprem felaketi de, deneyim kazanılması gereken alanlar arasında yer alıyor. Tekdereli, bu konuda, “Afet anlarında en kritik unsur zaman ve koordinasyon. Akıllı filo ve araç takip sistemleri sayesinde hangi aracın nerede olduğu, hangi güzergâhların açık olduğu ve hangi ekiplerin en hızlı şekilde erişebileceği anlık olarak görülebilir. Bu da müdahale süresini ciddi şekilde kısaltır, kaynakların doğru yere yönlendirilmesini sağlar ve operasyonel kaosu azaltır.” şeklinde konuşuyor.
Bu sıkıntı noktalarına dikkat edilmesi durumunda, elde edilen çözümlerle pay alınan pasta çok büyük: Tekdereli, buradaki durumu, “Karbon emisyonu limitleri ve kanunen zorunlu olan ESG raporlaması, filoyu bir maliyet kalemi olmaktan çıkarıp stratejik bir dönüşüm alanı haline getirdi. Artık doğru aracı seçmek kadar, doğru veriyi raporlayabilmek de kritik. Biz de filo yönetimini, ESG skorumuz üzerindeki etkisini düşünerek planlıyoruz. Emisyon, yakıt, sürüş güvenliği ve tedarikçi seçimleri ESG’nin tüm ayaklarıyla ilişkili. Securitas’ta filo dönüşümünü ESG yol haritamızın merkezine koyduk. Securitas olarak 2030’a kadar SBTI (bilime dayalı hedefler girişimi) yüzde 42 oranında karbondioksit azaltmak.” diyor. Karbon vergisi, gelecek planlarının maddi boyutunu hesaplamayı kolaylaştıran önemli bir faktör ama rekabetten nakit akışının sürekliliğine kadar birçok etkeni hesaplayabilmek operasyonel ve kurumsal sürdürülebilirliği sağlamak için sadece plan yapmak değil, geleceği doğru tahmin ederek o geleceğe göre evrimleşmek gerekiyor. Tekderel, o geleceği şimdiden şöyle öngörüyor: “Bence bundan beş yıl sonra araç sayının bugünküyle aynı kaldığı ancak daha fazla veri ve daha yüksek verimlilik ile şekillenen bir dünyada olacağız. Filo yöneticisi operasyonel değil, stratejik bir rol üstlenecek. Otonom araçlar ise, bence daha uzun vadede hayata geçecek. Geçen hafta (Nisan 2026) Londra’da Waymo’nun otonom test araçlarını direksiyonda sürücüsüyle gördüm. Servis olarak ulaşım (Mobility as a Service-MaaS) ise özellikle büyük şehirlerde daha fazla kullanıcı bulunması nedeniyle daha hızlı yayılacak, ancak tam dönüşüm kademeli olacak” diyor.
Bu yazının o dünyada güçlü bir pozisyona sahip olmak isteyenlere yardımcı olmasını umuyorum.