Son bir ayda yaşanan gelişmeler bana artık bu sürece “3. Petrol Krizi” adının verilmesi gerektiğini düşündürüyor. Sorun, sadece petrol fiyatlarındaki tırmanış olsaydı, süreç öyle ya da böyle yönetilebilirdi fakat enerji fiyatlarının yanında gübre, tarıma dayalı emtia ve metal fiyatlarında da yükselişler var.
Yakın geçmişte, küresel ekonomik sistemi sarsan ve sonrasında köklü değişimlere sebep olan iki petrol krizi yaşandı.
İlki 1973 yılında Mısır ve Suriye ile İsrail arasında devam eden Yom-Kippur Savaşı’nda, ABD’nin İsrail’e silah yardımı yapması nedeniyle petrol ihracatçısı Ortadoğu ülkelerinin ABD’ye ve Hollanda’ya petrol ambargosu ilan etmesi ile başladı. Savaş bittikten sonra ambargo genişletildi, Avrupa ve Japonya da listeye dahil edildi. Ekim ayında başlayan krizde, petrol fiyatı varil başına yaklaşık 4 katına çıkarak 12 dolara yaklaştı.
Takip eden yıllarda bu fiyat düzeyi korundu. 1970’li yılların sonunda İran’da hükümete karşı protestolar şiddetlenmeye başladı. 1979’a gelindiğinde varil fiyatı 15 dolar civarında idi. Şah Pehlevi’nin ülkeyi terk etmesi ve bir süre sonra Ayetullah Humeyni’nin ülkeye dönerek İran’ın yeni lideri olmasından sonra petrol üretiminde gerileme yaşandı. Bu gerileme sistemi krize sokacak düzeyde olmasa da, piyasalar çok büyük tepkiler verdi. Kısa süre içinde varil fiyatı 40 dolara sıçradı.
Yaklaşık 7-8 yıllık bir süreçte varil fiyatının 3 dolardan 40 dolara yükselmesi ile tüm dünyada enerji tedarik sıkıntıları, akaryakıt kuyrukları, ısınma sorunları baş gösterirken, sanayi üretiminde de darboğazlar yaşandı. Hammadde fiyatlarındaki artış ile enflasyon küresel düzeyde yükseldi. Bu gelişmeler, üretimin merkez ülkelerden çevre ülkelere kayma sürecini hızlandırdı. Şirketler üretim tesislerini, maliyetlerin yüksek olduğu ABD ve Avrupa’dan Uzakdoğu ülkelerine taşımaya başladı. Doğrudan yabancı yatırım alarak ihracata dönük üretim yoluyla kalkınma stratejisi zamanla tüm gelişmekte olan ülkelerin favori kalkınma stratejisine dönüştü.
Son bir ayda yaşanan gelişmeler bana artık bu sürece “3. Petrol Krizi” adının verilmesi gerektiğini düşündürüyor. Savaş uzadıkça bu olasılık artıyor. Sorun, sadece petrol fiyatlarındaki tırmanış olsaydı, süreç öyle ya da böyle yönetilebilirdi fakat enerji fiyatlarının yanında gübre, tarıma dayalı emtia ve metal fiyatlarında da yükselişler var. Bunların yanında, petrol fiyatlarındaki artışın yanında, ilk iki petrol krizinin besleyip büyüttüğü Uzakdoğu ülkelerinde ciddi bir enerji tedarik sıkıntısı görüyoruz.
Geçen dört hafta tüketimlerini kısıp alternatif tedarik noktaları bularak bunu telafi etmeye çalıştılar. Savaşın uzaması durumunda Japonya, Güney Kore, Çin, Tayland, Tayvan gibi ülkeler akut bir üretim şokuna girebilir. Önce Venezuela sonra İran’da olanları düşününce, zaman zaman acaba bu olanların arka planında, Çin’in küresel üretim ve ihracat liderliğini sarsma güdüsünün yattığı fikri aklınıza geliyor mu?