Enerji piyasalarında eşi benzeri görülmemiş bir dar boğaz yaşanıyor. Savaşın biteceğine dair umutlar sürse de sistemde büyük bir hasar oluştu. Küresel petrol arzının yüzde 14’ü ile sıvılaştırılmış doğal gaz akışının beşte biri devre dışı kalmış durumdadır. Orta Doğu’daki altyapı tahribatı da göz önüne alındığında, yüksek taban fiyat bir norm hâline gelmiş olabilir. Dolayısıyla fiyat düşüşlerinin sınırlı kalacağı ancak yükselişlerin agresif bir seyir izleyeceği asimetrik bir risk tablosuyla karşı karşıyayız.
Yüz dolarlık fiyata rağmen gelişmiş ekonomilerin gösterdiği direncin farklı nedenleri vardır. Enerji maliyetlerine karşı aşırı duyarlı olan imalat sanayinin ağırlığı azalırken, teknoloji ve hizmet sektörünün payı yükseliyor. Pandemi döneminde kamudan özel sektöre aktarılan muazzam kaynaklar da güç veriyor. Hane halklarını ve şirketleri destekleyen cömert maliye politikası, ekonomileri dış şoklara karşı dayanıklı kılıyor. Kısacası petrolün ekonomik sistem üzerindeki etkisi, 1973 krizine kıyasla çok daha sınırlı kalıyor. Fiyat 200 dolar gibi astronomik bir sınıra dayanmadığı sürece, mevcut seviyeler küresel sistem tarafından göğüslenebilir duruyor.
Hâlihazırdaki fiyatlar gelişmiş ülkeler için makul sayılabilir. Öte yandan Türkiye gibi ülkelerde fiyatlardaki yukarı yönlü her adım maliyetler üzerinde baskı oluşturuyor. Belki de en büyük talihsizliğimiz, enerji fiyatlarının bu yüksek seyrine kırılgan bir enflasyon ortamında yakalanmış olmaktır.