Çinli şirketlerin arzın kısıtlı olduğu bir dönemde ellerindeki petrolü Avrupalı ve Asyalı rakiplerine satması ilginç bir durumdur. Bu şirketlerin yüksek fiyatlardan faydalanmak mı istediği, yoksa yönetimden stoklarını boşaltma talimatı mı aldığı belirsizdir. Bu strateji, küresel ekonomiyi destekleme ve zor bir dönemde diğer ülkelerle köprü kurma çabası da olabilir.
Pekin’in bu hamlesi bir dengeleyici işlevi görürken, piyasalar petrol fiyatının seyri konusunda soğukkanlı bir tavır sergiliyor. Bu yaklaşımın temelinde hiç kuşkusuz Hürmüz Boğazı’nın kısa sürede açılacağı beklentisi yatıyor. Mevcut hareketler bu senaryonun iki hafta içinde gerçeğe dönüşeceğinin satın alınmasından ibarettir. Savaşın ilk haftalarında enerji fiyatlarıyla borsa endeksleri arasında gözlenen negatif ilişki nisanda koptu. Piyasalar yüksek seviyelere karşı bağışıklık kazanmış gibi duruyor. Yatırımcıların odak noktası şirket kârlarına ve teknolojik dönüşümün yarattığı yeni büyüme hikâyelerine kaydı.
Küresel piyasalardaki bu havayı perşembe günü açıklanacak enflasyon raporu öncesinde TCMB de izleyecektir. Satın alınan bu iyimser senaryonun kurum nezdinde ne kadar karşılık bulacağı merak konusudur. Barışın tesis edilemediği durumda, maliyet kanalından gelecek yeni bir şok projeksiyonları daha da bozabilir. Dolayısıyla Merkez'in piyasadaki bu iştaha rağmen şahin duruşunu korumasını ve orta vadeli hedefleri riske atacak bir iletişimden kaçınmasını bekliyorum.