Jeopolitik risklerle sarsılan piyasalar Mart ve Nisan’da toparlanırken, Mayıs’ta yükseliş eğilimi sürüyor. AI ve teknoloji hisseleri öne çıkarken, küresel tahvil faizleriyle hisse senetleri arasındaki ayrışma belirginleşiyor.
Şubat’ın hemen sonunda patlak veren jeopolitik risklerin evdeki hesap kitap açısından ‘kısa vadeli’ yoldan çıkma riski yaratmasının ardından, Mart’ın ikinci yarısı ve bilhassa Nisan’da gözlenen toparlanma, Mayıs ayı işlemlerinde de devam ediyor. Özellikle global varlıkların fiyatlamaları çok ciddi anlamda öne çıkıyor. Burada da en dikkat çekici sınıf olarak hisse senetleri beliriyor.
Yaklaşık olarak son 1 aydır bu köşe nezdinde sesli şekilde tartıştığımız elimde değişiklik yok: hisse senetleri, yakın dönemin teması üzerinden ilerlemeyi kendisine daha güvenli buluyor; AI ve teknoloji sınıfı. Bunun matematik ve istatistiksel karşılığı ise, Nasdaq Bileşik Endeksi’nin son 6 haftada düzenli yükselişi ve S&P 500’ün üzerinde haftalık performansı ile karşımıza çıkıyor. Keza aynı temanın sürükleyicisi Asya ve Güney Kore varlıklarını da bu değerlendirme içerisine fazlasıyla dahil etmek gerekiyor.
Globalin göz ardı ettiği gelişmeler de yok değil. Henüz gerek kısa gerekse orta vadeli enflasyon riski, bu değilse de arz tarafındaki aksama, vurulan tesislerin geri dönüş süresi ve uzun yıllardır bilinen lojistik rotalarının yeniden dizayn edilmesi ve Fed’in belki de tıpkı bir gelişmekte olan ülke merkez bankası gibi davranma riskinin kapıda olması tartışılmıyor. Tartışılsa da hisse senetlerindeki fiyatlamalara sirayet etmiyor. Öte yandan global tahvil faizleri ile hisse grubu ise zıt yönlerde ayrışıyor. ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin -ki uzun vadeli küresel borçlanmaların benchmark varlığıdır- %4,30-4,40 aralığına sıkışıp kalması ve hareket etse de bu tercihini yukarı yönden yana kullanması, önemli sinyaller listesine eklenebilir.
Türk Lirası cinsinden değerlenen varlıklar için de faiz-hisse senedi ayrışması durumunu fazlasıyla konuşmak mümkün. Getiri eğrisinin her vadesinde yüksek seviyeler söz konusu ve özellikle uzun tarafta hareket son derece sınırlı. Kısa vadenin en önemli belirleyicisi olarak karşımıza hafta içerisinde gerçekleştirilecek olan Enflasyon Raporu sunumu çıkıyor. Bir önceki raporun tahminleri o dönem de tartışılmakla birlikte, Orta Doğu’daki gelişmelerin ardından masadan kalktı. Bu nedenle tahminlerin yönünden ziyade evrileceği seviyeler yakından takip edilecek. Yıl sonu için yerli ve yabancı analistlerin beklentileri %28-30 bandına güncellenmiş durumda. Bu nedenle, söz konusu seviyelere olmasa da TCMB’nin yakınsamasını beklemek yanlış olmaz. Daha önemlisi, %16’daki ara hedefin revize olup olmayacağı ve olması durumunda çekileceği nokta. Bu da bizi orta vadede faiz beklentileri açısından yakından ilgilendiren bir diğer kritik detay.
Hisse senetleri tarafı ‘ana endeks seviyesi’ üzerinden bakıldığında son derece güçlü. Yıl başlangıcından bu yana bakıldığında kümülatif yükselişe en ciddi katkının geldiği 3-4 hisse sendi dışarıda bırakıldığında ivme olarak genele yayılım maalesef söz konusu değil. Mart’taki gelişmelerin ardından banka-sanayi ayrışması ise göze batıyor. Burada da 1Ç finansallarını dikkatle izlemek gerekiyor. Bizim ve diğer sektör temsilcisi meslektaşlarımızın bilanço notlarından yansıyanlar, çok fazla öne çıkan şirket/sektör olmadığı şeklinde. Bu nedenle seçici eğilim devam edecek.