1 yıl daha geride kaldı.
Piyasalar cephesinde, işlem yapanlar ve fikir yürütme çabasında olanlar için, genellikle yıl başlangıçları, “zor bir yıl olmasını bekliyoruz” teması etrafında şekillenir. Zira temkin, yaptığımız işin olmazsa olmazıdır. Sorumluluk, Türkiye gibi yatırım vadesinin son derece kısa olduğu ve giderek de kısaldığı ülke piyasalarında, her daim sizinle olmak zorunda ki hesap verilebilirlik ilkesi geçerliliğini korusun.
2025 mi? Tahmin etmesi, olanlar karşısında tepki vermesi, fikir oluşturma ve sonuçlarını kestirebilmek anlamında gerçekten çok zordu. Türk sermaye piyasalarında çalışanlar ve yerli yatırımcılar, fazlasıyla, alternatif getiri kavramını dile getirir halde kendilerini buldular. Özellikle hisse senetlerine yatırım yapanlar için, terazinin diğer tarafı, bu kavramın getirdiği ağırlık nedeniyle fazlasıyla aşağıda kaldı. Bu da evdeki hesabın çarşıya uymasına engel oldu.
Peki, yavaştan 2026’yı konuşarak şekillendirmekte fayda var. Genel yaklaşım, global risk iştahının korunması, belirli risk başlıklarını kenarda tutarak, fiyatlamaların yoluna devam etmesi yönünde. Küreselde, düşük enflasyon, düşük resesyon riski, yüksek jeopolitik gelişmeler ihtimali, gevşek para politikalarının devamı ve getiri arayışı etrafında şekillenmesi beklenen tema ağır basıyor. Fed’in üst yönetim değişikliği, şu an için bir şekilde düşünülen ama fiyatlanmayan bir başlık; keza ABD’de tarifelerin olası gecikmeli etkileri de... Kıtanın diğer tarafında Avrupa’nın dönüşüm teması ağır basıyor. Merkezinde elbette Almanya var. Bu kısım önemli. Güçlü Avrupa, Türkiye’nin ihracat performansı açısından pozitif risk unsuru olabilir; üstelik paritenin mevcut seviyeleri ile birlikte değerlendirildiğinde… Bakacağız.
İçeride ise aylık enflasyon verilerini yakından izlemeye, bunun etrafında şekillenen fiyatlamalar görmeye ve devamındaki yolu bir şekilde TCMB beklentilerine bağlamaya devam edeceğiz gibi görünüyor. En azından NŞA’da şu an için beklenti havuzu bu şekilde doluyor. Aylık enflasyon artış hızındaki ivme kaybı ile birlikte enflasyon muhasebesinin kimi kalemler üzerindeki etkileri de azalıyor-azalacak. Bu da biraz daha dipten dönüş temasının hayata geçmesine imkân tanıyacak. Ancak, maalesef, alternatif getirilerdeki yüksek seyir bir süre daha bizlerle olacak. Dönüş noktasına dek portföylerdeki ‘beklenen çeşitlenme’ söz konusu olmayacak. Olsa da biraz zorlar pozisyonunu muhafaza edecek. Tüm bunların neticesinde uzun vadeli tahvil faizlerindeki düşüş beklentisi biraz daha kuvvetlenir ve realize olur ise gün sonunda ulaştığımız nokta, ‘yeniden fiyatlama’ ihtiyacı etrafında şekillenecek ve Türk hisse senetleri kendisini ayrı bir patikada ilerler vaziyette bulmaya çalışacak.
Görüldüğü üzere, yeni yıl, bir klasik ve olmazsa olmaz şeklinde, beklentiler etrafında başlamış durumda. Doğrusu da bu. Yılı, ilk günden yokmuş gibi görmektense sağlıklı beklentiler ile ilerlemek daha doğru. Bu esnada elbette riskleri gözetmeli ve portföyleri de buna göre ayarlamalı. Özellikle yurt içi varlıklar açısından, alternatif getirilerdeki seyir, yılın ilk yarısında hayatımızda olmaya ‘azalan ivmede de olsa’ devam edecek.