Kuvvetli yıl başlangıcı, farklı noktalardaki beklenen sektör değişimleri ile yoluna aynı hızda devam ediyor. Örneğin ABD’de geride kalan 2 yılın sürükleyicisi AI hikayesi ile oluşan değerlemeler ve gelecek dönem beklentileri, şimdilerin ‘dönemsel’ rotasyon gerekçesi olarak beliriyor. Daha küçük ölçekli şirketlere doğru kayma, belli oluyor ki, çok daha fazla konuşulacak.
Sürükleyiciler listesinin ilk sırasında zayıf Amerikan doları teması yer alıyor. İkinci sırada ise emtia fiyatlarındaki hareketlilik. Değerli metaller ve diğerleri ayrışsa da düşük kalması, ithalatçı konumdaki ülkeler açısından oyun alanı açıyor. Zayıf USD ise dış borçlanma kanalı üzerinden maliyetleri düşürüyor ve en şüpheli grup olan gelişmekte olan ülkeleri öne çıkarıyor. Ayrıca, gelişmişlerdeki kuvvetli rallinin biraz olsun yıl başlangıcı ile beraber diğer kanallara yönelim isteği de son derece kuvvetli. Bu da gelişmekte olanlara olan ilgiyi ve her gün yenilenen rekor seviyeler başlıklarını teyit ediyor.
Bu noktada kısa şekilde fikrimizi yineleyelim: Gerek global endekslerin gerekse gelişmekte olan varlıkların bu ivme ve açıda yükselişe devam etmesini hem beklemiyor hem de sağlıksız buluyoruz. O nedenle realizasyon riski ve ihtiyacının kısa vadede giderek arttığını not düşmek isteriz. Kuvvetli yıl başlangıcı rahatsız edici değil. Ancak, tıkandığımız husus, sürdürülebilirliği ve momentumu. Bu sorulara yanıt vermekte zorlandığımızdan ilerisi şimdilik bizim için flu kalıyor. Bu düşüncelerimizi bugünün koşullarına bakarak oluşturduğumuzu hatırlatalım. Değişen başlıklar ve farklı risk parametreleri elbette güncelleme ihtiyacına sebep olabilir.
Bu yılın değişen temalarından birisi, Türk hisse senetlerinin emsalleri ile paralel, momentum olarak daha güçlü şekilde başlangıç yapması ve ilerlemesi. TL ve USD bazlı primler, bu yılın ana hikayesi, şu ana dek. Biz, çok daha kuvvetli yıl başlangıcından ziyade, 2025 kapanışı ve mevcut seviyelere 4Ç25 içerisinde gelinmesini senaryo olarak belirlemiştik. Ancak, öyle olmadı. Bankacılık sektörü ile başlayan ivmenin biraz daha genele yayıldığı ve farklı sektörlerle yoluna devam ettiğini izliyoruz. Kötü değil. Hatta gayet iyi. Bir miktar yabancı yatırımcı ilgisi ve girişi olduğunu da TCMB ve BIST veri setlerinden takip edebiliyoruz. Ancak, giriş yapanın niteliği, yani, uzun yıllara yayılan ve sadece alım yönlü fonlar mı olup olmadığını kestiremiyoruz. Ya da yüksek frekanslı işlemlere dayanıp dayanmadığını da. Buralarda vermekte zorlandığımız yanıt, yükselişe karşı durma hatasına düşmeden kısmen temkin yaratıyor.
Şimdilerde son çeyrek finansallarını izliyoruz. Henüz %30’u açıklanmadı. Yukarıdan aşağıya doğru inildikçe beklentilerde en ciddi volatilite yaratacak kalemin net kâr olduğu ve bunun da aralıktaki düzenlemeler kaynaklı olacağını daha önce konuşmuştuk. Onun dışında genel olarak görüntü, şu ana dek, beklentilerimizle paralel, kimi şirketlerde hafif daha olumlu. Bu cepheye dair en önemli belirleyici ise TCMB’nin faiz indirim süreci olacak. Başkan Karahan’ın geçtiğimiz hafta yaptığı sunumdan en önemli çıkarımımız, enflasyon beklentilerinde normalleşmeyi Mart-Nisan’a taşıma isteği ve Banka’nın faiz indirim adımını büyütmeye yönelik çekimserliği. Bu da bizi şubat enflasyon verisinin eğilimine göre, 50-100bp aralığında bir beklenti noktasına taşıyor. Biz, hala daha, 7 toplantıda da faiz indirim isteğinin korunacağını değerlendiriyoruz. Şu aşamada beklentimiz, Mart’ın da 100bp ile masada olduğu. TCMB’nin beklenti yönetimine verdiği önemi beğeniyoruz. Doğrusundan yana ilerliyorlar. Toplantının şekli ve katılımcıların yapısını ise değişime açık bulmaya devam ediyoruz. Soru-cevap kısmı çoğu zaman dağılabiliyor. PPK’nın birlikte basın karşısında yer alması ve soruların dağıtılması güzel bir yaklaşım. Öte yandan yılda dört kez düzenlenen bir sunumu beklemektense artık yavaş yavaş PPK sonrası kısa videolar ile PPK metni üzerinden ilerlenen bir değerlendirme aşamasına geçmenin zamanı geldi de geçiyor da.