Yatırım fonlarına ilişkin yayımlanan yeni düzenleme taslağı, teknik bir metin gibi görünse de aslında doğrudan yatırımcının getirisini, riskini ve fon tercihini etkileyecek önemli değişiklikler içeriyor. 26 Şubat’a kadar görüşe açık olan taslak, mevcut haliyle yürürlüğe girerse fon piyasasında özellikle serbest fonlar ve para piyasası fonları açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Son yıllarda yatırımcıların gözdesi olan para piyasası fonları ve serbest fonlar, sundukları getiri sayesinde portföylerin merkezine yerleşmişti. Ancak taslak düzenleme, ağırlıklı olarak bu iki alanı hedef alıyor. Bu nedenle yatırımcı açısından ilk soru şu olmalı: “Getiriler etkilenir mi?”
Para piyasası fonlarında getirilerin etkilenmesi en güçlü ihtimallerden biri olarak öne çıkıyor. Borsa İstanbul Para Piyasası işlemlerinin Takasbank sürecine dahil edilmesi ve teminat zorunluluğu son dönemde mevduatın oldukça üzerinde getiri sağlayan para piyasası fonlarının getirilerini normalleştirebilir. Ayrıca pay repo işlemlerinde en az beş farklı gruba ait hisse senedinin kullanılması zorunluluğu, tek bir varlık veya grup riskinin para piyasası fonlarını etkilemesini önlemeye yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor. Tahvil tutma zorunluluğunun para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlara da yayılması, bu fonların da zaman zaman - tahvillerde satış baskısı olduğu dönemlerde - negatif getiri üretme ihtimalini artırabilir. Bu durum özellikle şirketlerin likidite yönetiminde kullandığı fonlara alternatif arayışını gündeme getirebilir.
Serbest fon portföylerinde grup içi varlıklara yatırım sınırlandırılıyor
Serbest fonlar tarafında ise yatırımcıyı doğrudan etkileyecek iki önemli başlık bulunuyor: Yoğunlaşma riski ve şeffaflık. Taslak, serbest fonların belirli varlıklarda aşırı yoğunlaşmasını sınırlamayı hedefliyor. Bu, tek hisseye veya dar bir varlık grubuna yatırım yapan yüksek getirili fonların sayısının azalmasına yol açabilir. Taslak ayrıca serbest fonların yatırım stratejilerinde farklılaşmayı zorunlu hale getirerek aynı tür varlıklara yönelen fonların çoğalmasının önüne geçmeyi hedefliyor. Son dönemde benzer hisselere yatırım yapan çok sayıda serbest fonun oluşması, piyasada görünmez bir yoğunlaşma yaratmıştı. Bu adım, fonların gerçekten farklı stratejilerle yönetilmesini teşvik edebilir.
Serbest fonların portföylerinde grup içi varlıklara yatırım da sınırlandırılıyor. Özellikle portföy yönetim şirketlerinin bağlı olduğu holding veya banka tarafından ihraç edilen borçlanma araçlarının yoğun şekilde fon portföyüne alınması, çıkar çatışması ve likidite riski yaratabiliyordu. Yeni kurallar, bu tür riskli yoğunlaşmaları azaltmayı hedefliyor. Kısa vadede bazı fonların performansı düşebilir, ancak uzun vadede yatırımcı açısından daha dengeli bir risk profili oluşması beklenir.
Öte yandan fon fiyat açıklaması veya ödeme süreçlerinde gecikme olması halinde kamuya bildirim zorunluluğu getirilmesi, yatırımcı güveni açısından önemli bir adım. Geçmişte yaşanan bazı gecikmeler yatırımcıların fon likiditesi konusunda soru işaretleri yaşamasına neden olmuştu.
Serbest fonlarda yatırımcı sayısına ilişkin düzenleme de dikkat çekiyor. Belirli sayının altında kalan fonların özel fona dönüştürülmesi planlanıyor. Bu değişiklik, yüksek minimum yatırım tutarı nedeniyle fiilen sınırlı sayıda yatırımcıya hitap eden fonların daha şeffaf hale gelmesini sağlayabilir.
Fon yönetiminde hesap verebilirlik artacak
Düzenlemenin yatırımcı açısından olumlu yönlerinden biri de fon yönetiminde hesap verebilirliğin artacak olması. “Sorumlu portföy yöneticisi” tanımı ile artık fon performansından kimin sorumlu olduğu daha net görülecek. Bu durum, yatırımcıların fon seçerken yöneticiyi de değerlendirebilmesini sağlayabilir.
Genel tabloya bakıldığında, taslak düzenleme kısa vadede bazı fonların cazibesini azaltabilir; özellikle para piyasası fonları ve yüksek getirili serbest fonlar eski avantajlarını kaybedebilir. Ancak uzun vadede daha şeffaf, daha dengeli ve sistemik riskleri düşük bir fon piyasası oluşması hedefleniyor.
Yatırımcı açısından en önemli sonuç ise şu olabilir: Tek bir fon türüne yoğunlaşarak yüksek getiri arayışı yerine, farklı varlık sınıflarını içeren dengeli fon sepetleri daha da önem kazanacak. Çünkü yeni dönemde “yüksek getiri – düşük risk” kombinasyonunu tek başına sağlayan fon sayısı azalabilir.