Piyasalar bazen beklenmeyeni de beklemek gerekliliğini öğretiyor. Son haftalarda yaşadığımız tablo da tam olarak böyle.
Jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda normalde ne beklerdik? Altın yükselir, borsalar baskılanır, yatırımcı güvenli limanlara yönelir. Ancak bu kez hikaye biraz farklı yazıldı. Altın geri çekilirken petrol ve dolar yükseldi. Yani piyasa klasik reflekslerle değil, daha farklı bir hikayeyle hareket etti.
Bu farkın nedeni aslında oldukça net. Piyasa bu savaşı sadece bir jeopolitik risk olarak değil, enflasyonu yukarı çekecek bir arz şoku olarak okudu. Petrol fiyatları yükseldikçe, akıllara gelen ilk soru “enflasyon ne olacak?” oldu. Enflasyon yukarı giderse faizlerde düşüş eğilimi durabilir, hatta gerektiğinde daha uzun süre yüksek kalabilir. Bu da riskli varlıklar için çok da iyi bir senaryo değil.
Fon tarafındaki tablo da bunu doğruluyor. Fon türü bazında ortalama getirilere bakıldığında sadece para piyasası fonları son 1 aylık dönemde pozitif kalmayı başarırken, hisse senedi ve kıymetli madenler fonlarında zayıf bir performans gördük. Özellikle altın tarafındaki geri çekilme, birçok yatırımcı için şaşırtıcı oldu.
Bu dönemde kazanan tarafa baktığımızda ise tablo daha anlamlı hale geliyor. Enerji ve enflasyon teması öne çıkıyor. Petrol yükselirken petrol/doğal gaz/enerji ağırlıklı fonlar güçlü performans gösteriyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen gübre ile bağlantılı ürünlerin de ticaretinin aksaması, tarım emtia ve gıda fiyatları üzerinden de tarım/gıda temalı fonlara yarıyor. Enflasyonda yükseliş beklentisi TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına yatırım yapan fonları öne çıkardı. Çünkü değişen koşullar sonrası yatırımcı artık “büyümeden nasıl pay alırım?” sorusundan çok, “enflasyondan nasıl korunurum?” sorusuna cevap arıyor.
Borsa İstanbul tarafında ise biraz daha karışık bir görüntü var. Yıla başlarken konuştuğumuz hikaye — yabancı girişi, faiz indirimleri ve BIST30 öncülüğünde yükseliş — şimdilik kenara park edilmiş durumda. Yerine daha dağınık, daha seçici bir piyasa geldi. Büyük hisseler baskılanırken, dönem dönem daha küçük hisselerde hareketler görüyoruz. Bu nedenle BIST100 dışı, halka arz ve teknoloji temalı hisse senedi fonlarının BIST30 fonlarına göre performansı daha pozitif kalabildi. Ancak burada dikkat çeken önemli bir detay daha var. Hisse senedi fonları tarafında çıkışlar sınırlı kalmış görünüyor, yani yatırımcı tamamen piyasadan çıkmak yerine temkinli bir bekleyişe geçmiş durumda. Bu da olası bir olumlu haber akışında hızlı bir geri dönüş potansiyelinin devam ettiğini gösteriyor.
Fon piyasasındaki para akımları da bu tabloyu destekliyor. Para piyasası fonlarından son dönemde çıkışlar dikkat çekerken, bu çıkışın önemli bir kısmının mevduata ve serbest para piyasası fonlarına yöneldiği görülüyor. Yüksek faiz ortamında likit kalmanın cazip hale gelmesi, yatırımcı davranışını doğrudan etkiliyor. Aynı zamanda tahvil faizlerindeki yükselişin para piyasası fonlarının getirileri üzerinde yarattığı baskı da bu geçişi hızlandıran unsurlar arasında yer alıyor.
Peki bu dönemde yatırımcı ne yapmalı? Belki de en doğru cevap şu: Tek bir senaryoya bağlanmamak.
Çünkü piyasa iki farklı hikaye arasında gidip geliyor. Eğer savaş uzar ve enerji fiyatları yüksek kalırsa, enflasyon ve faiz baskısı devam eder. Bu senaryoda daha temkinli, daha likit bir portföy öne çıkar. Ama tam tersi bir haber akışı gelirse, yani tansiyon düşerse, başta hisse senedi fonları olmak üzere riskli varlıklarda çok hızlı bir toparlanma görebiliriz.
Bu nedenle mevcut dönemde portföylerde denge ön plana çıkıyor. Likit kalmayı sağlayan para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar, bu süreçte sadece bir korunma aracı değil aynı zamanda mevduat üzeri getiri imkanı sunuyor. Bunun yanında enflasyondan pozitif etkilenebilecek varlıkların ve temaların portföyde yer alması önem kazanıyor. Enerji, emtia ve TÜFE’ye endeksli enstrümanlar bu anlamda öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Öte yandan tamamen riskten kaçınmak da bu dönemde doğru bir yaklaşım olmayabilir. Çünkü piyasa yön değiştirdiğinde en hızlı tepkiyi yine riskli varlıklar veriyor. Bu nedenle değişken fonlar ve çoklu varlık stratejileri, hem fırsatları kaçırmamak hem de riski yönetmek açısından yatırımcıya daha esnek bir alan sunuyor.
Sonuç olarak içinde bulunduğumuz dönemi klasik kalıplarla okumak giderek zorlaşıyor. Artık “hangi varlık yükselir?” sorusundan çok, “hangi senaryoya karşı nasıl konumlanmalıyım?” sorusu daha anlamlı hale geliyor. Bu dönemde doğru zamanlamayı kovalamaktan ziyade, doğru portföy dağılımını oluşturabilen yatırımcıların öne çıkacağı bir sürece giriyoruz.