Bu dönemde yatırımcı açısından en büyük risk, tek bir hikayeye inanmak. Çünkü piyasa, beklentilerin çok hızlı değişebildiği bir süreçten geçiyor. Daha sağlıklı yaklaşım, portföyü birkaç ana eksen etrafında kurmak. Likiditeyi korumak bu eksenlerin başında geliyor.
Savaş gündemiyle geçen mart ayının ardından nisan ayına da ABD-İran gelişmeleriyle başladık. Piyasalarda ana odak hâlâ Orta Doğu. Ateşkese yönelik haber akışı risk iştahını artırırken, Hürmüz Boğazı’na ilişkin belirsizlik ve petrol fiyatlarının 100 dolar üzerindeki seyri riskli varlıkları baskılıyor. Bu tablo, yatırımcıyı hep vurgulamaya çalıştığım noktaya getiriyor: Farklı varlıklardan oluşan dengeli portföyler oluşturmak.
Ancak mevcut ortamda bu hiç de kolay değil. Savaşın seyri belirsizliğini korurken, piyasada bazı ezberlerin de çalışmadığını gördük. Örneğin jeopolitik risk ortamında altının her zaman yükselmesi beklentisi bu dönemde birebir karşılık bulmadı. Buna karşın savaşın en net çıktısı olan enflasyon riski, yatırım kararlarında daha belirleyici hale geliyor. Bu noktada portföy yönetim şirketlerinin dağılım önerileri önemli bir referans sunuyor.
Profesyoneller ne yapıyor?
İş, Yapı Kredi, Hedef, Neo, Oyak ve Kuveyt Türk Portföy’ün aylık olarak açıkladığı dağılım önerilerine baktığımızda kurumlar arasında farklı ağırlıklar olsa da stratejinin ortaklaştığı görülüyor.
İlk dikkat çeken başlık, para piyasası fonlarının portföylerde hâlâ ana taşıyıcı olması. Birçok modelde bu oran %40–60 bandında. Yani yüksek faiz ortamı, profesyoneller tarafından hâlâ değerlendirilen bir fırsat olarak görülüyor. Likit kalmak bu dönemin en kritik avantajlarından biri.
Borçlanma araçları tarafında ise daha temkinli bir yaklaşım var. Uzun vadeli tahvil ağırlığı azaltılırken, daha kısa vadeli ya da enflasyona duyarlı enstrümanlara yönelim öne çıkıyor. Bunun temel nedeni, enflasyonun beklenenden yüksek kalma ihtimali.
Altın tarafında ise dengeli bir duruş söz konusu. İlk etapta yaşanan geri çekilmeye rağmen portföylerde altın tamamen terk edilmiyor. Genelde %15-20 bandında korunan bu ağırlık, altının bir “sigorta” olarak tutulmaya devam ettiğini gösteriyor.
Hisse senedi tarafında ise seçici bir yaklaşım hakim. Tam çıkış yok, ancak agresif bir pozisyon da alınmıyor. %10–20 bandında ağırlıklarla olası toparlanma ihtimaline karşı portföyde yer verilmeye devam ediliyor.
Tüm bu dağılımların verdiği mesaj oldukça net: Profesyoneller bu dönemde tahmin yapmak yerine hazırlık yapıyor. Çünkü senaryolar iki uçlu ilerliyor. Savaşın uzaması halinde enflasyon ve faiz tarafında yukarı yönlü riskler artarken, olası bir yumuşama durumunda riskli varlıklarda hızlı bir toparlanma görülebilir. Bu nedenle tek bir beklentiye göre pozisyon almak yerine, farklı ihtimallere karşı dengeli bir portföy kurmak öne çıkıyor.
Yatırımcı ne yapmalı?
Bu dönemde yatırımcı açısından en büyük risk, tek bir hikayeye inanmak. Çünkü piyasa, beklentilerin çok hızlı değişebildiği bir süreçten geçiyor.
Daha sağlıklı yaklaşım, portföyü birkaç ana eksen etrafında kurmak. Likiditeyi korumak bu eksenlerin başında geliyor. Para piyasası fonları, yüksek faizden faydalanırken aynı zamanda fırsatlara hızlı hareket etme imkanı sunuyor.
Bunun yanında enflasyon riskine karşı koruma sağlayacak varlıkların portföyde yer alması gerekiyor. Enflasyona endeksli enstrümanlar ya da özel sektör tahvilleri içeren fonlar bu noktada öne çıkıyor.
Portföye esneklik katacak araçlar ise bu dönemin en kritik bileşeni. Çünkü bu süreç sadece korunma değil, aynı zamanda fırsat dönemi de olabilir. Bu noktada öne çıkan ürünler hisse ağırlıklı değişken fonlar. Bu fonlar yukarı yönlü hareketlerde potansiyeli yakalayabilirken, aşağı yönlü dalgalanmalarda portföyü daha dengeli tutabiliyor.
Piyasalar savaşın yönünü fiyatlamaya çalışırken, yatırımcı açısından en doğru strateji yön tahmini yapmak değil, senaryolara hazırlıklı olmak. Bu dönemde kazandıran yaklaşım; tek bir varlığa odaklanmak değil, likiditeyi koruyan, enflasyona karşı koruma sağlayan ve esneklik sunan dengeli bir portföy kurabilmek olacak.