Son haftalarda piyasalarda yaşananları tek bir cümleyle özetlemek mümkün: Kimse ne olacağını bilmiyor. ABD-İran hattında artan gerilimle birlikte petrol fiyatları yükseldi, piyasalar sert satışlarla başladı, ardından toparlandı, sonra yeniden temkinli bir havaya döndü. Sabah başka, akşam başka bir hikaye konuşulan bir dönemden geçiyoruz. Böyle zamanlarda yatırımcıyla konuştuğunuzda en çok duyduğunuz soru “ne alayım?” oluyor. Oysa asıl soru bu değil. Asıl soru “ne zaman alayım?” Ve işin kritik kısmı şu: Fon yatırımında bu sorunun cevabı sandığımız kadar basit değil.
“Bugün aldım” diyorsunuz… Aslında almadınız
Gün içinde birçok yatırımcı “düşüşte girdim, iyi yakaladım” diye düşünüyor. Ancak fonların çalışma mantığı hisse senedi ya da döviz gibi değil. Para piyasası fonları dışında çoğu fonda alım işlemleri T+1 valörle gerçekleşiyor. Yani bugün verdiğiniz emir yarın işleme giriyor. Eğer emri 13:30’dan sonra verdiyseniz bu süre bir gün daha uzuyor. Yatırımcı çoğu zaman farkında olmadan piyasaya bir ya da iki gün gecikmeli giriyor. Bu da özellikle volatil dönemlerde ciddi fark yaratabiliyor.
Asıl kritik nokta: Hangi fiyattan aldınız?
Daha kritik olan ise fiyatlama tarafı. Fonlarda gün içinde sürekli değişen bir fiyat yok. Her gün için tek bir fiyat açıklanıyor ve bu fiyat geçmişe ait oluyor. Siz bugün alım emri verdiğinizde işleminiz bugünkü fiyattan değil, ertesi gün akşam açıklanacak fiyat üzerinden gerçekleşiyor. Yani yatırımcı bugün karar veriyor ama yarının fiyatından işlem yapıyor. Bu nedenle “dün aldım ama bugün düştü” hissi çoğu zaman yanıltıcı oluyor. Aslında yatırımcı o düşüşten etkilenmiş oluyor.
“Altın yükseldi ama fon gitmedi” meselesi
Bu durum fonların değerleme yöntemleriyle daha da belirgin hale geliyor. Örneğin altın fonları gram altını birebir takip ediyor gibi görünse de değerleme ons altın ve kur üzerinden yapılıyor. Ons fiyatı BIST Kıymetli Madenler Piyasası’ndan, kur ise TCMB’nin 15:30’da açıkladığı gösterge kurdan alınıyor. Gün içindeki hızlı hareketler bu nedenle aynı gün fona tam olarak yansımayabiliyor. Benzer durum yabancı hisse senedi fonlarında da geçerli. Bu fonlarda genellikle 18:30 Bloomberg fiyatları baz alınıyor. Bu saatten sonra oluşan fiyat hareketleri fon fiyatına ancak ertesi gün yansıyor. Yerli hisse fonlarında ise Borsa İstanbul kapanış fiyatları dikkate alınıyor. Bu farklı değerleme saatleri, yatırımcı açısından günlük bazda “neden fon aynı hareketi yapmadı?” sorusunu doğuruyor. Oysa bu fark performans değil, tamamen değerleme zamanlamasından kaynaklanıyor.
Peki yatırımcı neyi yanlış yapıyor?
Tüm bu yapı aslında fon yatırımında yapılan en temel hatayı ortaya koyuyor: Zamanlama yapmaya çalışmak. Fonlar doğası gereği kısa vadeli al-sat aracı değil. Fon yöneticileri zaten portföy içinde piyasa koşullarına göre pozisyon alıyor. Yatırımcının dışarıdan aynı refleksi göstermeye çalışması çoğu zaman dezavantaj yaratıyor. Hele ki böyle oynaklığın yüksek olduğu dönemlerde bu daha da zorlaşıyor. Sabah alınan bir kararın akşam anlamını yitirdiği bir piyasada fonlarla zamanlama yapmaya çalışmak çoğu zaman yatırımcıyı yoruyor ama beklenen sonucu vermiyor.
Bu nedenle bu dönemde yatırımcının odaklanması gereken nokta “doğru günü yakalamak” değil, “doğru dağılımı kurmak” olmalı. Kısa vadeli hareketleri kovalamak yerine farklı varlıkları içeren bir fon sepeti oluşturmak ve orta-uzun vadeli bir perspektifle ilerlemek çok daha sağlıklı sonuçlar veriyor. Çünkü fon yatırımında başarı çoğu zaman doğru zamanı yakalamaktan değil, doğru yapıyı kurmaktan geçiyor. Piyasa ne kadar belirsiz olursa olsun, disiplinli kalabilen yatırımcı için fonlar en önemli araçlardan biri olmaya devam ediyor.