Enflasyon, sadece toplam talep arttığı için yükselmez; toplam arz düşer ya da yetersiz seviyede artarsa, fiyatlar genel seviyesi yine yükselebilir. Dolayısıyla, Türkiye’de enflasyonu tartışırken sadece talep yönlü değil arz yönlü de bakmak gerekir.
Dün Merkez Bankası’nın enflasyona yönelik değerlendirmelerini dinledik. Senenin ilk Enflasyon Raporu’nda, 2026 sonuna ilişkin enflasyon tahmini 2 puan artırılarak %15-21 olarak belirlendi. 2026’ya ilişkin ara hedef ise %16 seviyesinde sabit kaldı.
Enflasyonu düşürmekte çok zorlandığımızı biliyoruz. Her ne kadar zaman zaman eleştirilse de Merkez Bankası’nın bu konuda elinden geleni yaptığına dair genel bir kanaat var. Bunun temel nedeni, Merkez Bankası’nın enflasyonu düşürebilmek için, yurtiçi tüketim talebini azaltmaya yönelik olarak attığı adımlar. Bunlardan ilk akla gelenler faiz artırımları ve kredi büyümesine yönelik getirilen kısıtlamalar.
Göstergeler, enflasyonun istenilen ölçüde yavaşlamadığına işaret ediyor
Bunların yanı sıra daha birçok makroihtiyati tedbir de iç talebin gücünü kırmayı hedefliyor. Bu şekilde bakınca, Merkez Bankası’nın enflasyonla ilgili temel teşhisinin, aşırı güçlü iç talep olduğu anlaşılıyor. Elimizdeki birçok gösterge, yurtiçi talebin gerçekten de büyümenin ana itici gücü olduğu ve tüm çabalara rağmen, arzu edilen ölçüde yavaşlamadığına işaret ediyor. Dolayısıyla Merkez Bankası da hem raporlarında hem de sunumlarında iç talebe önemli yer ayırmaya devam ediyor. Dün de böyle oldu. 2025’te özellikle altın fiyatlarındaki hızlı yükselişin yarattığı devasa servet artışının, yurtiçi tüketim talebini daha da körüklüyor olması, Merkez Bankası’nın talebi kontrol etmeye yönelik önceliklerini daha da haklı hale getiriyor.
Peki enflasyonla ilgili teşhiste acaba bir eksiklik olma ihtimal var mı? Üniversitelerde ekonomiye giriş dersinde ilk öğrettiğimiz konulardan bir tanesi arz-talep dengesidir. Bir ülkede, toplam talep ya da toplam arzda meydana gelebilecek sıçramalar, kısa vadede enflasyona yol açabilir. Yani enflasyon, sadece toplam talep arttığı için yükselmez; toplam arz düşer ya da yetersiz seviyede artarsa, fiyatlar genel seviyesi yine yükselebilir. Dolayısıyla, Türkiye’de enflasyonu tartışırken sadece talep yönlü değil arz yönlü de bakmak gerekir.
Grafikte tam da bunu yapmaya çalıştım. Şekilde kullandığım veriler, TÜİK’in dönemsel gayrisafi yurtiçi hasıla bülteninden alındı. TÜİK milli gelir hesaplarında hem üretim hem de tüketim için hacimsel gelişimi takip edebileceğimiz endeksler yayınlıyor. Bu endeksler hem fiyat hareketlerinden hem de mevsimsel ve takvimsel etkilerden arındırılmış olarak hesaplanıyor.
Grafikte 2019 başından itibaren, iç talebi temsilen yurtiçi yerleşiklerin tüketim harcamalarını, üretimi (toplam arz) temsilen de imalat sanayi ve tarım sektörleri üretimlerini kullandım. Grafikteki veriler 2019’un ilk çeyreği 100 olacak şekilde endekslenmiş durumda.
Şekil 1’deki grafikleri şöyle okumak gerekiyor: En üstteki daha koyu renkli hanehalkı tüketim harcamaları hacim endeksi, 2019’un ilk çeyreğinde 100 seviyesindeyken, 2025’in üçüncü çeyreğinde 169,5’e yükselmiş. Yani, hanehalkı tüketimi 6,5 yıllık dönemde reel bazda neredeyse %70 büyümüş. Muazzam bir artış. Merkez Bankası taleple ilgili endişe duymasında yerden göğe haklı. 2024 yılının sonundan itibaren iç talebin büyümesi yavaşlıyor olsa da hala kuvvetli bir iç taleple karşı karşıyayız.
Şimdi de imalat sanayinin üretimine bakalım. Talep kadar olmasa da bu dönemde imalat sanayimiz de hacimsel büyüme sergilemiş. Hatta, 2021 yılının sonuna kadar hanehalkı tüketimiyle sanayi üretimi benzer hızlarında büyümüş. Sonra ne olduysa olmuş (!) ve iç tüketim gaza basarken, sanayi üretimi yalpalamaya başlamış.
Daha da vahim tabloyu ise tarımsal üretimde görüyoruz. 2019 başında 100 olan tarımsal üretim hacim endeksi, 2025’in üçüncü çeyreğinde 99,9’a gerilemiş. Yani 6,5 yıllık dönemde tarımsal üretimde bir arpa boyu mesafe kaydedememişiz. 2024 sonundan itibaren gözlenen kan kaybı ise özellikle dikkat çekici.
Üretimden ilanihaye tüketmek biz ölümlülere mahsus değil
Tüm bunların bize anlattığı çok şey var ama bu yazının ana mesajı, enflasyonla mücadeleyi sadece talebi baskılamaya yönelik bir bakış açısıyla değil, toplam arz-toplam talep dengesini de gözetecek şekilde, üretimi de önceliklendiren bir bakış açısıyla ele almamız lazım. Uygulanmakta olan programın hem sanayi hem de tarım sektörlerindeki üretimi baskılayan nitelikte bir yapıya sahip olması, enflasyonda arz yönlü bir şok meydana gelmesi ihtimalini güçlü tutuyor.
Tarımsal üretimin böylesine zayıf seyrettiği bir ülkede, gıda enflasyonun neden bir türlü düşürülemediğine hala şaşıranlar var mıdır bilmiyorum ama unutmamak lazım ki üretmeden ilanihaye tüketmek biz ölümlülere mahsus bir şey değil.