2026 için beklenen 1,7 trilyon dolarlık milli geliri baz alırsak, son 6 yılda Türkiye ekonomisi dolar bazında 2 kat büyümüş olacak. Böylesine olağanüstü bir büyüme döneminden geçmediğimiz ortada. O zaman bu muazzam artışı nasıl açıklayacağız? Elbette kur artışlarının, enflasyonun çok gerisinde kalmış olmasıyla.
Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından bir tanesi, yüksek cari işlemler açığıdır. Yurtiçinde yerleşiklerle yurtdışında yerleşikler arasındaki tüm parasal işlemlerin dengesini gösteren bu hesap açık veriyorsa, bu bizim dünyanın geri kalanından elde ettiğimiz gelire kıyasla, dünyanın geri kalanına daha çok ödeme yaptığımızı gösterir. Cari işlemler açığını, Merkez Bankası’nın yayınladığı ödemeler dengesi bilançosu üzerinden takip ederiz. Ödemeler dengesi tablosu, iki ana bölümden oluşur. İlk bölüm, cari işlemler hesabı dediğimiz, yurtiçi yerleşiklerle yurtdışı yerleşikler arasındaki mal, hizmet ve birincil gelir alışverişlerinde oluşan dengeyi gösterir. Bu hesabın en önemli bileşeni dış ticaret dengesi olsa da, başta turizm olmak üzere taşımacılık, hizmet gelirleri ve daha birçok başka kalem üzerinden de gelir ve gider hareketlerini izlemek mümkündür. Türkiye, dünyanın geri kalanıyla mal ticaretinde kronik olarak açık veren bir ülke olduğu için, çok büyük ekonomik kriz dönemleri hariç ülkemizin cari işlemler hesabı hep açık verir.
Ödemeler dengesinin ikinci bölümü ise, finans hesabı olarak bilinir ve yine yurtiçi yerleşiklerle yurtdışı yerleşikler arasındaki finansal hareketlerin dengesini bize gösterir. Burada da belli başlı kalemler, doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlar olarak sıralanır.
Kaynağı belirsiz 16,2 milyar dolarlık net hata ve noksan
Ödemeler dengesi hesabının en alt bölümünde, resmi rezervlerdeki değişim de gösterilir. Herhangi bir dönemde, hesaplanan cari işlemler açığından daha fazla miktarda yabancı sermaye Türkiye’ye girdiyse, resmi rezervler artar; aksi durumda ise rezervler azalır. Örneğin, 2026 yılının ilk üç ayında cari işlemler hesabı 23,7 milyar dolar açık verirken, finans hesabından da 2,1 milyar dolar ülkemizden net çıkış olduğu kaydedilmiş. Bu dönemde resmi rezerv hesabına baktığımızda ise, 42,1 milyar dolarlık bir düşüş görüyoruz. Kafanız karıştı, biliyorum. Rezervlerdeki düşüş, cari işlemler açığı ve net sermaye çıkışı toplamı olan 25,8 milyar dolardan çok daha fazla! İşte bu noktada, karşımıza net hata ve noksan dediğimiz bir sürpriz hesap daha çıkıyor: Merkez Bankası resmi rezervlerdeki değişimleri zaten kendi hesaplarından tam olarak izler ve raporlar. Sonrasında, ödemeler dengesine baktığında, rezervlerde kendi gördüğü değişimden daha farklı bir hareket olduğunu görürse, aradaki bu açıklayamadığı farkı net hata ve noksan olarak sınıflar. 2026 ilk üç ay örneğine dönecek olursak, Merkez Bankası rezervlerindeki düşüş olan 42,1 milyar dolar ile ödemeler dengesinden açıklayabildiğimiz net yurtdışı ödeme tutarı olan 25,8 milyar dolar arasındaki 16,2 milyar dolarlık fark, net hata ve noksan olarak muhasebeleştirilir. Basit bir ifadeyle, 2026’nın ilk üç ayında ülkemizden çıkan 16,2 milyar dolar tutarındaki paranın kaynağını tespit edebilmiş değiliz. Bunun birçok nedeni olduğunu biliyoruz ama bu yazının konusu olmadığından detayına girmeyeceğim.
Bugün özellikle üzerinde durmak istediğim konu, 2025’ten itibaren artış eğilimine giren cari işlemler açığının, 2026’da savaşla birlikte daha da hızlı artmaya başlaması. Ne var ki, görüşlerine değer verdiğim bazı ekonomist dostlarım da dahil olmak üzere birçok kişinin, cari işlemler açığındaki bu genişlemeyi hafife alıyor olması beni tedirgin ediyor. Türkiye’nin cari işlemler hesabının son 20 yıldaki seyrine baktığımızda, en yüksek açığın 74,4 milyar dolar ile 2011 yılında verildiğini görüyoruz. Bundan sonraki en yüksek cari açığın, 2013’teki 49,3 milyar dolar olduğunu düşünürsek, 2011 yılındaki sayının ne kadar yüksek olduğunu anlamak daha kolay olabilir. Son 20 yılda cari işlemler fazlası verdiğimiz tek yıl ise, 15 milyar dolar ile 2019. Bunun nedeni, yaşanan büyük ekonomik sarsıntı nedeniyle ithalatın önemli ölçüde düşmesi nedeniyle, dış ticaret açığının son 20 yıldaki en düşük seviyeye gerilemiş olması.
2026 için cari işlemler açığında 60-65 milyar dolar bekleniyor
Daha yakın zamana geldiğimizde, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte enerji fiyatlarında meydana gelen artışın etkisiyle, cari işlemler hesabının 2022’de 46,7 milyar dolar ile ciddi bir yükseliş kaydettiğini görüyoruz. Sonrasında, enerji fiyatlarındaki düşüş, dış ticaret dengesindeki iyileşme ve altın ithalatını kısıtlayan önlemlerin de etkisiyle, 2024’te cari açık 13 milyar dolara kadar geriledi. 2025’ten itibaren cari işlemler açığının yeniden artmaya başladığı bir döneme girdik. 2025’i 30,2 milyar dolarlık bir açıkla kapattıktan sonra, İran-ABD savaşıyla birlikte hızla artan enerji fiyatlarının da etkisiyle, 2026 için cari işlemler açığına yönelik beklentiler, 60-65 milyar dolar seviyelerine yükseldi. Eğer bu tahminler tutarsa, 2026’da son 20 yılın en yüksek ikinci cari işlemler açığını vermiş olacağız.
Cari işlemler açığının ekonomik etkilerini analiz ederken, söz konusu açığı milli gelire oranla değerlendirmek yaygın bir uygulama. Türkiye ekonomisi zaman içinde büyüdüğü için, 20 yıl öncesinin nominal cari açık sayısıyla, bu yıl beklenen 60 milyar doları karşılaştırmak yanıltıcı olabilir. Bu şekilde bakıldığında, 60 milyar dolar cari açık ve Orta Vadeli Program’daki 2026 dolar cinsinden milli gelir tahmini olan 1 trilyon 658 milyar doları kullandığımızda, cari işlem açığının milli gelire oranı %3,6 olarak hesaplanıyor. Cari açığın rekor kırdığı 2011’de bu oran %8,8 ile zirve yaparken, son 20 yılın ortalamasına baktığımızda bu oranı %3,6 olarak hesaplıyoruz. Yani tam da 2026 için beklenen oran ile eşit seviyede. İşte bu nedenle, birçok uzman bu yıl cari işlemler açığında beklenen artıştan rahatsızlık duymuyor.
Peki ben neden böyle düşünmüyorum? Bunun temel nedeni, cari işlemler açığını karşılaştırdığımız dolar cinsinden milli gelir rakamının suni şekilde şişkin olması. Bundan 5 sene önce, yani 2021’de Türkiye’nin dolar cinsinden milli geliri 837 milyar dolar idi. 2025 sonunda bu sayı 1,6 trilyon dolara yükseldi. Bir başka ifadeyle, Türkiye’nin milli geliri son 5 yılda, dolar bazında tam %90 yükseldi. 2026 için beklenen 1,7 trilyon dolarlık milli geliri baz alırsak, son 6 yılda Türkiye ekonomisi dolar bazında 2 kat büyümüş olacak. Böylesine olağanüstü bir büyüme döneminden geçmediğimiz ortada. O zaman bu muazzam artışı nasıl açıklayacağız? Elbette kur artışlarının, enflasyonun çok gerisinde kalmış olmasıyla. Özetle, uygulanmakta olan kontrollü kur politikası nedeniyle, dolar cinsinden milli gelirimiz olması gerekenin çok üzerinde hesaplanıyor.
Bu etkiyi bertaraf etmek için şöyle bir egzersiz yapalım: OVP’ye göre, 2023-2026 arasında Türkiye’nin TL cinsiden nominal milli gelirinin 2,9 kat artmış olması bekleniyor. Kurların da yine benzer bir hızda artmış olduğunu varsayarsak, 2026 yılında ortalama dolar kuru, OVP’de varsayılan 46,6 TL yerine, 67,7 TL olarak hesaplanıyor. Bu seviyedeki kur ile, 2026’daki dolar cinsinden milli gelir hesaplandığında, 1 trilyon 141 milyar dolarlık bir sayıya ulaşıyoruz. Cari açığın 60 milyar dolar olması durumunda, bunun milli gelire oranı da %5,3 olarak hesaplanıyor.
Özetle söylemeye çalıştığım şu: Cari işlemler hesabı 2026’da hızla bozuluyor. Suni şekilde yükselmiş dolar cinsinden milli gelire kıyasla, beklenen 60 milyar dolarlık cari açığı hafife almak büyük hata olur. Savaş nedeniyle, son iki senede çok elverişli olan yurtdışından finansman imkanlarının, 2026’da daha zorlu olma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle, hem ekonomi yönetiminin hem de ekonomiyle ilgili görüş beyan eden uzmanların, cari işlemler hesabımızdaki bozulmayla ilgili daha temkinli bir yaklaşım sergilemesinin faydalı olacağını düşünüyorum.
