Türkiye'nin enerji bağımsızlığı ve düşük karbonlu enerji dönüşümü stratejisi, nükleer enerjiyi kilit bir unsur olarak konumlandırmıştır. Yüksek siyasi irade ile desteklenen bu uzun soluklu yolculuk, Akkuyu gibi büyük projelerin inşası, KMR (Küçük Modüler Reaktörler) gibi yeni nesil teknolojilere yönelim ve nükleer atık yönetimi gibi kritik zorlukları yönetme çabasını içermektedir.
I. Hükümetin Büyük Hedefleri ve Akkuyu Projesi
Türkiye'nin nükleer enerji alanındaki en somut adımı, Rusya ile imzalanan hükümetler arası anlaşma çerçevesinde Mersin'de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesidir. Akkuyu NGS'nin ilk ünitesinde türbin montajı gibi önemli aşamalar tamamlanmıştır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, yakın süreçte ilk reaktörü deneme üretimine almayı ve ilk elektriği üretmeyi hedeflemektedir. 2028 yılına kadar dört reaktörün tamamının devreye alınması ve bu santralden elde edilecek enerjinin ülke elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10'unu karşılaması hedeflenmektedir.
Türkiye'nin 2053 vizyonu, toplam 20 GW nükleer kurulu güce ulaşmayı öngörmektedir. Bu kapasitenin önemli bir kısmı büyük ölçekli reaktörlerden, kalanı ise yenilikçi Küçük Modüler Reaktörler'den (KMR) sağlanması planlanmaktadır.
II. Stratejik Fırsat: Küçük Modüler Reaktörler (KMR)
Büyük NGS projelerine tamamlayıcı ve stratejik bir alternatif olarak KMR'ler, Türkiye'nin nükleer enerji geleceğinde önemli bir yer tutmaktadır.
A. KMR'lerin Avantajları ve Kullanım Alanları
Esneklik ve Güvenlik: KMR'ler, büyük reaktörlere kıyasla daha küçük boyutlu ve modüler yapıda oldukları için yerleşim ve planlama esnekliği sunar. Gelişmiş pasif güvenlik tasarımları sayesinde acil durum planlama bölgeleri küçülmekte, bu da tesislerin tüketim merkezlerine daha yakın konumlandırılmasını mümkün kılmaktadır.
Çok Yönlülük: KMR'ler yalnızca elektrik üretimi için değil; aynı zamanda bölgesel ısıtma, tuzdan arındırma (desalinasyon) ve hidrojen üretimi gibi elektrik dışı ihtiyaçlara da eş zamanlı ısı/enerji sağlayabilmektedir.
Milli Teknolojiye Geçiş: KMR teknolojisi, Türkiye'nin yalnızca kullanıcı değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren ve tedarik eden bir ülke olma hedefini desteklemektedir. Bu bağlamda, TENMAK (Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu) mikro ve KMR teknolojilerine yönelik Ar-Ge çalışmalarına destek vermektedir.
B. Ulusal KMR Girişimi (Toryum/Ergimiş Tuz Reaktörü)
Türkiye, mevcut uranyum tabanlı teknolojilerin ötesine geçerek, yerli ve milli bir reaktör geliştirme çabasına girmiştir. Ülkemizin 380.000 tonluk toryum rezervlerini değerlendirerek, Toryum Yakıt Çevrimli Ergimiş Tuz Reaktörü (ETR/MSR) teknolojisine odaklanılmaktadır.
III. Kritik Zorluk: Nükleer Atık Yönetimi ve Bertaraf
Nükleer enerjinin en büyük ve küresel ölçekteki çevresel zorluğu, ortaya çıkan radyoaktif atıkların güvenli bir şekilde yönetilmesi ve nihai bertarafıdır.
A. Atık Yönetimi Stratejisi
Türkiye'deki Radyoaktif Atık Yönetimi Yönetmeliği, atıkları seviyelerine göre sınıflandırmakta ve yönetim süreçlerini belirlemektedir:
Düşük ve Orta Seviyeli Atıklar (DSA/OSA): Bu atıklar (eldiven, alet, filtre vb.), hacim azaltma ve paketleme işlemlerinden sonra, santral sahasında yer alan yüzey depolama tesislerinde yaklaşık 60 yıl geçici olarak bekletilir. 60 yılın sonunda, santral sahası dışında kurulacak yakın yüzey bertaraf tesislerinde kalıcı olarak bertaraf edilirler.
Yüksek Seviyeli Atıklar (YSA) ve Kullanılmış Yakıt: Bunlar, en yüksek radyoaktiviteye sahip ve en uzun süre risk taşıyan atıklardır (Yaklaşık 1000 MW'lık bir santral yılda 27 ton YSA üretebilir).
Geçici Depolama: Kullanılmış nükleer yakıt, öncelikle reaktörün yanındaki soğutma havuzlarında yaklaşık 10 yıl bekletilir, ardından santral sahasında kurulacak kuru depolama tesislerinde 50 yıl daha tutulur.
Nihai Bertaraf: Yönetmeliğe göre, Yüksek Seviyeli Atıklar ve kullanılmış yakıtlar, yüzeyden 500 ila 1000 metre derinlikte inşa edilecek Derin Jeolojik Bertaraf Tesislerinde kalıcı olarak bertaraf edilmelidir. Bu tesisler, yeraltı sularının ulaşamayacağı kil veya tuz formasyonları gibi jeolojik açıdan uygun sahalarda kurulmalıdır.
B. Göz Ardı Edilen Zorluk: Nihai Çözüm Arayışı
Nihai bertaraf konusunda, Türkiye'nin ve tüm nükleer enerji kullanan ülkelerin karşı karşıya olduğu en büyük zorluk: Yüksek seviyeli atıklar için henüz dünya genelinde lisanslanmış ve faaliyete geçmiş kalıcı bir nihai depolama alanı bulunmamasıdır. Bu durum, Türkiye'nin de bu atıkları uzun yıllar boyunca güvenli bir şekilde geçici depolama tesislerinde tutmaya devam edeceği anlamına gelmektedir. Bu süreç, on yıllar sürecek finansal yükümlülükler ve güvenlik sorumlulukları yaratmaktadır.
IV. Göz Ardı Edilen İşlemler ve Riskler
Hükümetin nükleer enerji hedefleri büyük faydalar sunsa da, bazı riskler ve eleştiriler de göz ardı edilmemelidir:
Ekonomik ve Finansal Risk: Nükleer santralin inşası ve işletilmesi yüksek maliyetlidir. Akkuyu projesinde olduğu gibi, uzun süreli ve yüksek fiyatlı alım garantileri, piyasa koşulları ve tüketici maliyetleri üzerinde tartışma yaratmaktadır. Türkiye'nin yenilenebilir enerji maliyetlerinin nükleer enerjiden çok daha düşük olduğu gerçeği, uzun vadeli ekonomik rasyonellik açısından sorgulanmaktadır.
Jeopolitik ve Teknoloji Bağımlılığı: Akkuyu projesinin tek bir ülkeye (Rusya) bağımlı olması, uzun vadeli enerji güvenliği stratejileri açısından risk teşkil edebilir. Sinop ve Trakya projeleri için teknoloji ve tedarikçi çeşitliliğinin sağlanması hayati öneme sahiptir.
Kaza Riski ve Toplumsal Kabul: Çernobil ve Fukuşima tecrübeleri, nükleer kazaların çevresel ve sağlık üzerindeki etkilerinin büyüklüğünü göstermiştir. Her ne kadar yeni nesil reaktörlerde güvenlik artsa da, kamuoyunda şeffaf iletişim, acil durum hazırlıkları ve atık yönetim planlarının açıkça paylaşılması, toplumsal kabul için temel gerekliliklerdir.
Sonuç ve değerlendirme
Türkiye'nin nükleer enerji vizyonu, enerji arz güvenliğini artırma ve iklim hedeflerini tutturma konusunda büyük bir kararlılığın göstergesidir. Akkuyu'da gerçekleşen ilerlemeler ve KMR'ler ile milli teknolojiye yönelim çabası, ülkenin bu alandaki atılımını perçinlemektedir.
Yüksek seviyeli radyoaktif atıklar için derin jeolojik bertaraf tesislerinin inşası, yüz yıllık bir planlama ve jeolojik araştırma gerektiren devasa bir projedir. Türkiye'nin bu süreci uluslararası standartlara uygun, şeffaf ve yerel halkın katılımıyla yürütmesi, nükleer enerji geleceğinin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacaktır. Nükleer enerji, Türkiye için bir zorunluluk olarak görülse de, bu zorunluluğun risklerini en aza indirmek ve teknolojik bağımsızlığı sağlamak için atılacak her adım, ülkenin gelecekteki enerji portföyünü şekillendirecektir.