Yazımızın başında bir “dış politika uzmanı” olmadığımızı belirtelim. Televizyonlarda boy gösteren, sosyal medyada boşluk bırakmayan, yazılı basında ahkam kesen hoca takımından ve gazeteci grubundan olmadığımızın altını çizelim.
Bu yazımı Trump’ın özellikle gümrük tarifeleri ile ilgili karar ve tasarrufları üzerine yazmak istedim. Geçmiş bürokrasi hayatımda hem Dış Ticaret Müsteşar Yardımcılığı hem de Gümrük Müsteşarlığı yapma, ayrıca son 10 yıldır da üniversitede dış ticaret ve lojistik derslerini verme deneyimi ile yazma cesaretini gösterdim.
Her şeyden önce Trump’ın çok iddialı ve hırslı olduğu ortada. Bu hırsının ve iddiasının ete kemiğe büründüğünü hissetmesinin altında yatan en önemli altyapı da başkanlıkta ikinci dönemini yaşaması. Birinci döneminde yaşadığı acemiliklerden kurtulduğunu kendince hissetmesi.
Kafasında “Great America (Büyük Amerika)” ideali var. Cumhuriyetçilerin şahin kanadı...
Dolayısıyla kendiliğinden bir kahraman olma içgüdüsü ortaya çıkıyor. Bu karakter yapısı ve bugüne kadar yaptıklarıyla “tarih yazma” misyonuna sahip çıkmak istiyor.
Dünyada da öyle bir konjonktür var ki, sormayın gitsin… Yanı başımızda, yakın çevremizde, uzak dünyada çok sayıda tarih yazmak isteyen kahraman var! Kendisine hayat boyu devlet başkanlığı sağlayan Putin, eşi mi öğretmeni mi yoksa anası mı olup olmadığı anlaşılamayan Macron, rüzgara kılıç sallarken kendini Amerikan zindanlarında bulan zavallı Maduro gibi örnekler etrafımızda...
En önemli devlet meseleleri sosyal medyada yer alıyor
Galiba devlet adamlığı profili de değişti, açıkçası ezberimiz bozuldu. Sosyal medya işi iyice bozdu, en önemli devlet meseleleri, konular, kararlar gecenin bir saatinde, hafta sonunda neredeyse emoji ile destekli olarak sosyal medyada yer almaya başladı.
Trump çok ciddi bir Amerikan milliyetçisi olarak açıkçası ezber bozdu, bazı düzenlere deyim yerindeyse çomak soktu. Bugüne kadar süregelen ve sanki dogmatik bir kural gibi algılanan konuları ters yüz etmeye başladı.
Bunların başında da Amerika’nın uyguladığı gümrük tarifeleri geliyor.
Trump, 2025 başlarında ABD’ye yapılan ithalat üzerinde tek taraflı ve yüksek gümrük vergileri uygulamaya başladı. Bu kapsamda; Çin, Kanada, Meksika ve birçok ülkeye yüksek ek tarifeler getirdi. Ayrıca otomobil, çelik ve alüminyum gibi sektörlerde çok yüksek oranlı vergiler yürürlüğe koydu. ABD’nin ticaret ortaklarına “karşılıklı” uygulanacak yeni tarifeleri duyurdu. İlk aşamada yüzde 10 genel tarifeyi ve ülkelere göre değişen daha yüksek oranları açıkladı. Örneğin Çin gibi bazı ülkelere çok yüksek oranlar planladı.
Ancak uygulanan tarifeler ABD içinde hukuki sorunlara yol açtı. Nitekim Yüksek Mahkeme, Trump’ın kullanmış olduğu acil durum yetkileri (International Emergency Economic Powers Act – IEEPA) kapsamında koyduğu geniş küresel tarifeleri yasal yetki aşımı olarak değerlendirdi ve iptal etti. Bu, tarifelerin büyük bir kısmının hukuki dayanağını ortadan kaldırdı. Bunun üzerine Trump yeni bir planla yüzde 15’lik küresel tarifeyi yürürlüğe koyduğunu duyurdu.
Söz konusu yeni tarifelerin bütçeye katkısı galiba 135 milyar dolar. Dolayısıyla sınırlı bir etki…
Aslında Dünya Ticaret Örgütü’nün kurucu metinlerinde ve anlaşmalarında ve ülkelerin kendi mevzuatlarında çeşitli ticaret politikası önlemleri var. Bunlar gümrük tarifeleri ile olduğu gibi tarife dışı engeller ya da görünmeyen engeller yoluyla da olabiliyor.
Trump da eğer deyim yerindeyse böyle bir politika benimsemiş. Elbette Çin korkusu ve kaygısı çok belirgin. Görünürde de Amerika’nın yararı ön planda.
Trump, bıçak sırtında
Oysa yapılan araştırmalara göre, 1980-2000 arası 20 yıllık dönem içerisinde Japonya dışındaki ülkelerde tarifelerin ithal maliyetleri içerisindeki payının önemli ölçüde azaldığı görülüyor. Yani korumacılığın azalmasının uluslararası ticaretin artmasına katkıda bulunduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla serbest ticaret, dünya refahını artırıyor, tüketicilerin daha fazla mal ve hizmet tercihinde bulunmalarına neden oluyor. Diğer yandan yapılan ampirik çalışmalar da kapalı ve açık ekonomilerin büyüme performansları arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu ortaya koyuyor. Örneğin Sachs ve Warner, yaptıkları bir çalışma sonucunda, açık bir ekonomideki yıllık büyümenin aynı ekonominin kapalı olması durumundan yüzde 2-2,5 daha fazla olduğunu bulmuşlar. Her ne kadar serbest ticaret dünyanın ekonomik refahını artırmış olsa da ülkeler çeşitli nedenlerle korumacı uygulamalara başvurmaya devam ediyorlar.
Dolayısıyla tarih yazmak için çok aceleci olmaya gerek yok; ama tarih olmak için de çok zamana ihtiyaç yok. İşte Trump da bu iki uç arasında gidip geliyor. Galiba bıçak sırtında!...