2001’de uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, klasik istikrar programı aşamalarının Türkiye’de başarıya en fazla yaklaşmış örneklerinden biriydi. Bu program yalnızca teknik bir ekonomik düzenleme değil, aynı zamanda ekonomide yeni bir hikaye yazma çabasıydı. Program sadece kur ve faiz politikalarından ibaret değildi. Çok daha kapsamlı ve derin bir yeniden yapılanma hedefliyordu.
2001 yılında uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, yakın tarihimizin en kapsamlı ve en sert istikrar programlarından biriydi. Salı günkü yazıda çizmeye çalıştığım “önce güven ve dengelenme, ardından dezenflasyon ve sonrasında normalleşme” çerçevesine büyük ölçüde oturan bir programdı.
Toplam 22 yıllık Dünya Bankası kariyerinin ardından Mart 2001’de Türkiye’ye gelerek ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevini üstlenen Kemal Derviş liderliğinde hazırlanan bu program, Türkiye’nin ekonomik hafızasında yalnızca bir krizden çıkış planı değil, aynı zamanda kapsamlı bir yapısal dönüşüm hikayesinin başlangıcı olarak yer etti.
Aslında öncesinde, 2000 yılı başında uygulamaya alınan, yine IMF destekli bir “Enflasyonu Düşürme Programı” da vardı. Ancak programın kurgusu itibarıyla sürdürülebilir olmadığı kısa sürede ortaya çıktı ve sistem çöktü. Bunun ardından Ecevit hükümeti tarafından IMF işbirliğiyle hazırlanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” devreye alındı.
Sadece bir kur ve faiz programı değildi
Bu programa yıllar boyunca “sıcak paracı”, “yüksek faiz-düşük kur modeli” gibi çeşitli eleştiriler yöneltildi. Ancak programın özü sadece kur ve faiz politikalarından ibaret değildi. Çok daha kapsamlı ve derin bir yeniden yapılanma hedefliyordu.
Programın temel amacı, 2001 krizinin yarattığı güven bunalımını ve ekonomik istikrarsızlığı ortadan kaldırmak ve Türkiye’nin aynı kırılganlıklara yeniden sürüklenmesini engelleyecek kurumsal altyapıyı oluşturmaktı.
Bu nedenle program yalnızca para ve kur politikalarına odaklanmadı. Kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılması, kaynak tahsisinde verimliliğin sağlanması, keyfi müdahalelerin sınırlandırılması, iyi yönetişim anlayışının güçlendirilmesi ve yolsuzlukla mücadele gibi başlıklarda da önemli hedefler içeriyordu.
Bu çerçevede bazı kritik alt hedefler belirlendi:
- Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi,
- Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması,
- Kamu ve TMSF bünyesindeki bankaların temizlenmesi,
- Kamu maliyesinde disiplinin sağlanması,
- Gelirler politikasının enflasyon hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi,
- Ve tüm bunları destekleyecek yasal altyapının oluşturulması.
Nihai amaç ise sürdürülebilir büyüme zemini oluşturmak, kaynak kullanımında verimliliği artırmak, rekabet gücünü yükseltmek ve yatırım-istihdam kanalıyla refah seviyesini kalıcı biçimde artırmaktı.
Kriz derindi, program da sert oldu
Bugün geriye dönüp bakıldığında, üçlü koalisyon döneminde uzun tartışmalar sonunda ortaya çıkan bu programın Türkiye ekonomisini krizden çıkarmanın ötesinde, uzun yıllar etkisini sürdüren bir istikrar zemini oluşturduğu görülüyor.
Bu program sayesinde:
- TL’de görece istikrar sağlandı,
- Enflasyon çok yüksek seviyelerden tek haneye kadar indirildi,
- Belirsizlikler azaldı,
- İş dünyasının yatırım ufku genişledi,
- Ve ekonomi yeniden sürdürülebilir büyüme patikasına oturdu.
O dönemdeki koşulları hatırlamakta fayda var. 2001’e gelindiğinde Türkiye ekonomisi çok yüksek enflasyon, kronik bütçe açığı, sürdürülemez kamu borcu, kırılgan bankacılık sistemi, birikmiş kur riski ve çöken bir sabit kur rejimi ile hızla eriyen rezervler gibi çok ağır sorunlarla karşı karşıyaydı.
Ve bu ekonomi Şubat 2001 krizi ile duvara çarptı. TL sert değer kaybetti, faizler patladı, bankalar battı. Ekonomi daraldı, işsizlik hızla arttı. Kriz böylesine derin olduğu için program “yumuşak geçiş” değil, doğrudan sert bir istikrar ve yeniden yapılanma programı olarak tasarlandı.
Güven ve dengelenme aşaması
Programın ilk aşaması olan “güven ve dengelenme” dönemi oldukça sert uygulandı.
Dalgalı kur rejimine geçildi. Merkez Bankası bağımsızlığı güçlendirildi. Bankacılık sektörü yeniden yapılandırıldı. Kamu maliyesinde ciddi disiplin sağlandı. Faiz dışı fazla hedefi konuldu. Kamu harcamaları kontrol altına alındı. Üstelik bütün bunlar IMF destekli ve aynı zamanda IMF denetimindeki sıkı bir program çerçevesinde gerçekleştirildi.
Bu ilk aşamada ekonomi ağır bedeller ödedi. 2001’de ekonomi yaklaşık yüzde 6 küçüldü. İşsizlik arttı, reel gelirler geriledi, şirketler battı. Ancak toplumun geniş kesimleri ne “Bu kez gereken yapılacak” mesajı verildi. İstikrar programlarında güvenin yeniden oluşması açısından bu kritik bir kırılmaydı.
Dezenflasyon dönemi
İkinci aşama ise 2002–2004 arasındaki dezenflasyon süreciydi.
Bu dönemde enflasyon hızla geriledi, faizler düştü, risk primi azaldı ve sermaye girişleri arttı. Yıllarca yüzde 60–70 bandında seyreden enflasyon, 2004 sonunda yüzde 9,3’e kadar indi. Türkiye yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tek haneli enflasyonla tanıştı. Ekonomi yeniden büyüme patikasına oturdu. İşte bu nedenle 2001 sonrası dönem, Türkiye’nin en başarılı dezenflasyon hikayelerinden biri olarak görülüyor.
Bu program başarılı oldu çünkü;
- Para ve maliye politikası aynı yönde çalıştı,
- Program güçlü siyasi sahiplenme gördü,
- Bankacılık sistemi temizlendi,
- Kurumlar güçlendirildi,
- Reformlar kararlılıkla uygulandı,
- Ve küresel likidite koşulları son derece destekleyiciydi.
Kısacası programın yalnızca para politikası değil, maliye politikası ve yapısal reform ayağı da güçlüydü.
Normalleşme dönemi
Üçüncü aşama ise 2004–2007 arasındaki normalleşme dönemiydi.
Bu dönemde enflasyon tek haneye indi. Büyüme hızlandı ve potansiyel büyüme oranına yaklaştı. Kamu borç yükü geriledi. Bankacılık sistemi güçlendi, sermaye yeterliliği artırıldı. Türkiye uluslararası sermayenin dikkat çektiği ülkelerden biri haline geldi.
Bugünkü programdan farkı neydi?
Salı günkü yazıda değindiğim mevcut programla karşılaştırıldığında farklar daha net ortaya çıkıyor.
2001 programı çok daha sertti ve siyasi maliyeti oldukça yüksekti. Nitekim programı uygulayan üçlü koalisyonun bütün ortakları bir sonraki seçimde ağır yenilgi aldı ve Meclis dışında kaldı. Çünkü ilk aşamada büyümeden ciddi fedakarlık yapıldı. Mali disiplin çok daha güçlü uygulandı. Bankacılık sistemi dahil birçok alan köklü biçimde yeniden yapılandırıldı.
Mevcut program ise daha kontrollü, büyümeyi tamamen feda etmeyen bir karakter taşıyor. Başka bir ifadeyle, 2001 programı kısa vadede çok daha ağır bedeller ödetti ama enflasyonu çok daha hızlı düşürdü.
Elbette 2001’in bazı avantajları da vardı. O dönemde küresel likidite boldu, dünya ekonomisi güçlü büyüyordu. Türkiye IMF çıpasının yanı sıra, 2004 sonrasında AB müzakere sürecinin yarattığı reform çıpasına da sahipti.
Kısacası, 2001’de uygulanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, klasik istikrar programı aşamalarının Türkiye’de başarıya en fazla yaklaşmış örneklerinden biriydi. Bu program yalnızca teknik bir ekonomik düzenleme değil, aynı zamanda ekonomide yeni bir hikaye yazma çabasıydı.
