Ekonomide her yol enflasyona çıkıyor. Enflasyon Türkiye ekonomisinin en sert gerçeği, ekonomideki düğümün adıdır. Bu mesele çözülmeden büyümeden kârlılığa, krediden dönüşüme kadar hiçbir başlıkta kalıcı ilerleme mümkün görünmüyor.
Geçen hafta Madrid’de BBVA CEO’su Onur Genç ve Garanti Bankası Genel Müdürü Mahmut Akten ile bir araya geldik. Oradaki sohbet ve sunumlarda öne çıkan başlıkları Vahap Munyar dün köşesine taşıdı. Her iki yöneticiyle yapılan röportajlar da CNBC-e’de yayımlandı. Bu röportajlarda, ekonominin ve bankacılığın bugünü ile geleceğine dair önemli değerlendirmeler yer aldı.
Bu görüşmelerden edindiğim izlenim şu: Türkiye’nin bir numaralı sorunu enflasyon. Enflasyon çözülmeden diğer hiçbir başlıkta kalıcı ilerleme beklenmiyor.
İki ayrı röportajı tek bir çerçevede özetlemek gerekirse:
- Hem Onur Genç hem de Mahmut Akten, Türkiye ekonomisindeki en kritik sorunun açık biçimde enflasyon olduğunu vurguluyor. Bu sorun çözülmeden diğer alanlarda kalıcı iyileşme sağlanmasının zor olduğu görüşündeler. Tam da “enflasyonla mücadeleye ara mı verilmeli?” tartışmalarının yapıldığı bir dönemde, bu netlik dikkat çekici ve bence yapılan bu tespit oldukça yerinde. İki yöneticiye göre, enflasyon düşmeden sağlıklı büyüme mümkün değil, bankacılık karlılığı da toparlanamaz. Genç’in ifadesiyle: “Ülkenin sıhhati için şu anda birinci öncelik enflasyonun aşağıya çekilmesidir.”
“Dolaşımdaki TL’yi artırmak enflasyonu yukarı iter”
- İkinci krtik başlık ise krediler. İki ismin ortaklaştığı bir diğer nokta, sıkı para politikası ve kredi sınırlamalarının gerekliliği. Bu tür kısıtlamalar bankalar açısından olumlu olmasa da mevcut koşullarda zorunlu görülüyor. Akten’in sözleriyle: “Kredi vermek, dolaşımdaki Türk Lirasını artırmak demek. Bu da enflasyonu yukarı iter.” Normalde bankacıdan “kredi sınırlansın” cümlesini kolay kolay duymazsınız. Ama bu kez öyle değil. Genç de “Enflasyonu düşürmek için kredi kontrollerine hala ihtiyaç var” diyerek aynı noktaya işaret ediyor. Kredi genişlemesine dayalı büyüme yerine kontrollü ve seçici bir büyüme modeli öneriliyor. Özetle dönem “büyüyelim ama kontrollü büyüyelim” dönemi.
- Her iki yönetici de bankacılık sektöründe karlılık üzerindeki baskıya dikkat çekiyor. Nominal olarak kar görünse de enflasyon sonrası reel getiri oldukça zayıf. Üstelik mevcut karlılık seviyesinin sürdürülebilir olmadığı vurgulanıyor. Çözüm yine dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor, enflasyona. Bu sorunun kalıcı biçimde çözülmesi de yine enflasyonun düşmesine bağlı.
Bankacılıkta rekabetin adresi değişmiş durumda
- Peki yabancı yatırımcı ne düşünüyor? Türkiye’ye yatırım yapan yabancı yatırımcıların bakışı da önemli. BBVA, Türkiye’ye toplam 8,4 milyar Euro yatırım yaptı. BBVA CEO'su Onur Genç, kısa vadede zorlukları kabul ediyor ama uzun vadede Türkiye’ye olan güvenin sürdüğünü ifade ediyor. Genç nüfus, üretim kapasitesi, ihracat gücü ve Avrupa Birliği ile güçlü ticari bağlar Türkiye’nin güçlü yanları olarak öne çıkıyor. Bu nedenle BBVA açısından uzun vadeli pozitif hikaye korunuyor.
- Bankacılıkta rekabetin adresi de değişmiş durumda. Bankacılıkta müşteri deneyimi ve memnuniyeti giderek merkeze yerleşiyor. Rekabetin ana ekseni artık bu alana kaymış durumda.
- Asıl büyük kırılma ise teknoloji tarafında. Dijitalleşmenin dönüştürücü etkisi uzun bir süredir hissediliyordu; ancak görünen o ki sektörde yeni ve daha derin bir dönüşüm başlıyor. Onur Genç’in ifadesiyle “yapay zeka, bankacılığı dijitalleşmeden daha hızlı ve daha derin biçimde dönüştürecek.” Bankalar giderek teknoloji şirketlerine benzer bir yapıya evriliyor. Dijital kanallar ana mecra haline gelirken, operasyonlar otomatikleşiyor ve yapay zeka uygulamaları yaygınlaşıyor.
- Risk yönetimi bankacılığın her zaman merkezindeydi; ancak enflasyon, jeopolitik gelişmeler ve belirsizlik nedeniyle önemi daha da arttı. Agresif büyüme yerine temkinli yönetim anlayışı öne çıkıyor. Karlılık, verimlilik ve müşteri memnuniyeti birlikte ele alınıyor.
- Türkiye’de bankacılık sektörü bir dönem hem çok karlı hem de çok itibarlıydı. 2001 krizi ikisini de aldı götürdü, ne karlılık kaldı ne de itibar. Bugün ise karlılık tam anlamıyla geri dönmemiş olsa da itibarın yeniden kazanıldığını söylemek mümkün. Nitekim bankacılık sektöründe çalışmak isteyen nitelikli gençlerin sayısındaki artış da bunu doğruluyor.
Özetle; ekonomimizde bugün her yol enflasyona çıkıyor. Enflasyon Türkiye ekonomisinin en sert gerçeğidir, ekonomideki düğümün adıdır. Bu mesele çözülmeden büyümeden karlılığa, krediden dönüşüme kadar hiçbir başlıkta kalıcı ilerleme mümkün görünmüyor.