Tunus, 56 bin 700 ton zeytinyağını Avrupa Birliği’ne gümrüksüz olarak ihraç ediyor. Türkiye’ye verilen kota ise sadece 100 ton civarında. Yıllardan beri, bu gümrüksüz ihracat kotasının artırılması için çaba gösteriliyor. Ancak sonuç alınamıyor.
Zeytinyağı, Avrupa Birliği için çok kritik bir ürün. Dünya zeytinyağı üretiminin yüzde 61’ini, ihracatın yüzde 65’ini, tüketimin ise yüzde 45’ini Avrupa Birliği gerçekleştiriyor.
Avrupa Birliği, yıllık zeytinyağı üretiminin yaklaşık yüzde 38’ini ihraç ederken, üretiminin yüzde 9’u kadar ithalat yapıyor. Bunun da yarısını tekrar ihraç ediyor. İthalatın yüzde 57’sini İspanya, yüzde 33’ünü İtalya gerçekleştiriyor. İhracatta ise İspanya’nın payı, yüzde 56 iken, İtalya’nın payı yüzde 29.
Tunus, yüzde 75 ile Avrupa Birliği’ne en fazla ihracat yapan ülke konumunda. İkinci sırada yüzde 7,8 ile Türkiye olurken, Arjantin yüzde 3,9 ile üçüncü, Fas, yüzde 3,5 ile dördüncü sırada.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Tarım Bakanlığı’nın 6 Ocak 2026 tarihli, “Avrupa Birliği Zeytinyağı Görünümü” raporuna göre, Avrupa Birliği’ne zeytinyağı ihracatının yüzde 75’ini gerçekleştiren Tunus’un 2025 yılı için 56 bin 700 tonluk gümrüksüz ihracat kotası var. Avrupa Birliği ile Tunus arasında imzalanan ortaklık anlaşması gereği, Tunus, 56 bin 700 ton zeytinyağını Avrupa Birliği’ne gümrüksüz olarak ihraç ediyor. Türkiye’ye verilen kota ise sadece 100 ton civarında. Yıllardan beri, bu gümrüksüz ihracat kotasının artırılması için çaba gösteriliyor. Ancak sonuç alınamıyor.
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nin 25 Mart’ta İzmir’de düzenlediği “Zeytin ve Zeytinyağı Sektör Buluşması” ında ilk paneldeki konuşmaları “Sürdürülebilir zeytin tarımı için rekolte tespit yöntemi” başlığı ile dün yazdım. İkinci panelde “Türk Zeytinyağının Rekabet Gücü ve AB Kotaları”nı konuştuk.
AB kotaları neden önemli?
Avrupa Birliği’ne yapılan zeytinyağı ihracatında eğer kotanız yoksa ton başına 1.245 Euro gümrük vergisi ödemek zorundasınız. Tunus, 56 bin 700 ton zeytinyağını gümrük vergisini ödemeden ihraç ediyorsa ve siz ton başına 1.245 Euro vergi ödüyorsanız rekabet etme şansınız yok. Bu nedenle Avrupa Birliği’ne yapılacak zeytinyağı ihracatında kota çok önemli.
Moderatörlüğünü yaptığım “Türk Zeytinyağının Rekabet Gücü ve Avrupa Birliği Kotaları” panelinde Tarım ve Orman Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Volkan Güngören, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Tarım Dairesi Başkanı Halis Kaya, Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Avrupa Birliği ile Kurumsal İlişkiler ve Tarım Dairesi Başkanı Ahmet Selçuk Nalbant ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Brüksel Temsilcisi Mehmet Tan konuşmacı olarak katıldı.
Avrupa Birliği vazgeçilecek bir pazar değil
Tarım ve Orman Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Volkan Güngören, taklit ve tağşiş konusunda iç piyasada yaşanan sorunların dışarıda, ihracatta yaşanmadığını belirterek şunları söyledi: “Zeytinyağında, dış ticarette içerideki gibi karamsar bir tablomuz yok. Yani analiz açısından geri dönen ürün konusunda baktığımız zaman bizim gıda güvenliği bilgi sistemimiz var. Geri dönen ürünümüz çok az denecek miktarda, önemsenmeyecek kadar az. Şimdi coğrafi konum olarak Türkiye’nin konumuna baktığımız zaman Avrupa Birliği bizim için özellikle tarımsal ürün ticaretimizde vazgeçemeyeceğimiz bir partner. Avrupa Birliği pazarında tarım ürünlerimiz ciddi olarak yer buluyor. Bulması için de gerek bizim bakanlığımız, gerek ticaret bakanlığı gerekse de diğer devlet kurum ve kuruluşları aktif rol alıyor. Son üç yıl içerisinde biz tarihimizde ilk kez Avrupa Birliği ile tarım alanında yüksek düzeyli diyalog gerçekleştirdik. İlkine Türkiye’de ev sahipliği yaptık. Daha sonra Brüksel’e gittik. Şimdi üçüncüsünü de önümüzdeki dönemde Türkiye’de planlamayı düşünüyoruz. Dile getirdiğiniz Avrupa Birliği’nde zeytinyağı kotası noktasında da bakanlık olarak, Türkiye’ye uygulanan bu haksızlığın giderilmesi lobi faaliyetlerimizden bir tanesi. En önemlisi en üst düzeyde yapılan iletişim. Orada da bu konuları gündeme getireceğiz. Bundan emin olabilirsiniz.”
“Tunus’u ayakta tutmak istiyorlar”
Tunus özelinde en yüksek zeytinyağı kotasının 56 bin 700 ton olduğuna değinen Güngören: “Tunus’un ayrı bir özelliği var, Avrupa Birliği için. Bir kere coğrafi yakınlık, göç problemleri var. Tunus’u ayakta tutmak istiyorlar diye düşünüyorum ben. Yani kendi ayakları üzerinde durabilecek bir yardımda bulunmak istiyorlar. Tabii oradan gelen dökme ürün de aynı zamanda katma değerli ürün olarak bütün dünya piyasalarına yine dediğim gibi İspanya ve İtalya üzerinden daha çok pazar bulabiliyor. Öyle bir dengeli politika güdüyorlar diye düşünüyorum. Fas da yine öyle. Tunus kadar değil tabii” dedi.
Gümrük birliğinin güncellenmesi konusuna da değinen Güngören, Avrupa Birliği’nin Latin Amerika ülkeleri ile Mercosur ve Hindistan ile yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmasına dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “ Bu söylediğim iki anlaşma Hindistan, Mercosur ve Tunus özelindeki bu kotalar haksız rekabete yol açıyor. Bizim de Gümrük Birliğimiz var. Bunun güncellenmesi çalışmalarında zeytinyağının ticaretinde, uluslararası ticaretinde böyle bir haksızlığa uğradığımızın altını her platformda çizmemiz gerekiyor. Bunun lobisini iyi yapmamız gerekiyor. Biz de bakanlık olarak elimizden geleni yapacağız. Bundan da emin olabilirsiniz.”
Zeytinyağında yeni trendler, yeni pazarlar
Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Tarım Dairesi Başkanı Halis Kaya, zeytinyağında dünyada artan talebi değerlendirmek için trendleri yakından takip etmek ve pazarlama stratejisini buna göre belirlemek gerektiğini söyledi.
Kaya, dünyadaki yeni trendleri ve yapılması gerekenleri özetle şöyle anlattı: “Bir defa 1990’lı yıllardan beri talebi sürekli artan bir üründen bahsediyoruz. Zeytinyağı tüketimi 90’lardan bu yana dünyada üçe katlandı. Üretimi de artıyor. Talep sıkıntısı olmayan bir ürün. Genel trendlere bakıldığı zaman Avrupa Birliği’nin son 20-25 yıllık dönemde tüketimdeki ağırlığı geriledi. Eskiden Avrupa’ya ait bir üründü. Yüzde 70 civarında Avrupa ülkeleri tarafından tüketilirdi. Ama son 20-25 yılda dünya ekonomisindeki büyük dönüşüme paralel olarak Avrupa Birliği’nin payı yüzde 50’lere gerilerken özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Uzak Asya’dan kaynaklı büyük bir talep artışı oldu. Bu, aslında bütün tarım ürünlerinde gördüğümüz bir şey. Özellikle 2010’lu yıllardan sonra Uzak Asya’nın gittikçe zenginleşmesiyle beraber her yıl 10 milyonlarca insan Avrupa tipi tüketim kalıplarına geçiyor. Çin’den, Endonezya’dan son yıllarda Kore’den, Hindistan’dan bu geçişi görüyoruz. Bu insanlar Avrupa gibi tüketmek istiyorlar. İşte daha evvel pek kendi tüketim alışkanlıklarının içinde yer almayan peynirdir, şaraptır, zeytinyağıdır bu tür ürünlere yöneliyorlar. O gelir seviyelerine ulaştıkça böyle bir eğilim olduğunu görüyoruz. Nitekim Çin’in 20 yıl önceki tüketim ve ithalatına baktığımızda şu an aşağı yukarı 10 kata yakın artış var. İthalattaki artışın büyük bir kısmını ABD karşılıyor. Amerika’da tüketim 250 bin tonlardan 350-400 bin tonlar seviyesine geldi. Yine Kore, Rusya Federasyonu’nda son 20 yılda üç katına yakın artış olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bir kere bu trendi görmek lazım. Avrupa Birliği her zaman bu üründe ana pazar, ama çok yeni pazarlar dünyada ortaya çıkıyor.”
“Fiyat odaklı bakıştan, hikayesi olan ürüne geçilmeli”
Tamamen fiyat odaklı bir pazarlama veya ihracat stratejisi yerine ürün odaklı, hikayesi olan, hikayeleri yaratabilen, daha kendimize has hikayesi olan pazarlama politikaları geliştirmemiz gerektiğini belirten Halis Kaya, “Bunun için eskiden tanıtım grupları eliyle yürüttüğümüz faaliyetleri şimdi belli gıda ürünleri için yurt dışında, hedef pazarlarda tanıtım faaliyetleri yaparak yürütüyoruz. Belki bunu daha bir araya gelip biraz daha ayrıntılandırıp daha ileri aşamalara götürmemiz lazım. Daha büyük kaynak ayırmamız lazım. Çünkü dediğim gibi tamamen fiyat odaklı rekabetçilik anlayışının içinde bulunduğumuz ortamda çok sürdürülebilir bir şey olmadığı belli. Ona göre farklı bir yol izlememiz lazım” dedi.
“1998’de biçilen, 2006’da revize edilen elbise dar geliyor”
Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği ile Kurumsal İlişkiler ve Tarım Dairesi Başkanı Ahmet Selçuk Nalbant Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecini anlatarak özetle şu bilgileri verdi: “Avrupa Birliği ile tarımsal ürünlerdeki tercihli rejimin temelleri 1998’de atıldı. 1/98 sayılı Ortaklık Konseyi kararımız var. Ortaklık Konseyi, Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerinde karar alıcı en yüksek merci. Şimdi 1998’de yürürlüğe giren bu sistem 2006 yılında revize edildi. Dolayısıyla mevcut sistem şu anda 2006 model. 2000’li yıllara baktığımızda bizim dünyaya tarım ürünleri ihracatımız 3,6 milyar dolarken bugün, bugün 32 milyar dolara çıkmış durumda. Yüzde 800’lük bir artış söz konusu. Avrupa Birliği’ne sadece 1,5 milyar dolar civarındayken yine 2000’li yıllarda tarımsal ürün ihracatımız, bugün 9 milyar dolara yaklaşmış durumda ve bu da yaklaşık yüzde 500’lük bir artışa tekabül ediyor. Yani 1998’lerin, 2000’lerin anlayışıyla, yaklaşımıyla biçtiğimiz elbise aslında bugün artık dar geliyor. Biz bunu, çok defalar Avrupa Birliği ile karşı karşıya geldiğimiz bütün resmi platformlarda öncelikli olarak dile getirdiğimiz konulardan birisi oldu.”
Kotalar müzakere ile ele alınacak
Kotaların müzakereye tabi bir konu olduğunu hatırlatan Selçuk Nalbant, şu bilgileri verdi: “Ben 2010 yılında tarım dairesine başladığımda Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü altında her yıl mütemadiyen birkaç ayda bir belki tarımsal ürünlerde tarifelerin, kotaların artırılmasına dair ki zeytinyağı sektörümüz de buna dahil. Sektörümüzün taleplerini alırız ve bu talepleri de her defasında Avrupa Komisyonu’na iletiriz. Çünkü günün sonunda bu müzakereye tâbi olması gereken bir konu. Yani gene bir Ortaklık Konseyi kararı marifetiyle genişletilmesi gereken bir konu. Avrupa Birliği’nin burada yaklaşımı genel olarak şöyle; bizim tercihli rejimimizde her ne kadar artırılmasını istediğimiz kotalar olmakla beraber Avrupa Birliği mevcut rejim her iki tarafta da, hem AB tarafında hem Türkiye tarafında özellikle Türkiye tarafında da onların vurguladığı öngörüldüğü şekliyle işlesin. Yani öncelikle mevcut kotalarda tam bir işlerlik sağlayalım, ondan sonra geliştirme ya da daha fazla tarif konusu masaya yatıralım yaklaşımındalar.”
Tarım ürünlerinin aslında Gümrük Birliği’nin bir parçası olmadığını, ancak, güncelleme sürecinde aynı zamanda tarım ürünlerindeki mevcut tarifeli rejimin geliştirilmesinin de ele alınması konusunda iki tarafın anlaşmaya vardığını söyleyen Selçuk Nalbant sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Birliği, bu müzakereye başlaması için konseyden komisyona bir yetki verilmesi gerekiyor. Konsey yetkiyi hâlâ daha vermiş değil. Yani müzakerelere Avrupa Komisyonu ile biz başlayamadık. Başlayamadığımız için de bu alanlarda bir ilerleme bugüne kadar sağlayamadık.”
Gümrük Birliği güncellemesi ile yeni bir dönem başlayacak
Gümrük Birliği güncellemesinde öncelikli konulardan birisinin de tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerinde alacağımız kotalar olacağını belirten Selçuk Nalbant, “Bu aynı zamanda bizim için yeni bir dönem anlamına geliyor. Bu yeni dönemde temel hedef topyekün bir bakış açısıyla bireysel kotaları maksimize edilmesi hedefi söz konusu. Tabii bu süreçte müzakerelerde ne aldığınız kadar ne verdiğiniz de önemlidir. Böyle bir süreç yürütülür temelde ve o vakit geldiğinde, yani müzakere masasına oturulduğunda kamu, özel sektör, STK’lar, akademi hepsi bir araya gelip bir müzakere pozisyonu yani herkesin dahil olacağı bir süreç yürütülüyor. Tunus Serbest Ticaret Anlaşması, Lübnan, Cezayir, Ürdün gibi ülkelerin kotalarının hepsinin bizden on kat fazla olması aslında bizim için en önemli kozlardan biri” dedi. Bu ülkelere böyle bir tarife verilmesinin Türkiye için müzakerelerde emsal teşkil edecek bir durum olduğunu ifade eden Nalbant, “Elimizi aslında bir yerde artıracağımız, güçlendireceğimiz bir durum. Biz bu şekilde bakıyoruz. Dolayısıyla Avrupa Birliği’yle kotaların artırılması konusunda kapıyı her yıl, her dönem, her fırsat ortaya çıktığında her platformda çalıyoruz ve özetle kilitler açılmaya başlanıp konunun gümrük birliği güncellemesine taşınmaya yakın olarak görüyoruz” görüşünü dile getirdi.
“Avrupalı çiftçiler, Serbest Ticaret Anlaşmalarına tepkili”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Brüksel Temsilcisi Mehmet Tan ise Brüksel’deki havayı yansıtan konuşmasında Avrupalı çiftçilerin serbest ticaret anlaşmalarına çok tepki gösterdiğini, önümüzdeki günlerde tarım ürünleri ithalatında denetimlerin artacağına dikkat çekti. Avrupa Sayıştayı’nın zeytinyağı denetimine ilişkin raporuna da değinen Mehmet Tan, “ O raporda, mevzuatın yeterli olduğu ama bazı ülkelerde neredeyse hiçbir denetimin olmadığına dair ifadeler var. Bütün bunlar aslında önümüzdeki dönem denetimlerin yoğunlaştırılacağına işaret ediyor. Çiftçilerin özellikle istediği hususlardan biri bu. Yine çiftçilerin yoğun baskı uyguladığı Avrupa’daki yasak pestisitlerin ithalatta da tamamıyla yasaklanması konusu var. Bunun da ötesinde çeşitli pestisitlerde izin verilen maksimum kalıntı seviyelerinin tespit edilebilen en düşük düzeylere indirilmesi yönünde bir irade var. Yine aynı kapsamda, Avrupa Birliği, mineral yağ dediğimiz organik olmayan yağların, kalıntılarının, gıdaya yönelik kalıntılarına ilişkin maksimum kalıntı seviyelerini belirleyip 2027’de, yürürlüğe sokmayı hedefliyor” dedi.
Özetle, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği, düzenlediği “Zeytin ve Zeytinyağı Sektör Buluşması”nda hem başarılı üyelerini ödüllendirdi hem de sektörün çok önemli iki sorunu olan rekolte tespiti ve kota konusu bütün yönleriyle ele alınmış oldu. Birlik Başkanı Emre Uygun, yönetim kurulunu ve çalışma ekibini kutluyoruz.
İhracat yasaklarında daha dikkatli olmalıyız
Tarım ve Orman Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Volkan Güngören, son yıllardaki ihracat kısıtlamalarına, yasaklara da değindi. Birkaç yıl önceki yasaklamada canların çok yandığını ifade eden Güngören, şunları söyledi: “Bu tarz kararlar alınırken daha dikkatli davranmamız gerektiğinin farkındayız. Yani ben en azından kendi adıma söylüyorum, farkındayım. Sonuçta uluslararası ticaret, böyle bir günde oluşturulabilen bir şey değil. Güven esaslı. Anlaşmalar var, protokoller var, teminatlar var. Birdenbire bir yasaklama zihniyetinin önüne geçmek gerekiyor kesinlikle. Onun empatisini devlet bürokratları olarak bizlerin daha iyi yapabilmesi lazım. Sizlerin de tek ses, tek taleple gelebilmeniz gerekiyor diye düşünüyorum ben. Zaman zaman toplantılarda, görüşmelerde sektör temsilcilerinden de duyuyoruz. Geldiğiniz zaman bir temsilcimizin söylediğinin tam tersini başka temsilcimiz söyleyebiliyor maalesef. O da bizde kafa karışıklığı oluşturabiliyor. Orada bu birlik, beraberlik olmalı. Avrupa Birliği bunu çok iyi yapıyor.”
