TCMB yaptığı çalışmalarda enerji fiyatlarındaki %10’luk bir artışın TÜFE üzerindeki etkisini %2 civarında hesaplıyor. Şubat Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için petrol fiyatları varsayımı 69 dolardı, bugünlerde 110 dolarlarda!
Türkiye’de son 50 yıldaki tek “başarılı” dezenflasyon programı 2002-2007 yılları arasında gerçekleştirilen programdır. “Başarılı” kelimesini tırnak içerisinde kullanıyorum, çünkü o zamanki programın bugün tekrarlanamayan (ve gidişata baktığımızda önümüzdeki dönemde de tekrarlanamayacak olan) bazı öznel sebepleri vardı:
- Program Türkiye’nin kendi kurumsal güvenilirliğine değil, IMF’nin stand-by anlaşmalarına dayanıyordu. TCMB bağımsızlığı 2001’de yasayla güvence altına alınmıştı ama piyasaların buna inanması IMF denetiminin varlığıyla mümkündü. O dönemde mali kural olmasa da IMF anlaşmasının performans kriterleri fiilen mali kural işlevi gördü ve popülist harcama baskısını dışarıdan engelledi.
Piyasalar, Türkiye’yi kademeli olarak AB normlarına yakınsıyordu
- 2002-2005 arası AB müzakereleri gerçek bir perspektifle ilerliyordu. Bu, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve kurumsal reform konularında dışsal bir baskı ve güvenilirlik mekanizması sunuyordu. Piyasalar, Türkiye’yi kademeli olarak AB normlarına yakınsayan bir ekonomi olarak fiyatlıyordu. Aynı zamanda 2002-2007 arası gelişmekte olan piyasalara sermaye akışının tarihsel olarak en güçlü olduğu dönemdi. Fed faizleri de 2003-2004’te yüzde bire kadar indi.
- İlk IMF programının başarısızlığı sonrasında ekonomi durgunluğa girmiş, büyük bir devaluasyon yaşanmış, ve Türk Lirası oldukça zayıf bir konuma gerilemişti. Bu durum programın başında cari açığın kapanmasını, dış finansman ihtiyacının azalmasını ve kur-enflasyon geçişkenliğinin olmamasını sağladı. Reel faizlerin yüksek tutulması da TL’nin değer kazanmaya devam ederek enflasyona mekanik baskı yapmasını sağladı. (2002-2006 arasında TL’nin değer kazanımı %65 oldu.)
Bugün ise TL’yi değerli tutarak enflasyon üzerinde yapılmaya çalışılan mekanik baskı dışında dezenflasyonist sayılabilecek bir uygulamadan ve/veya 2002’deki olumlu konjonktür ve gelişmelerden söz etmek mümkün değil. Ayrıca, 2002’nin aksine programa esasen oldukça değerli bir TL ile başlandığı için, o günkü seviyelerde bir değer kazanımı da mümkün olamıyor. Yİ-ÜFE üzerinden yapılan Reel Efektif Döviz Kuru hesaplamalarına göre Temmuz 2023’ten beri geçen yaklaşık 3 sene içerisinde TL’deki değerleme sadece %18 oldu. Bu tabi ki beklentileri ve fiyat hareketlerini kıracak bir dezenflasyonist etki yapmaktan oldukça uzak bir artış. (Bugünlerde de sepet döviz kuru yıllık %20 civarında artırılmakta. Bu artış oranı mevduatların dövize gitmesine sebep olacak kadar yüksek bir oran değil, ancak şüphesiz enflasyonda da bir alt taban oluşturmakta.)
TCMB’nin maruz kaldığı önden gelen rüzgarlar...
Açıkçası MB’nin dezenflasyon anlamında yapabileceği başka da bir şey yok. Reel faizler zaten yeterince yüksek ve son gelen KKO ve üretim rakamları ekonominin soğuduğunu gösteriyor. Mart ayında sanayi üretimi geçen senenin aynı dönemine göre %0.8 gerilemiş durumda. Aylık trendlere bakıldığında ise gerilemenin geçen senenin ortasından itibaren devam ettiği görülüyor. Kredi hacmi artışlarında da son dönemde bir yavaşlama olduğu görülüyor. Hal böyle iken, ve şimdilik TL üzerinde bir baskı da yokken faizleri daha fazla artırmak dezenflasyona hizmet etmez. Aksine, maliyet enflasyonu kanalıyla daha fazla stagflasyona bile sebep olur.
Tabii, bir de TCMB’nin maruz kaldığı “önden gelen rüzgarlar” söz konusu. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz enerji fiyatlarının seyri. Enerji fiyatlarının elektrik, doğalgaz, akaryakıt, tüpgaz gibi kalemler üzerinde doğrudan etkisi var. (Hükümet doğru bir hareketle eşel mobil sistemi uygulayarak akaryakıt fiyatlarındaki artışı bir ölçüde frenlemeye çalışıyor. Ancak buna rağmen örneğin Nisan’daki ulaştırma fiyatlarındaki artış %4.3 oldu.) Ayrıca enerji fiyatlarının sanayinin tüm dalları üzerinde ikincil etkileri de var. TCMB yaptığı çalışmalarda enerji fiyatlarındaki %10’luk bir artışın TÜFE üzerindeki etkisini %2 civarında hesaplıyor. Şubat Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için petrol fiyatları varsayımı 69 dolardı, bugünlerde 110 dolarlarda!
Sonuçta bugün TCMB faiz tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekmek zorunda. (Bence makul bir tahmin aralığı orta noktası %27 olmak kaydıyla %24-%30 olabilir.) Yoksa kredibilitesi daha da zarar görecektir.