Enflasyon TÜİK’in toplumsal inanırlık, güven ve itibar açısından zaten en sorunlu verisiydi. Bu değişiklikle iyiden iyiye bir kopuş ortaya çıkacak.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Fiyatları Endeksi’nde (TÜFE) geniş çaplı değişiklikler yaptı. TÜİK, TÜFE hesaplamasında kullandığı mal ve hizmet sepetinin içeriğini ve sepette yer alan mal ve hizmetlerin sepet içindeki ağırlıklarını, zaten her yıl değiştiriyor. Bu kez yapılan değişiklik, her yıl yapılan rutin değişikliklerden çok farklı. 2026 başı itibarıyla devreye giren TÜFE’yi tamamen yenilenmiş bir endeks olarak değerlendirebiliriz.
Birinci olarak endeksin baz yılı 2025 olarak değiştirildi. Eski endekste 2003, baz yılıydı ve 2003 yılı ortalama endeks değerleri 100’e eşitti. Şimdi 2025 yılı ortalamaları 100’e eşit hale getirildi. TÜFE alt kalemlerinde 7 bini bulan endeks değerleri artık 100 dolayındaki rakamlarla ifade edilecek.
Haberleşmenin yerini bilgi ve iletişim aldı
İkinci değişiklik madde sınıflamasında. Eski sınıflama 12 ana kategori üzerinden yapılıyordu, yenisi 13 kategori üzerinden yapılıyor. Bu değişiklikle haberleşmenin yerini bilgi ve iletişim aldı. Çeşitli mal ve hizmetler içindeki sigorta ve finansal hizmetler ayrı bir ana kategori olarak tanımlandı. Bu değişiklikler çerçevesinde daha çok ulaştırma, haberleşme, eğlence ve kültür, çeşitli mal ve hizmetlerinde olmak üzere alt kalemlerin bir kategoriden diğerine kayması gibi değişiklikler oldu.
Bu değişiklik AB istatistik ofisi Eurostat uygulamalarına paralel olarak yapıldı. Buradaki sınıflama değişikliği hanehalkı tüketim harcamaları araştırmasında daha önce gerçekleşmişti. Böylece iki veri seti arasında uyum da sağlanmış oldu.
Endeks hesabındaki en önemli değişiklik, endeksin kapsam ve ağırlıklarının belirlenmesindeki yaklaşımda oldu. Eskiden endeks sepetinin içeriği ve sepet içindeki kalemlerin ağırlıkları örneklem olarak belirlenen hanelerden bizzat derlenen hanehalkı tüketim verilerine dayalı olarak belirleniyordu. Endeksin mantığı hanelerde yapılan harcamalara konu olan mal ve hizmetlerin ortalama fiyat artışını hesaplamaya dayanıyordu.
Şimdi ise endeksin mantığı hanelerin dışında özel tüketimin toplamı için bir enflasyon hesaplamaya dayanıyor. Bu değişiklikle tüketim kalıbının içine ailelerin yaptığı harcamanın yanı sıra yurtdışında yerleşik turistlerin ziyaretleri sırasında yaptıkları tüketim ile öğrenci ve yaşlı yurtları, askeri kışlalar, hapishaneler, hastanelerde yapılan özel tüketimin tamamı girmiş oldu.
Bu değişikliğin endekse etkisini daha iyi görmek için şu örnekler açıklayıcı olacaktır:
2025 yılındaki sepet ağırlıklarına göre gıdanın sepetteki ağırlığı yaklaşık aynı kalırken kültür, eğlence ve dinlencenin ağırlığı ikiye katlandı. Lokanta ve konaklamanın payı üçte bir oranında arttı. Sigorta ve finansal hizmetler için yapılan harcamaların sepetteki ağırlığı ise 4.15 katına fırladı. Buna karşın kira, ısınma, elektrik, su, gaz ve tamiratlar şeklindeki konut harcamalarının sepetteki ağırlığı 2025’in dörtte üçü düzeyine indi. Sağlıkta vatandaşın katkı payı ciddi ölçüde artmışken sağlığın sepetteki payı geçen yılın içte ikisi düzeyine düştü. İnternet ve telefon maliyetlerindeki artışa rağmen bilgi ve iletişimin payı da geçen yıla göre üçte birden fazla azaldı.
Alt ve orta gelir grubunun enflasyonu ölçü olmaktan çıktı
Konu gıda harcamalarıyla yapılacak bir karşılaştırma ile daha somut hale gelebilir. 2025 sepetinde kira ve konut harcamaları gıdanın yüzde 61’i düzeyindeydi, 2026 endeksinde gıdanın yüzde 46,6’sı düzeyine indi. Buna karşın lokanta ve konaklamanın endeksteki payı gıdanın yüzde 33.3’ü düzeyinden yüzde 45.6’sı düzeyine çıktı. Yani adeta kira, ısınma, elektrik, gaz ve su için bir yılda yapılan harcama kadar da lokanta ve otel harcaması yapar hale geldik.
Bu değişiklikle TÜFE, vatandaşın özellikle de alt ve orta gelir grubundaki toplum kesimlerinin maruz kaldığı enflasyon açısından bir ölçü olmaktan tamamen çıkmış oldu.
Enflasyon TÜİK’in toplumsal inanırlık, güven ve itibar açısından zaten en sorunlu verisiydi. Bu değişiklikle iyiden iyiye bir kopuş ortaya çıkacak.
Buna karşı bunun tüm AB ülkeleri ile paralel Eurostat yönergelerine uygun ve gerekli bir değişiklik olduğu söylenebilir. TÜİK de zaten konuyu böyle açıklamaya çalışıyor.
Ancak bu durum TÜİK’in TÜFE’si ile halkın enflasyonu arasındaki bağın koptuğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu haliyle TÜFE toplumun maruz kaldığı enflasyonu değil, milli gelir hesaplarında kullanılacak bir deflatör olmakla sınırlı hale gelmiştir.
Bunu, zaten TÜİK de yayınladığı açıklama notunda altını çizerek belirtiyor. TÜİK’in izahatında şu ifadeler yer alıyor:
“TÜFE, refahı, yaşam standardını, satın alma gücünü, kişisel ekonomik deneyimleri veya bireylerin hissettiği pahalılığı ölçmeyi amaçlayan bir gösterge değildir.”
“TÜFE bir yaşam maliyeti endeksi de değildir.”
“TÜFE, tüketici davranışlarını veya ikame etkilerini izlemeye yönelik değildir; görevi, belirlenmiş bir sepetin fiyat hareketlerini ölçmektir.”
TÜİK, TÜFE’nin kullanım alanlarını sıralarken de endeksin makro-ekonomik hesaplama ve politikalar, ticari faaliyetlerden bahsediyor ama vatandaşın geçim koşullarını dışlıyor.
Böyle bir değişiklik AB ülkeleri açısından bizdeki gibi sorunlara yol açmayabilir. Bizde ise alt ve orta gelir düzeyindeki toplumun büyük kesiminin maruz kaldığı enflasyonu anlamak açısından büyük bir açığı yol açacaktır.
Çünkü birincisi bizde enflasyon onlardan kat kat yüksek. Deflatör ile vatandaş enflasyonu arasındaki fark yaralayıcı düzeyde değil. Asıl önemlisi bizde gelir dağılımı, dünyanın en kötü durumdaki ülkeleriyle karşılaştırılacak kadar kötü. Türkiye, en zengin yüzde 5’lik gelir diliminin toplumun yüzde 50’si kadar tüketim kapasitesine sahip olduğu bir ülke. En zengin yüzde 5, kendinden hemen sonra gelen 19. gelir diliminin bile 2.25 katı gelire sahip. Enflasyona hiç duyarlılığı olmayan, tam tersine bundan kazançlı çıkan yüzde 5’in sahip olduğu toplumun yüzde 50’sine denk tüketim gücüyle domine ettiği ve çarpıttığı bir endeks sepetine şimdi bir de turistlerin çarpıtması eklenmiş oldu.
TÜİK’in kendi verilerine göre toplumun yüzde 50’den fazlasının evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamadığı, nüfusun yüzde 35’inin haftada iki kez et yiyemediği, fiili temel ücret olan asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı bir ülkede, lokanta ve konaklamanın barınma kadar ağırlığa sahip olması, bu endeksle vatandaşın hayatı arasındaki bağın ne kadar kopuk olduğunu anlamaya yeter.
Sonuç olarak artık vatandaşın özellikle de alt ve orta gelir düzeyindeki ailelerin maruz kaldığı enflasyonu ölçecek ve toplumsal olarak kabul görme koşulları yaratılmış, yepyeni bir TÜFE’ye ihtiyaç iyiden iyiye artmış bulunuyor.
Böyle bir endeks mevcut siyasi koşullarda ancak devlet dışı sivil bir inisiyatifle oluşturulabilir. Sendikalar, meslek odaları ve akademinin bir araya gelip bilgi, tecrübe ve kaynaklarını birleştirerek tamamen yeni bir geçinme endeksi, prestijli bir “Vatandaş TÜFE’si” yaratma misyonunu üstlenmeleri bir çözüm olabilir.