Piyasalar, Fed ve ECB'nin istihdam piyasasındaki kademeli yavaşlama nedeniyle para politikasını gevşetmek istemesine rağmen, yapışkan enflasyon ve ekonomik direncin faizlerde bir “taban” (Fed fonlama oranı için %3–%3.25 civarı) oluşturduğunu fark etmiş durumda.
Son bir haftanın konusu ABD devlet tahvili piyasalarından başlayan ve diğer piyasalara yayılan satış dalgası. 14 Mayısta %4,45 seviyesinde olan 10 yıllık ABD tahvilleri, dün itibarıyle %4,65 seviyelerinin üstünü test ettikten sonra %4,64 civarında seyrediyordu. Bu faiz oranları 2025 başından beri görülen en yüksek oranlar. Mamafih, 2025 başında Fed’in politika faizinin %4,5 civarında olduğunu, bugün ise %3,75 olduğunu hatırlamakta da fayda var.
Kuşkusuz getirilerdeki son yükselişin arkasındaki ana tetikleyici, ABD-İran savaşının beklenenden çok daha uzun sürmesi, bitirilmesi ile ilgili bir türlü somut bir gelişme kaydedilmemesi, bunun petrol fiyatları üzerindeki etkisi ve bunun sonucunda da arz kaynaklı enflasyon endişelerinin artmış olması. Her ne kadar bu tarz arz kaynaklı fiyat artışlarında merkez bankalarının faiz artırmasının hem fiyatlar üzerinde çok bir etkisi olmasa (söz konusu oldukça inelastik talep eğrileri olan petrol ve doğalgaz fiyatları) ve fiiliyatta da özellikle Fed politika faizini artırmayacak olsa da piyasalar gelişen duruma oldukça sert tepki vermiş durumda.
Yapışkan çekirdek enflasyon, faiz indirim beklenitisini ortadan kaldırıyor
%3 civarında seyreden yapışkan çekirdek enflasyon nedeniyle de merkez bankalarının, faizleri yükseltmeseler bile “daha uzun süre yüksek” tutacak olmaları da piyasalardaki faiz indirimi beklentilerini ortadan kaldırıyor. Piyasalar, Fed ve ECB'nin istihdam piyasasındaki kademeli yavaşlama nedeniyle para politikasını gevşetmek istemesine rağmen, yapışkan enflasyon ve ekonomik direncin faizlerde bir “taban” (Fed fonlama oranı için %3–%3.25 civarı) oluşturduğunu fark etmiş durumda.
Bunların üstüne bir de Batı’da özellikle muhalif çevreler tarafından devamlı sirküle edilen “bütçe açıkları çok büyük, kamu borcu oranları rekor seviyede, yeni tahvil ihraçları faizler üzerine yük bindirecek” savları var. Bu savların doğruluğu, özellikle ABD, Euro Bölgesi, Japonya ve hatta İngiltere ekonomileri için çok tartışılır. Bu ülkelerin paraları “rezerv paralar”dır, ve anormal derecede yüksek bütçe açıkları oluşmadığı sürece faiz oranlarına büyük etki yapmazlar. Etki olursa da, bu öncelikli olarak kurlarda görülür. (Parası rezerv olmayan bir ülkenin rezerv para ile borçlanmasına ise “ilk günah” (original sin) adı verilir, ve Türkiye de 1989’da Hazine'nin dış piyasalardan tahvil yoluyla borçlanmaya başlaması ile bu ilk günahı işlemişti.)
ABD piyasasında asıl korkulan 10 yıllıkların daha da yükselmesi
ABD hazine faizlerinin yükselmesi ilk aşamada hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı yapıyor. 10 yıllık Hazine tahvili getirisi küresel ölçekte “risksiz faiz oranı” olarak kabul edildiğinden, yüksek getiriler gelecekteki şirket nakit akışlarını bugüne indirgerken kullanılan iskonto oranını artırır. Bu da otomatik olarak şirketlerin piyasa değerlerini düşürür. Değerlemeleri büyük ölçüde gelecekte elde edecekleri kârlara dayandığı için, artan iskonto oranı en çok uzun vadede kârlılık beklenen yüksek büyüme potansiyeline sahip teknoloji sektörü ve yapay zekâ odaklı şirketleri etkiliyor. Herhangi bir faiz getirileri olmadığı için bu artışlardan menfi etkilenen diğer varlıklar ise altın ve kripto paralar.
Ancak ABD piyasalarında asıl korkulan 10 yıllıkların %4,75 seviyelerini kırıp daha da yükselmesi. Bu seviye, büyük kurumsal fonlar için psikolojik ve matematiksel bir “tetiklenme” noktası olarak görülüyor. Bu seviyeden itibaren fonlar, “Artık hisse senedinin riskiyle, oynaklığıyla uğraşamam; ABD devletinin garanti ettiği %4,75-5 arası sabit getiri benim için kaçırılmayacak bir fırsattır” diyerek hisse senetlerini satıp, tahvillere geçebilirler. Böyle bir durumda, S&P 500 ve Nasdaq gibi endekslerde %8 ile %12 arasında değişen büyük düşüşlerin tetiklenme olasılığının yüksek olduğundan bahsedilmekte.
Bu gelişmeler bizim gibi özellikle enerji bağımlılığı yüksek olan gelişmekte olan ülkeler açısından da iyi bir haber değil kuşkusuz. Tabii ki, dış borçlanma maliyetimiz artıyor. Ancak bundan da öte, yükselen ABD tahvil getirileri, bir noktada yabancı sermayeyi gelişmekte olan piyasaların hisse senedi ve borçlanma araçlarından çekecektir. Zaten cari açıkta enerji fiyatlarındaki artış öncesinde bile görülen belirgin kötüleşmenin devam etmesi, buna karşılık finans hesabından da çekilişler yaşanması, rezervlerimiz üzerinde ek bir baskı yaratacaktır.