Aşk, hormonlarla ilgili anlık veriye dayalı bir reaksiyon mudur yoksa geçmişten gelen birikimin içindeki belirli imajların tetiklenmesi sonucu mu böyle bir etki oluşur? Çapkınlar, hangi veriyi işleyerek karşı cinsi kendilerine çekmeyi başarırlar? Daha sonra Müslüman olarak Yusuf İslam adını alan Cat Stevens’ın “First Cut is the Deepest” adlı şarkısında belirttiği gibi ilk aşkın açtığı yara en derini midir ve her şey onun üzerinde mi şekillenir? Sevgililer Günü yaklaşırken bu soruları gündeme getirmemin nedeni, hiç de romantik değil.
Teknolojinin gerçek zamanlı işletme yönetimi konusunda sağladığı olanaklar, Sevgililer Günü ve arkasından gelecek olan Ramazan ayında insanların tercihlerini belirleme konusunda pazarlama faaliyetinde bulunacak şirketlerle ilgili olarak bu soruyu gündeme getirmeli. Getiriyor diyemiyorum çünkü benden başka kimsenin bu konuyu nasıl değerlendirdiği konusunda bir fikre sahip değilim. Şirketlerin değişen dinamikleri belirleyip hemen yüksek performans elde etmelerini sağlayacak adımları attığına mı yoksa ayı tamamladıktan sonra grafikler ve diğer görsel unsurlarla bezediği raporlarla karşımıza çıktığına mı tanık olacağız? Bu sorunun önemi, büyük çünkü büyük veri okyanuslarında yüzmenin zevkini yaşadıklarından beri şirketlerin, her şeyi bildiklerini ve anladıklarını düşünmelerini sağlayacak bir uyuşturucu etkisinde olmalarından kaynaklanıyor. Şu anda yapay zekâ anlatanların büyük dil modellerine (LLM) odaklanmasının nedeni de bu süreçte edinilen deneyim… Her şey mükemmel ve istikrarlı olsun çabası içindeyiz.
Bu güzel bir şey ancak sadece ölümden sonra mümkün… Büyük düşünür Temel’in bu konudaki felsefi yorumu bize net bir vizyon sunuyor. İdris Temel’e “güzellik mi istersin aptallık mı?” diye soruyor. Temel “aptallık” diye yanıt veriyor. İdris şaşırıyor, “Neden uşağum, güzellik daha iyi değil mi?” diye soruyor. Temel gayet ağırbaşlı, “Güzellik geçicidir” diyor. Biz Temel’in bu felsefesinin iş yönetimi alanındaki değerini anlamakta şimdiye kadar başarılı olamadık. Buradaki felsefeyi daha iyi anlamak için, Steve Jobs’ın “Stay hungry, stay foolish” sözünün de Temel ile aynı şeyi ifade ettiğini belirtmeliyim. Aç kalmaya ve alışılmadık olmaya vurgu yapan bu söz ile Temel’in “güzellik geçicidir” sözleri, hızla değişen bir ekonomide inovasyona dayalı yaklaşımlarla başarılı olmanın formülünü sunma konusunda aynı değere sahip.
Avustralya Açık’taki erkekler finali bunun muazzam bir örneğini sundu. Tenis kortlarında gelecekte robot köpeklerin hizmet edeceğine ilişkin haber bu ortamın nasıl değişeceği konusunda fikir veriyor ancak yaşanan değişim şimdiden muazzam. Eskiden bir sürü çizgi hakeminin görev yaptığı kortta bu hakemlerin ortadan kalkması yeni değil ancak bu yıl ilgimi çeken bir başka yenilik oldu. Teniz topu hem servislerde hem de maç esnasında dışarı düştüğünde filenin iki yanında kırmızı ışıklar yanarak bu durumu anlamamızı sağlıyor. Sesle “Out” şeklinde bir uyarının gelmesi de otomatiğe alınmış durumda. Hakemin bu durumda sadece bir süpervizör durumuna geldiğini anlıyoruz. Yerde duran ve maçı yönetirken yükselen kabini, eskiden bilim kurgu yapıtlarında karşımıza çıkan çarpıcı bir örnek…
Bu ayrıntıların arasında, yapay zekânın yeni hallerinden en büyük faydayı elde etmek için gözden kaçırmamamız gereken bir yeni gerçek var. Hatırlarsanız eskiden çizgi hakemleri topun içeride ya da dışarıda olduğuna karar verir ve dışarıdaysa bağırarak haber verirdi. Bir itiraz olması durumunda “şahin göz” sistemine başvurularak yukarıdan alınan görüntünün grafik hali üzerinden gerçeğe ulaşılırdı. Şimdi doğrudan akıllı sistem topun durumu ile ilgili bilgi veriyor ve yan bakışla belirtilen bir itiraz olduğunda kortu çevreleyen dekora gömülü büyük ekranda görüntü paylaşılıyor. Bu bize çok önemli bir şeyi anlatıyor. Hukuk sisteminde hak aramanın yerini –yapay demeyeyim- bu tür zekâ unsurlarının gelişen teknoloji ile hayatımıza girmesiyle hayatın akışının içinde doğruya ulaşma alacak. İnsan isterse, gerçeği görüp hakikate ulaşabilir. Bunun önemi, görsel analitik ve hızlı veri işleme ile burada kurulan dünyanın bize ya da babamların zamanındaki Türkiye’nin özelliklerini önemli bir avantaja çevirmesi. O zamanlardan “insaf ve izan” ile “vicdan özgürlüğü” olmak üzere iki kavram hatırlıyorum. Bunlara sahip olan yapay zekâ alanında önemli bir geliştirici güç haline gelebilir. Bunu algoritmaya ekleyerek yeni bir sorun çözme aracı yaratan, yapay zekâ dünyasında çok önemli bir inovasyona imza atar ancak bugünün konusu bu değil.
Final maçında Carlos Alcaraz’a karşı mücadele eden Novak Djokovic, ilk sette beklemediğim bir performans gösterdikten sonra düşüşe geçti. Bunda midesinde yaşadığı bir sorunun rolü olduğu ortadaydı. Bir önceki maçta da göğsünü ovuşturması dikkat çekmişti. Aynı zamanda alışık olmadığı bir biçimde geğirdiği de kamera görüntülerine yansıyordu. Bu durumu “ciddi” olarak yorumlayan spiker, sporcuların kramp girmesini engellemesi için çok fazla turşu suyu tükettiğini ve bunun mide sorununa neden olabileceğini söyledi. Djokovic’in zaten süt ürünleri dahil çeşitli gıdalara karşı hassasiyeti olduğu biliniyordu. Ben fazladan gazeteci Yılmaz Özdil’in yaşadığı kalp sorununu televizyonda dinlediğim ve bildiğim için Djokovic’in kalp krizi geçirmesinden endişe ettim. Sonra Djokovic, iki set kaybettikten sonra doktoru çağırıp konuştu: orijinal sesten midesinde yanma olduğunu net bir biçimde anladık. Doktor önce bir ilaç çıkardı, biraz daha konuştuktan sonra onu bırakıp başka bir ilaç verdi. Spiker, bu ortamı bildiği için ilacın 10-15 dakikada etki göstermesi gerektiğini söyledi ve Djokovic’in maç bitmeden bu etkiden faydalanacak zamanı olup olmadığını sorguladı. Sonuçta Djokovic’in hem duruşu hem performansı daha iyiye gitti ama maçı çevirmeye yetmedi. Bu yenilgiye karşın, dünya sıralamasında dördüncülükten üçüncülüğe yükselen Djokovic, doktora derdini zamanında anlatsa ve ilacı zamanında alsa sonuç farklı olur muydu? Bunu asla bilemeyeceğiz çünkü maç bitti. Üzerine yazılar yazılsa, analizler yapılsa, grafiklerle açıklansa da bitmiş maçın davası olmuyor. Bu nedenle bu yazının asıl konusu, teknolojik araçların yardımıyla doğru zamanda harekete geçmek.
Xerox paradoksu: Bilmek ve harekete geçmek
Bir şeyi görmek, hissetmek ya da algılamak ile harekete geçmek arasındaki zaman aralığı, iş yönetiminde başarı ile başarısızlık arasında kalın bir çizgi çekiyor. Bunu, Apple’ın kişisel bilgisayar devriminde kilit rol oynayan fareyi icat eden Xerox’un bunu öncelikleri arasına alamamasını ve yaratacağı büyük başarının asla gerçekleşmemesi ile tanımlayabiliriz. Daha güzel bir tanımlamayı, yakın zamanda tanıştığım Binovist CRM Danışmanlığı Kurucu Ortağı ve CEO’su Engin Alan’dan dinledim. Alan bir eğitimde su bardağını masanın kenarına düşecekmiş gibi yerleştiriyor. Eğitime gelen yöneticiler bardağın riskli bir noktada durduğunu görmelerine ve düşüp kırılabileceğini hissetmelerine karşın, eğitim almak üzere geldikleri ortamda inisiyatif alıp bardağa müdahale etmiyorlar. Alan, eğitimin sonunda bu ataletin ekip için asıl önemli riski oluşturduğuna işaret ediyor. Bu, geçmişe dönük raporlama, karşılaştırma ve benchmarking konusunda başarılı şirketlerin neden piyasaya adapte olamayarak kendi konfor alanlarında battıklarını anlatan iyi bir örnek.
Umarım Sevgililer Günü ve Ramazan’daki deneyimi böyle değil de gerçek zamanlı iş yönetimi için araç haline getirmek suretiyle iyi iş inovasyonları yapmak herkese nasip olur. Buna yardımcı olmak amacıyla bazı içerikleri sizinle paylaşmak istiyorum. Raporlar ve araştırmalar ile iş vaka örnekleri birbiriyle farklı zamanlama ile karşıma çıkıyor. Umarım bir yerlerde birileri benim aktaracaklarımı çoktan uygulamaya başlamıştır. Geçen yıla göre kart harcamalarının nasıl değiştiği ya da kimlerin cirosunu artırdığı gibi sıradan haberleri okurken burada yazanları aklınızda tutarsınız diye umuyorum. Aktarmak istediğim iki metnin de Adjust tarafından yayımlanmış olması, kendi kaynaklarımı çeşitlendirmem gerektiğine işaret ediyor ancak bu içerik tam olarak anlatmak istediğim şeye hizmet ediyor.
Esneklik ve bütünsellik
Aktarmak istediğim ilk metin, “Mobil Uygulama Büyüme Ekipleri İçin Birleşik ve Esnek Panolar Neden Artık Bir Zorunluluk?” başlığını taşıyor. Statik değerlendirme ile dinamik süreç tasarımı yapmak mümkün olmadığına göre, bu metni okumanızda fayda var.
“Mobil uygulama pazarlama ekipleri, kullanıcı kazanımı, gelir artışı ve sadakat yönetimi gibi alanlarda her geçen gün daha karmaşık veri setleriyle çalışıyor. Artan kanal çeşitliliği ve yapay zekânın analitik süreçlere entegrasyonu, pazarlamacıları geleneksel ve sabit raporlama yaklaşımlarının ötesine geçmeye zorluyor. Sektör uzmanlarına göre, bu dönüşümün merkezinde esnek ve birleşik panolar yer alıyor.
Statik raporlardan canlı analiz alanlarına
Reklam kreatifleri, kullanıcı yolculuğu optimizasyonları, coğrafi kampanyalar ve gelir denemeleri gibi çok sayıda test yürüten büyüme ekipleri, her deney için farklı metriklere ve karşılaştırmalara ihtiyaç duyuyor. Statik raporlar bu ihtiyaca yanıt vermekte yetersiz kalırken, esnek panolar ekiplerin KPI’ları hızlıca seçmesine ve analiz yapılarını anlık olarak değiştirmesine imkân tanıyor.
Bu sayede panolar, yalnızca sonuçların izlendiği araçlar olmaktan çıkarak, karar alma süreçlerini hızlandıran canlı analiz ortamlarına dönüşüyor.
Çok platformlu kullanıcı yolculukları tek ekranda
Günümüz kullanıcıları mobil uygulama, mobil web, masaüstü web, CTV ve oyun konsolları arasında kesintisiz şekilde hareket ediyor. Tek platforma odaklanan raporlama yapıları ise bu yolculuğun yalnızca bir bölümünü yansıtabiliyor.
Birleşik panolar, farklı platformlardaki kampanya performansını, kullanıcı davranışlarını ve yaşam boyu değer (LTV) metriklerini tek bir ekran üzerinden izlemeyi mümkün kılarak, pazarlama ekiplerine daha bütüncül bir bakış açısı sunuyor.
AI destekli içgörüler karar süreçlerini hızlandırıyor
Analitik panolara entegre edilen yapay zekâ destekli asistanlar, mevcut metrikler ve filtreler üzerinden hızlı içgörüler üretebiliyor. Kampanya performansındaki ani değişimlerin nedenleri veya yeni test fırsatları, manuel analizlere kıyasla çok daha kısa sürede ortaya konabiliyor.
Ancak uzmanlara göre, bu teknolojilerin gerçek değer yaratabilmesi için panoların hem esnek hem de eksiksiz veriyle besleniyor olması gerekiyor.
Ekipler arası ortak dil oluşturuyor
Büyüme, ürün ve finans ekipleri aynı veriye farklı sorularla yaklaşıyor. Özelleştirilebilir ve birleşik panolar, her ekibin kendi ihtiyacına göre analiz yapmasına olanak tanırken, veri tutarlılığını da koruyor. Bu durum, ekipler arasında daha net bir iletişim ve daha hızlı karar alma süreçlerini beraberinde getiriyor.
Adjust Türkiye ve Afrika Satış Lideri Mert Altunkaş, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor:
‘Mobil uygulama pazarlama ekipleri artık tek bir rapora bağlı kalamaz. Değişen ihtiyaçlara hızla uyum sağlayabilen esnek ve birleşik panolar, kampanya performansını optimize etmeyi ve yapay zekâyı gerçek değer yaratacak şekilde kullanmayı mümkün kılıyor.’
Sonuç
Mobil uygulama pazarlamasında rekabetin arttığı bir dönemde, doğru metrikleri hızla analiz edebilmek, çok platformlu kullanıcı yolculuklarını bütüncül şekilde görebilmek ve AI destekli içgörülerle karar almak kritik önem taşıyor. Esnek ve birleşik panolar, pazarlama ekiplerinin hem operasyonel verimliliğini hem de kampanya performansını artıran temel araçlar arasında yer alıyor.”
Ayrıntılardan ölçülebilir büyüme anahtarına
Paylaşmak istediğim ikinci metin Adjust Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Direktörü Başak Zerman’ın imzasını ve “Deep Linking: Göz Ardı Edilen Detaydan Ölçülebilir Büyümenin Anahtarına” başlığını taşıyor. Metin şöyle:
“Performans pazarlamasının veriye, hedeflemeye ve kreatif optimizasyona yoğunlaştığı bir dönemde, kullanıcıların temas noktaları arasında nasıl hareket ettiği uzun süre ikincil bir konu olarak ele alındı. Oysa platformlar arasındaki geçiş yolları, deep linking’in sağladığı küçük ama kritik geçişler, sessizce büyümenin en güçlü itici güçlerinden biri hâline geldi.
Bir zamanlar yalnızca bir kullanıcı deneyimi (UX) detayı olarak görülen deep linking, bugün başlı başına ölçülebilir etki yaratan bir performans aracı olarak konumlanıyor.
Temas noktaları arasındaki yol, kimin dönüşüm sağlayacağını belirler
Günümüz dönüşüm yolculukları karmaşık, parçalı ve doğrusal olmaktan uzak. Bir kullanıcı bir markayla influencer paylaşımı üzerinden tanışabilir, bir mağaza vitrininin önünde QR kod okutarak mobil web’e düşebilir, ardından bir push bildirimiyle uygulamayı açıp dönüşümünü uygulama içinde tamamlayabilir. Bu yolculuktaki her adım bir niyet taşır, her adım aynı zamanda kullanıcıyı kaybetme riskini de beraberinde getirir.
Uygulamayı açmayan bir link, bağlamı kaybeden bir yönlendirme akışı ya da kullanıcıyı ilgili sayfaya götürmeyen bir QR kod geçişi… Bunların her biri küçük gibi görünen ama gerçek ve ölçülebilir kayıplara yol açan kırılma noktalarıdır. Çoğu zaman performans problemlerinin funnel’ın en üstünde başladığı varsayılır, oysa sorunların önemli bir kısmı, temas noktaları arasındaki bu geçiş anlarında ortaya çıkar.
Karmaşık yolculukları değerli kılmak
Dijital ekosistemin parçalanması, kullanıcı yolculuklarını daha karmaşık hâle getirdi, ancak doğru yönetildiğinde bu yolculuklar artık daha değerli.
Deep linking hiçbir zaman basit olmadı, ancak geçmişte yönetilmesi gereken yolculuk sayısı daha sınırlıydı. Bugün pazarlamacılar, Universal Links, App Links ve URI şemaları gibi farklı teknolojilerle uğraşıyor. Bunun yanı sıra fallback kuralları, cihaz farklılıkları ve her kanalın kendine özgü davranışları da yönetilmek zorunda.
Durum daha da karmaşık hâle geliyor, içerik üreticileri, mesajlaşma uygulamaları, CTV, offline QR akışları ve mağazadan uygulamaya uzanan senaryolar da devreye giriyor. Yanlış yönlendirilen tıklamalar yalnızca kullanıcı deneyimini bozmakla kalmıyor, kullanıcı edinimi, elde tutma ve gelir üzerinde de doğrudan olumsuz etkiler yaratıyor.
Bu nedenle en etkili pazarlamacılar, deep linking’i artık yalnızca bir taktik olarak değil, temel bir altyapı unsuru olarak ele alıyor. Her kanaldan gelen tıklamanın nereye yönlendirileceği net şekilde belirlenmiş ve uçtan uca tasarlanmış akışlar öncelik kazanıyor. Amaç, kullanıcıların bu geçişleri fark etmeden, kesintisiz ve pürüzsüz bir deneyim yaşaması.
Farklı sektörlerdeki lider markalar, trafiği funnel’a sokan taktiklere gösterdikleri özeni artık temas noktaları arasındaki yolculuğa da gösteriyor. Ve bunun karşılığını performans sonuçlarında net biçimde görüyoruz.
eSIM sağlayıcısı Airalo, referral yolculuğunu sıkılaştırarak ve deep linking altyapısının kontrolünü ele alarak hızlı bir değer elde etti. Yönlendirmeleri birleşik bir sistem altında topladıktan sonra ölçüm sürekliliği sağladılar ve kullanıcıların ortamlar arasında nasıl hareket ettiğine dair daha fazla güven kazandılar. Bu yaklaşım, referral kanalının ölçülebilir bir kullanıcı edinim kaynağı olarak katkısını da artırdı.
Perakende markası Pantaloons ise offline–online geçişi büyüme kanalına dönüştüren farklı bir örnek sunuyor. Binlerce fiziksel mağazayı QR kodlar aracılığıyla uygulamaya bağlayarak, daha önce ölçülemeyen bir temas noktasını performans kanalına çevirdiler. QR tabanlı deep linking sayesinde install, etkileşim ve sadakat metriklerinde ölçeklenebilir kazanımlar elde ettiler.
Medya ve eğlence tarafında ise Abema, yönlendirme hassasiyetinin sonuçları nasıl değiştirebildiğini gösteriyor. Kullanıcıları genel açılış ekranları yerine izlemek istedikleri içeriğe doğrudan ulaştırarak, uygulama açılışlarında ve izleme seanslarında ciddi artış sağladılar. %170’in üzerindeki bu artış, bütçe veya teklif stratejisi değişikliğinden değil, kullanıcı niyetine saygı duyan doğru geçişlerden geldi.
Bu örnekler farklı sektörlerden gelse de ortak bir noktada buluşuyor. Pazarlamacılar, kullanıcıların platformlar ve temas noktaları arasındaki hareketlerini etkin şekilde yönettiğinde, dönüşüm verimliliği artıyor, etkileşim güçleniyor ve büyüme daha öngörülebilir hâle geliyor.
Bu nedenle, temas noktaları arasındaki geçişleri sadece bir detay olarak görmek yerine, stratejik bir performans alanı olarak ele almak modern mobil pazarlamanın en kritik başarı faktörlerinden biri hâline geliyor.”
Bütün bunları öğrenirken Engin Alan’ın masanın kenarına koyduğu bardağın düşme riskini ortadan kaldıracak adımı atmanın, rekabetçilik anlamında en büyük farkı yaratan liderlik özelliği olduğunu unutmayın. Unutursanız, hayatınız boyunca iyi bir öğrenci ama kötü bir lider olursunuz.