İnsanların daha iyi bir hayat yaşaması için atılan adımlar bizi robotik ve yapay zekâ alanında ulaştığımız noktaya getirdi. Bunun arkasından daha önce ilk olarak göklere çıkardığımız ve ardından yerin dibine batırdığımız metaverse alanındaki gelişmeleri göreceğiz. Robotlar sayesinde bunun fiziksel karşılığı ile karşılaşmamız da mümkün olacak. Böylece temiz aile çocuğu olarak yetiştirmeye çalıştığımız yapay zekâ, gerçek anlamını bulacak. Farklı evrenlerde paralel yaşamlar olarak ifade edilen konsept gerçeklik kazanmış olacak. Bu kehanetimin ne anlama geldiğini anlamak için Carl Sagan’ın Contact adlı romanına ya da Google’da romandan önce karşınıza çıkan filmine başvurabilirsiniz. Farklı zaman katmanlarındaki akışların yapay zekâ dünyasındaki karşılığı sizin yapay zekâ altyapısı ile oluşturulan klonlarınızın ve sizin paralel evrenlerde ya da zaman çizgilerinde yaşamanız anlamına geliyor. Bunu söyledikten sonra “yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?” noktasında tartışmayı sürdürmek sizin sorununuz. Ancak bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Yapay ve reel zekâ terimlerinin anlamının ortadan kalktığı o günler geldiğinde kendini gerçek zekâ sanan taraf olarak sizin de eğitilmeniz gerekecek. Diğer zekâların deneyimlerinin size yansıtıldığı bir eşdeğerler sisteminin kurulması gerekecek. Bu günler geldiğinde kendini üstün sanan insanın eğitilme konusunda en zayıf halka olduğunu göreceğiz.
Bugün bilişimi kullanarak ulaşmak istediğimiz en ileri nokta olan “gerçek zamanlı işletme” konusunu anlatmaya çalışan arkadaşların kullandığı veriye bakıyorum; bir-birbuçuk yıl öncesine adreslenen araştırmaları kullandıkları sunumları yapıyorlar. Bunun hazırlık sürecinin de bir o kadar sürdüğünü düşünseniz ve bilişim dünyasında zamanın akış hızı ile çarpsanız aslında tarih dersinde öğretilecek bir içeriğe ulaşıyorsunuz. Bu sunumlar muhtemelen kendileri tarafından değil, profesyonel ekipler ve kurumsal iletişim departmanları tarafından hazırlanıyorlar ve üst düzey yöneticiler tarafından sunuluyorlar. Profesyonel konuşmacı dünyası da, bu şekilde işliyor. Siz bir konuşma metni ya da sunum hazırlıyorsunuz ve bir ağa veriyorsunuz. O sunumu yapmak için çağırılıyor ve sahnede bunu yapıyor. Acıklı olan, bunları yapmak için kimi zaman yapay zekâ destekli olmayan dijital asistanların bile bu iş için yeterli olması. Son dönemde bunu açıklayan en iyi örnek olarak karşıma çıkan örnek, global bir otomotiv markasının sektörde deneyimli bir uluslararası yöneticiyi konuşmacı olarak getirdiğinde maruz kaldığım sunumdu. İlgi çekici olduğu düşünülen veriler arka arkaya sıralanarak izleyiciye burada fırsat var mesajı güçlü bir biçimde verilirken o alana dikkat çekilmesi sağlanmıştı. Medyanın çağırılması da, bu mesajın salondakine göre daha geniş bir kitleye verilmesini sağlamak içindi . Etkinliğin hemen arkasından çıkan haberler ve sosyal medya paylaşımları ile de o mesajın daha büyük bir etki yaratması sağlanmaya çalışılıyordu. Bir hafta sonra o konuyla ilgili hiçbir iz bulamıyorsunuz.
Bu sistemin ortaya çıkardığı iki farklı zekâ var. Birincisi bahsettiğim toplantıda o sunumu yapan yöneticinin sözünden anlaşılabiliyor. Bu kişi “Ben yıllarca profesyonel olarak çalıştım. Daha sonra hikâyeciliğin (story-telling) öneminin arttığını görünce hikâye anlatıcısı (story-teller) oldum.” diyordu. Askerdeki protokollerle bunun yanına “menfi” yani kötü örnek ibaresini koymam gerekiyor. Birincisi, Netflix’te Witcher başta olmak üzere efsane tarzındaki dizileri seyredenler hikâyecinin bir karakter olduğunu ve böyle “ben oldum” diyerek olunmadığını bilir. İkincisi bu kişinin zaten yetenekleri doğrultusunda yaptığı bu işle ilgili karakterini ifade etmesi gerekmez ve genellikle böyle bir kimliğin farkında bile değildir. O sadece işini yapmaktadır.
İkinci örnek ise, yıllar önce Deloitte’ta yöneticiyken görüştüğüm M. Sait Gözüm ile ilgili. Benim staj yaptığım kendisinin de genel müdürlük görevinden bulunduğu Netaş bağlantısı nedeniyle kendisi ile görüşmek istemiştim. Fortune Türkiye’nin o zamanki ofisi Beybi Giz’de ve onlarınki de hemen yolun karşısındaki Sun Plaza’daydı. Tanışıklıklar da olunca kısa sürede buluştuk. Güzel bir sohbet oldu ve en önemli dersi, geleceği yakalamak ile ilgili sorumda aldım. Gözüm, “Bir raporu yazdığımız anda o rapor bizim için biter. Yeni bir rapora odaklanırız.” dedi. Bu ifadesini zihnime kazıyan ise, masanın üzerindeki bir raporu alıp çöp kutusuna atması oldu. Bunu da müspet yani iyi örnek olarak aktarıyorum çünkü bu tam olmasa da gerçek zamanlı işletmeye daha yakın bir model.
Pekiyi gerçek zamanlı işletme neden bu kadar önemli. Çünkü insan zekâsı karşılaştığı sorunlara yanıt ararken ve bulurken gelişir. Deneyim dediğimiz budur.
Bu duruma bakarak, mamutu avlayıp birlikte yiyen ve ardından hayatta kalmak için yeniden avlanmak zorunda olan ilkel insanların gerçek zamanlı işletme konusunda bizden çok ileride olduğunu söyleyebilirim. Birazdan bunun bir örneğini de vereceğim. Ama öncesinde, sizin yerinizde olsam yapay zekâya kendi çıkarlarınız açısından daha samimi davranmanızı tavsiye edebilirim.
Teknoloji ile işini birleştiremeyen zayıf zekâ yapısı
15 Ocak 2026 Perşembe günü yoğun toplantıların arasında bir çalışma arkadaşımdan WhatsApp mesajı aldım. Adıma bir kargo geldiğini ancak benim adımla onun telefon numarasının yazıldığı için bir karışıklık olduğunu yazıyordu. Kargonun benim olduğunu nereden bildiğini sorduğumda “ben konuştum, senin adın varmış” diye yazdı. Ben o sırada Mercedes-Benz Türk ile En Yakıt’ın basın toplantısında çok ilgi çekici şeyler dinliyordum ve oradan da TV+-HBO toplantısına geçecektim. Arkadaşımın bana ekran görüntüsünü attığı kısa mesajdaki telefon numarası ile mi görüştüğünü sordum ve olumlu yanıt aldım. Sonra o numarayı aradığımda ya düşmedi ya açılmadı ama üç saat boyunca bir türlü ulaşamadım. Mesajda “üç gün içinde iade sürecini başlatacağız” ifadesi yer aldığı için ertesi sabah uğrarım deyip çabalamaktan vazgeçtim. Google, bu şirketin 09:00:18:30 arasında açık olduğunu söylüyordu ve toplantıdan çıkıp 18:30’a yetişmem imkansızdı.
Ertesi sabah 09:30’da elimde kimlikle Google Maps’ten bulduğum adrese gittim. Hafif ticarilere yükleme yapanların arasında bilgisayar başındaki hanıma ulaşıp adıma kargo olduğunu söyledim. Bilgisayara bakıp olmadığını söyleyen hanıma “iade süreci başlatacakmışsınız galiba” dedim. Bir arama yaptı ve kargonun o sabah iade edildiğini söyledi. Muhtemelen benim arkadaş kendisine ait olmadığını söyleyince hemen iade etmişlerdi. “Kim göndermiş” diye sordum, bir turizm şirketi adı söylediler. Anladığım kadarıyla halkla ilişkiler işini içeride halletmeye çalışan bir şirketti. İrtibat numarasını istedim, hanımefendi şirket politikası olarak o numarayı bana veremeyeceğini söyledi. Benim adıma gönderilen kargonun üzerine benim telefonumu yazmayı beceremeyen bir şirketin gönderdiği kargoyu, telefonla aradığı çalışma arkadaşımdan benim numaramı almak lütfunda bulunmadığı için bana ulaştırmayan kargo şirketi, sorunu kendi başıma çözmek için bana sağlaması gereken telefon numarasını da şirket politikası doğrultusunda bana vermiyordu. Ben de, muhtemelen limited şirket olduğu için birçok unvanı olan ve turizmi kullanan bu şirketin müşterisinin kim olduğunu bilemediğim için ne olduğuyla ilgili işin aslını anlama fırsatı kaybediyordum. Yapay zekânın böyle iş yapan bir şirketi ve oradaki işleri ortadan kaldırması gerekiyor.
Bunun birkaç nedeni var: Birincisi, işi kargoyu iletmek olan şirket sonuçta bunu başaramamış durumda. İkincisi, elinin altında bilgi sistemi bulunmasına karşın bu işi sonuçlandırma konusunda inisiyatif alamayan bir çalışan profiline sahip. Üçüncüsü, bu çalışan profili, iade prosedürünün ne kadar maliyetli olduğu gibi kritik bir bilgiye sahip olmadığı için ortaya çıkan maddi zararın farkında değil. Dördüncüsü, ne göndermişler soruma “malzeme” yazılmış diyecek kadar konuya uzak bir şirkette toplanmışlar. Yani işleriyle alakaları yok.
Yıllar önce aynı şirket annemin evine başkasının adına ama benim telefon numaramla gönderilmiş çok ucuz olmayan bir elektronik sistemi geri almak için de bizi haftalarca uğraştırmıştı. Asıl kişinin telefon numarası yazıyordu ama biz arayıp süreci zorlayarak harekete geçmelerini sağlamıştık. Burada da “mağaza teslimatlı” diye mesaj attıkları kargonun 9 Ocak’ta dağıtıma çıkarılmış olduğu bilgisini vermeleri garipti ama şirket tarihi açısından tutarlıydı.
Aslında garabet sadece bu şirketle de ilgili değildi. Benim aklımdan geçen muhtemel senaryo, bir şirketin gazetecilere yılbaşı nedeniyle ajanda, kalem ve belki de şeker-çikolata tarzı bir şeyler göndermeye karar vermesi ve bunun için bütçe ayırması ile başlayan bir yanlışlıklar komedyasıydı. Aynı şirkette çalışanlara tek koli ile gönderim yapmaya karar veriliyor ve bir yeni yetme arkadaşa verilen Excel listesi ile “al bunları gönder” deniliyor. O da muhtemelen kolinin üzerine Excel tablosunun bir satırındaki isim, bir başka satırındaki adres ve bir başka satırındaki telefon numarasını yazıyor. Bu modelde sizi evde bulduklarında bir sorun çıkmıyor ama bulamazlarsa işte bu hale düşüyorsunuz.
Muhtemelen bana mesaj atan arkadaş da dahil olmak üzere birkaç kişi kargosuna ulaşamamış oldu. Gönderdikleri şey ajanda-kalem vb. ise, benim bunu verdiğim mahalle marketimizdeki arkadaşlar da ajandalarına ulaşamamış oldu. (Ajandaları eskiden kaç kilometre gittiğini günlük kaydeden şirket şoförlerine veriyordum ama o işler taşeronlaştığı için o kapı kapanmıştı. Şimdi reyonların mal girişlerini kaydeden tek şubeli marketçi arkadaşlara veriyorum. Kenarında kalem koyacak haznesi olan defterlerin ve ajandaların çok daha iyi olduğunu söylüyorlar.) İade sürecinde gereksiz bir kayıp oluştuğunu perakende sektöründeki maliyet analizlerinden biliyorum. Kolinin orada durduğu sürece kapladığı yerin bir maliyet yarattığını biliyorum. Ve tabii en önemlisi, yapılan teknoloji yatırımını operasyonu yönetmek için değil, sadece birkaç tuşa basarak bana bilgi vermek için kullanan personelin yatırımı atıl bırakmasından kaynaklanan zararı biliyorum. Size başka şeyler yazmayı planlıyordum ama bu sorunları çözmeden ülke olarak kalkınma ya da ayakta kalma şansımız olmadığı için bunu yazıyorum. Bunu yazmamanın, medyanın gerçek işini yapmaması olacağını düşündüğüm için diğer konuları geriye atıp buna öncelik verdim. Bunun bilgi akışında aksama yarattığının farkındayım ama iş akışını düzeltmeden bilgi akışını sürdürmek zaten bugünün dünyasının en önemli problemi. O problemin parçası olmaktansa işin aslına odaklanırken “zaman kaybetmeyi” tercih ederim.