Bölgemizde herhalde şu anda en fazla duyduğumuz sözcük, entegrasyon. Suriye’de Kürtleri Araplara entegre etme çabası, Avrupa ve Türkiye’nin enerji tedarikini ABD’ye entegre etme çabası, Zangazur Koridoru ile ABD’nin Ortadoğu diye adlandırdığı ve Azerbaycan’ın doğusuna uzanan coğrafyayı entegre etme çabası… Liste uzuyor ve bu listedeki entegrasyon sözcüğünün yerine asimilasyon ile başlayan bir dizi sözcüğü koyarak yapılan işin anlamını değiştirmeden aynı cümleleri kurabiliriz. Geçmişte böyleydi. Biz ulusal devlet altında entegre bir yapıdan bahsederken karşı taraf asimilasyon tarihçemiz olarak adlandırdığı şeyi ortaya koyuyordu. Güzel günlermiş. Şu anda bu tür karşılıklı tartışmalar yerine tek bir yol için pazarlıkların yapıldığı düşünülürse, ortada entegre edilecek iki şey değil; kızını kimle evlendireceğine karar vermiş bir babanın bunu kızına nasıl kabul ettireceğinin tekil hikâyesi olduğunu ve bunun da sadece babanın yönettiği büyük ailenin “entegrasyonu” yani yayılması olduğunu düşünüyorum. Kızın kaçması sorunun asıl çözümü olur ama bu kocaya kaçmak değil; yeni bir hayata kaçmak şeklinde gerçekleşmelidir. Bu yazdıklarımın bölgemizdeki siyasi gelişmeler ile aslında herhangi bir bağlantısı yok. 19 Aralık 2025’te Paribu’nun davetlisi olarak izlediğim Avatar: Ateş ve Kül filmi gibi bir senaryo uydurabilir miyim, diye düşünüyordum. Bugün bunu yapayım, dedim ve iş aslında tamamen teknoloji ile ilgili.
Açıkçası yazdıklarıma ben bile dalga geçerek bakıyorum. Ama James Cameron’un yarattığı Avatar “franchise”ının bilet fiyatı enflasyonundan arındırıldığında tüm zamanların en yüksek gişesini yapması bir yutkunup kendime gelmemi gerektiriyor. Bu bilgiye Wikipedia’dan ulaşıyorum. Wikipedia’dan erişilen bu bilginin sunulduğu 21 dil seçeneği arasında Türkçe yok ancak bu “önerilen diller listesi” olarak adlandırılıyor. Altta dil ekle diye bir seçenek de var ama ben biraz internet çağı insanı gibi yapıp daha iyi bir sonuç peşine düştüm. Bunu da hemen aşağıda buldum. Bir medya ya da Wikipedia gibi kolektif ansiklopedi sitesinde mi? Hayır. Walt Disney’in (The Walt Disney Company) sitesinde… Üstelik 4 Ocak tarihli içerik, bir hafta önceki eski bilgi olmasına karşın çok daha günceldi ve yeni Avatar’ın 1 milyar dolarlık global gişe hâsılatını aştığını bildiriyordu. Walt Disney’in konuyla ilgisi film sektöründeki önemli bir değişimden kaynaklanıyor. The Walt Disney Company, yapımcılık ve dağıtım medya şirketi 21st Century Fox'u satın almak için 2018’de 71,3 milyar dolara anlaşmaya varıldığını açıklıyor. 2020’de Walt Disney, eğlence sektörünün 85 yıllık markası olan 20th Century Fox markasını tarihe gömüyor. Disney, 10 Ağustos 2020'de televizyon stüdyolarının yeniden düzenlendiğini ve marka değiştirildiğini duyuruyor. Birçok iç içe geçmiş düzenlemenin ardından Walt Disney Studios’un parçası haline getirilen –yeni adıyla- 20th Century Studios Avatar: Ateş ve Kül’ü üretiyor. The Walt Disney Studios da bu filmi piyasaya sürüyor. Avatar: Ateş ve Kül’ü öven şirket, kendi başarısını ise, bu filmin 2025’te piyasaya sürdüğü (release) filmler arasında Zootopia 2 ve Lilo & Stitch ile birlikte 1 milyar dolarlık gişe hâsılatı düzeyinin üzerine çıkan üçüncü film olduğunu belirterek duyuruyor.
2009’daki ilk Avatar filmi piyasaya çıktığında, batmakta olduğu yorumları yapılan 20th Century Fox’u hayata döndürdüğüne dair yazı yazdığımı hatırlıyorum. Yaklaşık 2 milyar 924 milyon dolar hâsılatı olan film, işin nasıl yapılması gerektiği konusunda fikir veriyordu. O zamanlar dünya, daha global bir ekonomiye sahipti ve dağıtımın önemini net bir biçimde görebiliyorduk; bugünkü tedarik zincirinin...
İkinci Avatar filmi olan Avatar: Suyun Yolu 16 Aralık 2022’de gösterime girdiğinde tedarik zinciri pandemi sonrasında yeniden açılıyordu ve bu film de yaklaşık 2 milyar 323 milyon dolar gişe hâsılatı yaptı. Global ilişkilerin ilgi çekici boyutlarından birini, Ukrayna operasyonu nedeniyle ambargo uygulanan Rusya’da filmin sinema salonlarından birinde gösterilmesi uygulaması oluşturdu. Sinemaya gidenler bir diğer filme bilet alıyordu. Sonrasında gelecek program tanıtımları yapılırken Avatar: Suyun Yolu’nun üç saatlik tam gösterimi gelecek program olarak gösteriliyordu. ABC News’ün haberinde (https://abcnews.go.com/International/russian-cinemas-show-disney-movies-despite-boycott-ukraine/story?id=98759370) Rusya Başbakanı –bugünün Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı- Dmitri Medvedev’in Netflix’e erişimlerinin engellenmesi durumunda bütün Netflix içeriğini indirip beş kuruş ödemeden kullanacakları ifadesi de yer alıyor. Medvedev bu videoyu kendi Telegram kanalı üzerinden yayıyor. Medyanın nasıl değiştiğine ve savaş koşullarında bile hangi biçimde işlediğine bakın.
O günlerden bugüne dönersek, Walt Disney’in 20th ya da 21st Centrury Fox’u satın almasını onaylamakta Avrupa Birliği ile birlikte en fazla ayak diretecek ülke olarak görünle ve bu önyargıyı boşa çıkartan Çin, Avatar: Ateş ve Kül’ün yurtdışı hâsılasında 138 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. 4 Ocak 2026 itibariyle 306 milyon doları ABD içinde olmak üzere 1,083 milyar dolar hâsıla yapan filmin 777,1 milyon dolarlık yurtdışı hâsılasının yaklaşık beşte biri, ABD’nin örtülü bir çatışma içinde olduğu Çin’den geliyor. Avatar: Ateş ve Kül, Çin’de, ABD’deki Sinema Filmleri Derneği’nin (Motion Picture Association) organizasyonuna dâhil filmler içinde 2025’te ikinci en yüksek gişeyi yapan film oluyor. Çin’i 81 milyar dolarla Fransa, 64 milyon dolarla Almanya ve 44 milyon dolarla Güney Kore takip ediyor. Üç Avatar filminin bugüne kadarki gişe hâsılatı ise 6,35 milyar dolar olarak ifade ediliyor.
Muhteşem dönüşüm ve salaklık katsayımız
Bunu başaran 20 Century Studios ve Walt Disney Studios’un tarihi aynı zamanda gelişen teknolojinin bu alanı nasıl değiştirdiğini ve sağlam bir özün burada nasıl rekabet üstünlüğü sağladığının göstergesi. 20 Century Fox ilk Avatar’ı üretirken bilgisayarın gücünü kulanmayı akıl etmişti. İnsanlara gelir modelini düşünmeden keyfe keder bir biçimde avatar kullanımı sunan uygulamalar vardı. Yaratılan etki, bilgisayar ekranının içinde kendinizi o dünyanın bir parçasıymış gibi görmenizi sağlamanızdı. Size benzemeyen bir avatarı da seçebiliyordunuz; hatta size benzeyenini yaratmak için para harcamanız gerekirken standart bir avatar seçmek ücretsizdi.
O dönemde Walt Disney geleneksel işlerini yapıyor ve aile filmleri ile kendi yolunda ilerliyordu. Lucas Film ya da 20th Century Fox gibi şirketleri satın almasına çok vardı. Hatta dijital üretim ve dağıtım işlerinin geliştiği dönemde film kaptıracak kadar bile dijital çalışma metodolojisine uzaklardı. Mayıs 2017’de Karayip Korsanları’nın (Pirates of the Caribbean) gösterime girmeden çalınması ile gündeme gelen Walt Disney’in kat ettiği mesafe için muhteşem terimini kullanmak yerinde olur diye düşünüyorum. Bunun hemen öncesinde de Netflix’in “Orange is the New Black” dizisi çalınmış ve şirketin koşulları kabul etmemesi nedeniyle bu hırsızlığın sorumluluğunu alan kişi X üzerinden bunun sadece başlangıç olduğu açıklamasını yapıyordu. Bu kadar yeni ve riskli bir ortamda hareket edildiği bir dönemdi.
Siber güvenlik alanındaki uzmanlar, Walt Disney’in fidye talebini karşılamaması konusunda hemfikirdi çünkü fidyeyi ödemek, siber saldırganların yeni fidye arayışları için geri gelmesine davetiye çıkarmaktı. O zamanın popüler saldırıları olan fidye saldırıları bugün yerini farklı türden saldırılara bırakmış durumda. Walt Disney’in bir çalışanının bilgisayarını hackleyen bir kişi, Nisan-Mayıs 2024 döneminde 1,1 TB veri sızdırmayı başarıyor. Zararlı bir yazılımı yapay zekâ destekli sanat uygulaması maskesi arkasına gizleyen hacker, şirketin 44 milyon e-postasını, özel müşteri bilgilerini, çalışanların pasaport bilgilerini ve şirket içindeki iş tartışmalarını içeren gizli bilgileri ele geçiriyor.
Benim kişisel olarak karşılaştığım, bir örnek ise Walt Disney’in kendisinin teknolojiyi kullanarak nasıl daha ileri iş sonuçları aldıklarını ortaya koyuyordu. 2000’li yılların başlarında Intel’in Intel Developer Forum (IDF) etkinliği için ABD’deydim. Walt Disney’in bir başkan yardımcısının olduğu bir oturuma katıldım. İran’ın nükleer varlığının sorgulandığı ve çok fazla tartışma yapılan yıllardı. Walt Disney Başkan Yardımcısı bize önce eski devirde çizgi filmlerde sıkışık trafikte giden otomobillerin nasıl çizildiğini ve görüntünün ileri geri sarılması ile nasıl sürekli akan yoğun trafik izlenimi yaratıldığını gösterdi. Sonra aynısını uçakların seyrinin izlenmesi ile paralelliğini ve uçuş takip haritalarındaki görüntünün çizgi filmlerde nasıl üretildiğini anlattı. Bu görüntü analitiğini anlattıktan sonra sözü İran’ın nükleer tesislerine getirdi. Bu tesislerin yer altında olduğu için uydu görüntülerinden tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirten başkan yardımcısı farklı bir analitikle bunların bulunabileceğini ifade etti. Tıpkı çizgi film üretirken eskiden yapıldığı gibi uydu görüntülerini ileri geri oynatmanın bu konuda geçerli bir yöntem olacağını söyledi.
Nükleer tesis için iki önemli koşulu demiryoluna bağlı olmak ve deprem bölgesinde bulunmamak olduğunu söyleyen başkan yardımcısı, İran’ın demiryolu ağını yerleştirdiği haritadan deprem bölgelerini çıkardı ve uydu görüntülerini geri sarmaya başladı. Tesisin inşa edildiği tahmin edilen tarihlerde bakarken yerde kazılan dev bir çukuru ve daha sonra bunun üzerinin örtülmesini bize net bir biçimde gösterdi. Sanki bir çizgi film izliyorduk.
O güne kadar, bir alanda sahip olunan bilginin teknolojiyi başka bir alanda kullanmak açısından bu kadar değerli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Film bilgisi, başka filmler çevirmek için önemli bir avantaj sağlamıştı. Buradan salaklık katsayısına geçeyim.
Bu deneyimden 10-15 yıl önce İTÜ’de yeni açılan Kültür Sanat Birliği’nde Sinan Çetin’i konuk etmiştik. Çetin, sinemada film çekmekten daha önemlisinin dağıtım ağı kurmak olduğunu anlatıyordu. Tabii, kültür ve sanat alanında hâkimiyeti elinde tutan solcu arkadaşlar bunun kapitalist bir yaklaşım olduğunu hemen yakaladılar ve sanatın çok daha önemli olduğuna dayana bir değerler tartışması açtılar. Entelektüel olmakla salaklığın nasıl entegre edilebileceğinin çok net bir göstergesiydi. Üzerinden 30-35 yıl geçmişken kaç tanesinin bu tartışmayı hatırlayıp Netflix izlerken utandığını hatırlamıyorum ama Sinan Çetin’i dinlemeyerek çok önemli bir maddi kayba neden olduğumuzu biliyorum. Çetin’in söylediği ikinci şey “bir madenci filmi çekmek” gerektiğiydi. Bu da siyasetin hoş karşılamayacağı bir alana girmekten korktuğu şeklinde yorumlandı ve eleştirildi; “neden kendin çekmiyorsun?” denildi. Bugün geleceğini madenciliğe bağlamış Türkiye’de, 25-30 yıl önce “bizim yer altı zenginliğimiz yok, insan kaynağımıza bu nedenle önem vermeliyiz” noktasından “madenlerle kurtulacağız” noktasına gelirken geçmişe baktığımızda iyi birkaç maden gerçeği filmi bulsak fena mı olurdu? Bugün madenlerde robot kullanarak hem üretim maliyetini nasıl düşürebileceğimizi hem de madenin gerçekliğini anlamamızı sağlayacak filmlerimiz olsaydı, geleceğe daha güvenli bakmaz mıydık? Bunlar hep yüksek salaklık katsayısının birlikte hareket ederek iyi işler yapmaya engel olma gücünü gösteren örnekler.
Arayüz yaratmadıkça başarı mümkün değil
Bütün bu hikâyelerde entegre olmanın ve değiştirebilme gücünü oluşturmanın aracı, arayüz yaratma becerisi olarak karşımıza çıkıyor. Türk tiyatrosunun önemli ismi Muhsin Ertuğrul, halkla tiyatroyu birleştirme konusunda bu türden bir arayüzü Şehir Tiyatroları ile kuruyor. Ertuğrul, o zamanlar birinci ve ikinci mevki olarak ayrılan vapurlarda, ikinci mevkide oturan birini birinci mevkiye taşımanın anlamı olmadığını keşfediyor. İkinci mevki yolcusu, kılığı, kıyafeti ya da alışkanlıkları nedeniyle birinci mevkide rahat edemiyordu. Ertuğrul bu gözleme dayanarak tiyatroyu halkın kendi yaşam alanına taşıyan bir model kurarak geniş kitlelerin ve orta-alt gelir gruplarının tiyatro ile buluşmasını sağladı. Benim çocukluğumda oyunların adını hatırlamayan insanların hayatları için rehber aldıkları yaklaşımları bu oyunlardan aldıklarını ya da belirli alıntılarla belirli konuları açıkladıkları sözleri bu oyunlardan kopyaladıklarını görüyorum. Cümleyi düşük bulanlar için çocukken tanık olduğum şeyleri bugün anladığım notunu düşeyim.
Benzer bir şekilde Gazi Mustafa Kemal de din, dil, ırk ya da başka bir ön koşul gerektirmeyen “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle benzer bir arayüz sunuyor. Her iki yaklaşım geniş kitlelerin birlikte bir yerde bulunma ve aynı yöne bakma iradesinin oluşmasını sağlıyor.
Avatar: Ateş ve Kül’de anlatılan hikâyenin belirli bölümleri yeni bir deneyimi yaratıyor. Emaar’daki Paribu Cineverse sinema kompleksinde filmi izlediğim salonda perde 270 dereceydi. Ben de bir şey kaçırmamak için en arkada oturdum ama iyi sonuç vermedi. Filmin sadece belirli noktalarında görüntü 270 derece yayılıyordu ve bunu en iyi şekilde algılamak için sürücü koltuğunda oturur gibi yer tutmak ve salonun orta bölümünde oturmak gerekiyordu. Bunu filmden çıkarken anladım. En arkada oturmak, beni, filmle etkileşim eyleminin dışında bırakmıştı. Filmi bir daha izlediğimde buna özen göstereceğim.
TÜSİAD, SD2 STEP’e doğru arayüzü eklemeli
TÜSİAD’ın 9 Ocak’ta toplantısını yaptığı TÜSİAD Sanayide Dijital Dönüşüm Programı (TÜSİAD SD2) STEP (Sanayi-Teknoloji Entegrasyon Programı) ile ilgili bülteni okuduktan sonra aklıma gelenler bunlar oldu. 15 Ocak 2026’da genel kurulunu gerçekleştirerek yeni başkanını olan TÜSİAD, Perihan İnci’nin temel harcını döktüğü TÜSİAD SD2 programını yıllardan beri başarıyla yürütüyor. Gelinen noktada etki yaratmak için arayüzü yeniden tasarlamak gerektiğini düşünüyorum. Bunun nedenini, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan’ın sözleriyle anlatayım:
“Son dönemde üretimden bankacılığa, eğitimden hizmet sektörüne kadar her alanda yapay zeka ihtiyaçlara göre şekillenen çözümlerle karşımıza çıkıyor. Asıl kırılma noktası ise 2023’ün ilk yarısında sahneye çıkan üretken yapay zeka (ÜYZ) oldu. O andan itibaren insanla makine arasındaki ilişki sadece dönüşmedi; yeni bir boyut kazandı.
TÜSİAD olarak yapay zeka alanındaki potansiyeli ve gelişmeleri daha iyi anlamaya yönelik çalışmalarımız kapsamında geçtiğimiz yıl iki rapor yayınladık. Türkiye’de özel sektörün yapay zekaya yaklaşımını ortaya koymaya çalıştık. Raporların sonuçları dikkat çekici bir tabloyu ortaya koyuyor: Türkiye’de özel sektör, yapay zekanın öneminin farkında ve adaptasyon konusunda ciddi bir farkındalık geliştirmiş durumda. Öte yandan, uygulamalar hala büyük ölçüde pilot aşamada kalıyor. Güvenlik ve gizlilik endişeleri, veri kalitesine ilişkin sorunlar, belirsiz yatırım getirisi ve sınırlı yetenek arzı, teknolojinin benimsenmesi ve yaygın şekilde uygulanmasının önündeki potansiyel darboğazlar olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer temel güçlük ise yetenek arzının sınırlı olması. Bu bağlamda üniversitelerimizdeki eğitim kalitesinin artırılması ve gençlerin küresel düzeyde rekabet edebilen bir eğitim alabilmesi çok önemli.
Gartner’ın teknoloji trendi öngörülerine göre 2028 yılına kadar, kurumsal yazılımların %33’ünün plan yapabilen, karar verebilen ve insan müdahalesi olmadan bağımsız eylemler gerçekleştirebilen yapay zeka (agentic AI) türünü içermesi bekleniyor. Böylece dijital platformlardaki müşteri etkileşimlerinin %20’sinin ve günlük iş kararlarının %15’inin otonom olarak yönetilmesi öngörülüyor.
Şirketlerin yapay zekayı yalnızca kısa vadeli operasyonel verimlilik kazanımları için değil, aynı zamanda uzun vadeli iş modeli dönüşümü için nasıl konumlandırdıkları çok önemli olacak. Dijital teknolojilerin yenilikçi iş modellerini uygulayan şirketler, verimliliklerini artırarak rekabetçiliğin hızla değişen dinamiklerinde güçlü bir konuma sahip oluyor. Özetle, yapay zeka başta olmak üzere teknolojiyi uzun vadeli bir dönüşüm perspektifiyle ele alan şirketler, hızla değişen bu ortamda hem bugünü yönetebiliyor hem de yarını daha güçlü ve esnek karşılayabiliyor.”
Buraya kadar olan bölümü bir sindirin, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci ve Nobel ödüllü iktisatçı Philippe Aghion ile daha derine ineceğim.