Parasalcı bakış açısına göre para “fazla” basıldığı zaman enflasyona yol açar. Para basmak da aslında kredi vermek olduğuna göre, fazla kredi verilmesi enflasyonun doğrudan sebebidir
Paranın ne olduğunu biliyor musunuz? Hemen “evet” demeden önce, sizi aşağıdaki satırlara davet etmek istiyorum.
Öncelikle şunu söyleyelim: Para olarak hizmet etmek üzere tarihte pek çok şey kullandık. Kağıt banknotlar, altın, gümüş veya teneke sikkeler, istiridye kabukları, sigara paketleri, pirinç, dijital coinler hatta kadın çorapları. Dikkat buyurun lütfen. Bu şeylerin ortak özellikleri kolaylıkla üretilemez olmasıdır. En azından para olarak kullanıldıkları dönemde öyleydiler. Bu nedenle parayı taşımaya uygundurlar ama bunlardan hiçbiri para değildir. Bunlar sadece parayı taşımak, hesaplamak için kullandığımız araçlardır.
Para basmak, güvenip borç vermektir
Peki eğer bunlar para değilse, o zaman para nedir? Yanıtımız basit ve net. Para, borçtur. Yani kredidir. Birisine kredi vermek ise para yaratmak, yani para basmaktır. Bu kredi ister merkez bankasının Hazine’ye verdiği kredi olsun, isterse bankaların şirketlere verdiği krediler olsun, fark etmez. Her iki işlem de bir borç verme işlemidir ve para yaratır; yani para basar. Para basarken önemli olan nokta banknotların basılması ve el değiştirmesi değildir. Bunlar sadece parayı taşıyan araçlardır. Para basmak, sadece bir tarafın diğer tarafa güvenip borç vermesidir.
Parasalcı bakış açısına göre para “fazla” basıldığı zaman enflasyona yol açar. Para basmak da aslında kredi vermek olduğuna göre, fazla kredi verilmesi enflasyonun doğrudan sebebidir ve enflasyonla mücadele etmek demek de temelde kredileri kısmak demektir. O halde soralım: Hangisini daha az istiyoruz? Kredileri kısmayı mı, enflasyonu düşürmeyi mi?
Ana akım iktisadın (neoklasik görüş) üzerinde pek de düşünmediği bir konudur paranın niteliği. O nedenle yaptığımız kavramsallaştırmanın Türkiye için geçerli olup olmadığını anlamak açısından veriler her zamankinden daha değerli. Verileri görmek için gelin grafiğe bakalım. Grafik 2006-2025 arasındaki 20 yılı kapsıyor. Grafikteki iki değişken reel kredi büyümesi ve enflasyondaki yıllık değişme. Bu değişkenler alışılmadık ölçüde güçlü bir korelasyon gösteriyor. Grafik bize basitçe şunu söylüyor: Reel kredi hacmi ne kadar artarsa, enflasyondaki artış o kadar yüksek olur. Yani grafik enflasyonun en güçlü kaynağının krediler olduğunu ve para basmak dediğimiz şeyin de aslında sadece kredi vermek olduğunu teyit ediyor.
Faizler kredileri kontrol etmemize yarayan bir araç
Grafikte iki değişken birbiriyle neredeyse tamamen çakışıyor dedik ama bir dönem istisna. Eylül 2021’den sonraki yaklaşık üç yılda enflasyon reel kredi artışından çok daha hızlı büyüyor. Onun da sebebi var elbette ama ayrı bir yazıda ele alınmayı gerektirecek kadar uzun. Biz o dönemde oluşan ekstra oynaklığın ancak yakın zamanlarda geçmeye başladığını not edip, analizimize devam edelim. İki tane soru soralım ve yanıtlamaya çalışalım.
Kredileri reel olarak azaltacak mıyız? Eğer enflasyonla mücadele edeceksek, tartışacağımız nokta faizi 100 baz puan mı yoksa 150 baz puan mı indirmemiz gerektiği değil. Faizler kredileri kontrol etmemize yarayan bir araç. Faizleri düşürmemizin amacı kredilerin canlanmasını, böylece ekonominin tamamının canlanmasını sağlamak. Enflasyonu düşürmenin bedeli ise kredilerin reel olarak azaltılması. Bu bedeli ödemeye razı mıyız, değil miyiz? Bunu tartışmalıyız.
Enflasyon gerçekten düşüyor mu? Grafikte 2021 yılının son çeyreğinde başlayan ve enflasyondaki artışın reel kredi artışının çok üzerine çıktığı döneme dikkat edin lütfen. Temmuz 2024’den itibaren bu dönemdeki eğilim tam tersine dönmüş. Enflasyon kredi büyümesinin altına inmiş. Her iki sapmanın da nedeni muhtemelen kur hareketleri. Eğer öyleyse gerileyen enflasyonun baz ve kur etkisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını nasıl anlayacağız? Çünkü enflasyondaki gerileme baz ve kur etkisi ise, sadece bir düzeltme söz konusudur ve enflasyon gerçek manada düşmemiş demektir.
Sevgi neydi? Emekti. Peki para neydi? Para krediydi. Kredi büyümeydi ama yanlış kullanıldığında da enflasyondu.