Sabah yürüyüşünden dönüyordum. Baktım bir aile; anne, baba ve iki delikanlı yürüyüşe çıkmış. Herhalde baba günlük sabah konuşmasında aileye sesleniyordu. Aile pür dikkat dinliyordu. Günaydın deyip geçtim. Baba arkamdan seslendi. “Bir dakika, size bir şey sorabilir miyiz?”. Soru aile adına geliyordu, hemen geri döndüm, “Buyrun” dedim. “Bütün Assos bu kadar mı?” “Yok” dedim “Assos buradan da ufaktır. Ama burası Sivrice Koyu. Assos buraya 15 km”. Madem iletişim kanalları açıldı, hemen ben de sorumu yapıştırdım. “Siz nereden geliyorsunuz?” Aile Reisi konuştu yine “ Biz Ankara’dan geliyoruz”. İletişimimiz normal seyrinde sürdü. “Ankara’nın neresinden ?”. “Çankaya” dedi. Ben “NATO Zirvesi” der demez “Evet” dedi adam, sonra da ekledi. “Şehri kapattılar, biz de tatile gidelim deyip buraya geldik”.
NATO Zirvesi hazırlıklarını, kapatılan yolları, kilometrelerce döşenen panoları düşüne düşüne eve dönerken aklıma iki tarihi olay geldi. Önce onları paylaşayım.
Potemkin Köyü
İlginç bir öyküdür. Olay, 18. Yüzyılda Rusya’da geçer. Prut Savaşı’nda yenilen Rus ordusu, Çariçe I.Katerina’nın usta müzakere teknikleri ile yok olmaktan kurtulmuştur. Ama aradan yıllar geçmiş, Baltacı Mehmet Paşa ve I. Katerina efsanesi geride kalmıştır. Devir değişmiş ve Rusya 1783 yılında Kırım’ı Osmanlı’dan alarak topraklarına katmıştır. Şimdi sahnede Çariçe II. Katerina ve sevgilisi Mareşal Grigory Potemkin vardır. Potemkin o bölgenin valisi olur. Potemkin’in görevi, başkaldırıları bastırmak ve Rusya’dan gelen Rusları buraya yerleştirmektir.
Rusya’da hava yine karışıktır. Osmanlı ile yeni bir savaşın eşiğindedirler. Çariçe II. Katerina altı ay sürecek “Yeni Rusya” gezisine çıkar. Saltanat gemisinde saray maiyeti ve müttefiklerin elçileri vardır. Bu gezinin amacı savaş öncesi müttefikleri etkilemektir. Bunu sağlamak için Potemkin, Dinyeper Nehri boyunca sahte evler inşa eder. Bunlar sadece ev ön cephesi görünümlü, arkası boş panolardır. Çariçeyi taşıyan kraliyet gemisi görünür görünmez Potemki’nin adamları köylü kılığına girer, köyü doldur ve köy hayatı oynar. Gemi gözden uzaklaşınca ev görünümlü panolar sökülüp daha aşağılarda bir yere tekrar kurulur. Burada Çariçe’nin gemisi beklenir.
Bazı tarihçiler “Potemkin Köyü” olayının bir efsaneden ibaret olduğunu söylerlerse de, “Potemkin Köyü” bir terim olarak literatüre girmiştir. “Potemkin köyü”, gerçeği saklamak için yaratılan her durum için kullanılır.
Fransız misafire yemek takımı
Kurtuluş Savaşı zamanındayız. Fransa Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve eski bakanı Franklin Bouillon, 9 Haziran 1921’de Ankara’ya gelmiştir. Fransızlar, milli mücadelenin gücünü, anlamını öğrenmeye çalışmaktadır. O günlerde Yunan ordusu Afyon’u ele geçirmiştir.
Dönemin Ankarası, yokluk içindedir; bir yabancı konuğu ağırlayacak olanaklardan yoksundur. Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, yabancı heyet için bir alafranga tuvalet yaptırmayı güç bela başarmıştır. Böylece sindirim sürecinin sonundaki sorun çözülmüştür. Ama sürecin başında bir büyük sorun vardır. Fransız misafirler için bir yemek takımı bulunamamıştır.
Yusuf Kemal Bey son çare olarak Mustafa Kemal’e başvurur. Önerisi, Kuvayi Milliye için çalışan gizli teşkilat Milli Müdafaa’dan yardım istemektir. Yusuf Kemal Beyi’n önerisine göre söz konusu teşkilat 6 kişilik bir yemek takımını İstanbul’dan kaçırıp Ankara’ya yollayacaktır. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle konuşur: “Yusuf Kemal Bey, bu Fransız Ankara istasyonuna geldiğinde tören kıtasının perişan halini gördü. Askerin postalı bile yoktu. Başlarındaki kalpak, omuzlarındaki tüfek çeşit çeşitti. O, bu yetersizlikler içindeki senin dayanma gücünü görmeye, ölçmeye geldi.Sen ona, üzerinde “Tuğray-ı Garray-ı Osmani” işlemeli altın yaldızlı sofra takımıyla ikramda bulunursan, o “Bab-ı Ali kafası bunlarda da devam ediyor, hayret! Aynı yolda vatan kurtarma, yeni bir devir açma iddiaları var, ancak sabun köpüğü” der. Ve istilayı tamamlama yolunda Paris’e göz kırpar. Sen adamı al, Meclis’e götür, orada tek yumruk halindeki haysiyet şahlanışını görsün. Mektep karavanasından tek kap yemeği tahta tabak, tahta kaşıkla yesin. Ve bu görünürdeki yokluk içinde milletin sağlam istinadını anlamaya çalışsın. Zaten şimdi o, başlayan savaşın neticesini bekleyecek. Önce kendin inan, sonra da misafirini inandır…”
Bazı fanteziler
NATO zirveleri, NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarının bir araya geldikleri üst düzey toplantılardır. Zirvelerde birlik için stratejik kararlar alınır. İlk zirve 1957 yılında Fransa’da yapılmış. Biz de bundan önce 2004 yılında zirvenin ev sahipliğini yapmışız. Bu hafta 36’ıncısı yapılacak zirveye 32 müttefik ülke ve 9 davetli ülke olmak üzere 41 ülkeden 52 liderin katılması bekleniyormuş; yüzlerce de gazeteci.
Bu kadar önemli kişinin güvenliği önemli bir meseledir. Gerçi toplantılar çok iyi korunan bir yerde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak. Toplantıya katılan devlet büyükleri de “Canım önemli değil, maksat başımızın üstünde bir dam olsun. Nerde olsa yatarız” diyecek cinsten değiller. Bu yüzden Ankara’daki değişik otellerde kalacaklar. Oralardan Külliye’ye gelmeleri gitmeleri sırasında güvenlik önemli bir sorun. Onun için Ankara’da birçok cadde trafiğe kapanmış, bazı resmi daireler ve de okullar, yurtlar kapanmış. Yukarıda sözünü ettiğim Ankaralının deyimi ile şehir adeta kapatılmış.
Şimdi bu zirvenin aklıma getirdiği fantezileri aktarayım:
NATO üyeleri arasında, Polonya gibi, Romanya gibi, Macaristan gibi, eskiden komünist blok üyesi ülkeler de var. Herhalde onlar Ankara’daki boş caddeleri görünce büyük nostalji yaşayacaklar. “Ne günlerdi, biz de böyle yapardık; boşaltırdık caddeleri. Halkın gıkı çıkmazdı” diyeceklerdir.
Bazı liderler de belki bu boş caddelerden bir övünç çıkaracaklardır kendilerine. Ülkelerine döndüklerinde eşleri “Nasıl geçti toplantı?” dediklerinde “İnanamazsın, koca şehri bizim için kapatmışlar. Bakalım biz ne yapacağız sıra bize geldiğinde.” diyeceklerdir.
Misafirler dönerken bu derece korunmalarına muhtemelen teşekkür edeceklerdir. Belki yetkililer de büyük bir alçak gönüllülükle şöyle karşılık verecektir: “Aman efendim, rica ederiz. Siz bizim 1 Mayıslarda Taksim Meydanı’nı emekçilere karşı nasıl koruduğumuzu bir bilseniz, bugünkü uygulamalara şaşırmazdınız”.
Fakat asıl ses getiren yorumlar Başkan Trump’tan gelecektir. Danışmanlarına çıkıştığını duyar gibiyim: “Şu koca Demokrat Parti’de bir Mr. Kemal gibi birini bulamadınız, yazıklar olsun size”.
ABD ile F35 uçağının üretimindeki işbirliğinin yeniden başlaması konuşulacak. “Win, win; always we win” ilkesine inanan işadamı Trump, bunun karşılığında muhakkak bir şey istecektir. Örneğin, “Şu butlan türü bir yasayı nasıl bize uydurabiliriz? Ya da erken seçim veya anayasa değişimi ile bir dönem daha seçilme imkanımın önünü nasıl açarız?” konularında danışmanlık, isteyeceği şeylerin başında gelecektir.
Trump’ın bize şunları diyeceğini de düşünebiliyorum: “Siz Türklerden öğreneceğimiz çok şey var. Siz bazı şeyleri çok kolay hallediyorsunuz. Ben, bir Jimmy Kimmel ile baş edemiyorum. Sizde maşallah bu muhalif komedyenler hemen susturuluyor. Hem de mahkemelerinizin de son derece bağımsız olduğunu biliyorum. Öyle ki, bazıları Anayasa Mahkemesi ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararlarını bile takmıyorlar. Bir de bizim rektörler sizdekiler gibi söz de dinlemezler. Mesela şimdi Bowdoin College’dan şu bizim New York Belediye Başkanı’nın diplomasını iptal edin desem beni dinlemezler.”.
Sonuç
Biz, konuksever bir ulusuz. Gelen bu yabancı misafirlerin tabi ki en iyi biçimde ağırlanması gerekir. Bu kişilerin canı bize emanettir; onları en iyi biçimde korumalıyız. Ama bunu yaparken, misafirilere olduğumuzdan fazlasını göstermeye ve ev-sahibi Ankaralıları da bu kadar rahatsız etmeye hakkımız yoktur.
Toplantıya katılan üyelerin hepsinin Ankara’da oturan elçileri var. O yollardan kaç kere geçmişlerdir. O panoların arkasında neler olduğunu bilmiyorlar mı? Üç yüzyıl sonra neden Potemkin’i hatırlayıp bize gülsünler? Bu konuda da Mustafa Kemal’in zamanın Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’e söylediği sözler rehber alınmalıydı.
Kazasız belasız, ülkemiz için olumlu sonuçları olacak bir zirve dileğiyle...