Köyde sohbet ediyorduk. Birisi sordu: “Hocam, yazılarınızı okuyorum. Hep kurum, kurum diyorsunuz. Nedir bu kurum dediğiniz soyut şey? Nedir kurum gibi bir kurumun özellikleri? Nedir kurumun bizim yaşamımızdaki yeri? Eğer kurumlar sizin dediğiniz gibi, kurum gibi çalışmazsa bize yansıması, günlük yaşamımıza etkisi ne olur?” Ben de olur deyip onlara açıklamaya çalıştım.
Bu haftaki yazım, köylülerle yaptığım bu söyleşiden esinlendi. Ama biraz burada biraz daha kapsamlı anlatacağım.
Kurumlar nelerdir?
Kurumlar, süreklilik gösteren, kuralları ve rolleri olan, toplumsal veya yönetsel bir amacı gerçekleştirmek için oluşturulmuş yapılardır.
Kurumları üç sınıfta inceleyebiliriz: Kamu kurumları, özel kurumlar ve toplumsal kurumlar. Kamu kurumları, demokrasilerin vazgeçilmez yapı taşlarıdır. Bu tartışmamızın ana konusu, kamu kurumlarıdır. Yazımda kurum deyince kamu kurumları demek istiyorum.
Kamu kurumları üç boyutta incelenebilir: Yasama, yürütme ve yargı
Yasama kurumları: Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Yürütme kurumları: Cumhurbaşkanlığı ve bağlı ofisleri; bakanlıklar; Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu: Kamu İktisadi Kuruluşları; Yüksek Öğretim Kurulu.
Yargı kurumları: Mahkemeler, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu.
Diğer önemli devlet kurumları: Üniversiteler; Belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ve İl Özel İdareleri; Muhtarlıklar, Güvenlik kurumları(Polis, jandarma, Sahil Güvenlik)
Kurumlar kurum gibi çalışmazsa
Yukarda sözü edilen soruların önce sonuncusundan başlayayım. Bir ülkede kurumlar kurum gibi çalışmazsa ne olur? Eğer kurumlar kurum gibi çalışmazsa bu, günlük yaşamımızda hissedilir. Tarım ve hayvancılık ile uğraşan kişilerle konuştuğum için örnekleri oradan vereceğim.
Örneğin anayasamızın bir maddesinde şöyle bir ibare vardır: “Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” Öte yandan, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesi de tarımsal desteklerin finansmanını düzenler. Devlet bütçesinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) en az %1'inin tarımsal desteğe ayrılmasını öngörür. Ama kurumlar zayıfsa, gerektiği gibi işlemezse bu her zaman gerçekleşmez. Bu, gerektiği gibi denetlenmez, yürütmeye hesap sorulmaz. Örneğin bir tarım bakanı çıkar “Paramız var ki, ithal ediyoruz” der. Sonunda kazanan bizim çiftçi olmaz. Kazanan, ithalatı yaptığımız ülke çiftçisi ve sütlü keçinin oğlağı ithalatçı olur.
Söz anayasadan açılmışken, bu anayasayı ve dolayısıyla yurttaşların hakkını koruyan bir de üst mahkememiz vardır. Ama bir bakarsınız, bu kurumun verdiği kararların bazıları uygulanır, bazıları da uygulanmaz.
Köylünün okuyan çocukları vardır. Bağa bahçeye babasına yardıma
gitmeyip gece gündüz çalışırlar; sınavlara hazırlanırlar. Sınavlara girerler. Eğer kurumlar, kurum gibi kurum değilse yapılan sınavın sonuçlarından şüphe edersiniz. Oğlunuz ya da kızınız sınavda yüksek puan da alsa, bakarsınız mülâkatta elenir. Neye dayanarak elediklerini de söylemezler. Ya da parasını vererek çocuğunuzu okuttuğunuz üniversite bir gecede hiç bir gerekçe gösterilmeden, kebapçı dükkanı kapatılır gibi kapatılır. Üç gün sonra da açılır. Sanki elektrikler kesildi ve geldi gibi olur. Sıkça yaşanan bu anormallikler kanıksanır. Ve yükseköğretimden sorumlu kurum, bunun duyurusunu sanki başka bir ülkede olmuş bir olay gibi yapar; bu ciddiyetsizliğin utancını taşımaz.
İyi kurumun özellikleri
Yukarda saydığımız olumsuzlukların olmaması için iyi çalışan. Kurum gibi kurumlara ihtiyaç vardır. Peki, nedir kurum gibi kurumların özellikleri?
Süreklilik ve istikrar
Kurumun sürekliliği vardır. Kurumun üyeleri gelir geçer, ama kurum ayakta kalır. Kurumda değişim yavaştır. Değişim yapılırsa bu belli bir mantık çerçevesinde ve belli bir yapı içinde yapılır.
Kurallar ve normlar
Kurumun davranışı, yasa ve yönetmelik gibi yazılı resmi kurallar kadar gelenek gibi gayri resmi kurallara da bağlıdır. Davranışlarda keyfilik yoktur. Kurumun kararları ve tepkileri bu kurallar çerçevesindedir. Süprizlerle karşılaşılmaz.
Roller
Kurumu çalıştıran üyelerin ve kurumdan hizmet alan bireylerin hakları ve görevleri açık ve net olarak tanımlanmıştır. Kurumun cinsine göre hizmet veren ve alan bireyler şöyle olabilir: öğretmen-öğrenci, yargıç-davalı, yönetici-çalışan. Kurumun üyeleri, rollerinin gereğini çekinmeden adil olarak yerine getirirler.
Göreceli otonomi
Kurumun davranışı, herhangi bir kişi veya kurumdan bağımsız olarak belirlenir. Kurum kimseye, hiç bir makama göbekten bağlı değildir, bağımsızdır. Daha yüksek bir makamdan emir almaz.
Kurumların rolleri
Hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesini sağlama
Yasaların uygulanmasını sağlarlar. Mahkemeler, kolluk kuvvetleri ve diğer düzenleyici kurumlar yasaların, hükümet yetkilileri dahil, herkese eşit olarak uygulanmasını sağlar. Bir ülkede tarafsız kurumlar yoksa, yasaların hiç bir anlamı yoktur.
Kuvvetler ayrımı
Yasama, yargı ve yürütme üçlüsü birbirinin gücünü kontrol altında tutar. Bu ayırım, tek bir gücün otorite olma tehlikesini ortadan kaldırır. Tam demokrasi için bu en hayati niteliktir. Eğer bu ortadan kalkarsa kurumlar kurum olma özelliklerini yitirir.
Hakları ve özgürlükleri koruma
Bağımsız insan hakları komisyonları, anayasa mahkemeleri, ombudsmanlar o ülkede azınlıkta kalanların haklarını, özgür ifadeyi, toplanma haklarını zorba çoğunluğuna karşı korur.
Hesap verebilirliği sağlar
Seçim kurulları seçimlerin serbest ve hakça yapılmasını sağlar; Denetleme kurumları devlet harcamalarını izler ve yolsuzlukla mücadele eden kurumlar da yolsuzlukların peşine düşer.
Temsil ve katılımı kolaylaştırırlar
Parlamentolar, belediye meclisleri ve siyasi partiler halkın tercihlerini politikaya çevirir. Halka hizmet eder. Sivil toplum örgütleri ve medya halkın sesini yükseltir.
İstikrar ve süreklilik
Profesyonel çalışan bürokrasi, merkez bankaları ve seçim takvimleri öngörülebilirliği sağlar. Bu istikrar, yatırım, güven ve uzun dönemli planlamayı teşvik eder. Kurumlar bir ülkedeki demokratik düzenin çapalarıdır. Demokrasinin yol sapmasını önler.
Demokratik normların yaygınlaşmasını sağlamak
Eğitim kurumları, devletin medya kuruluşları ve yerel yönetimler, halkı hakları ve sorumlulukları konusunda eğitir. Hoşgörü, müzakere ve kurallara uyulan bir kültür ortamı yaratırlar.
Sonuç
Kurumlar, demokrasinin soyut kavramlarını günlük yaşamımıza döndüren işlevsel işletme sistemleridir. Eğer kurumlar zedelenirse, kurum gibi çalışmazlarsa demokratik rejim işlemez; demokrasi tabelası altında başka bir rejim olur.
Kurumları ayakta tutan, kurumun varlık nedenine uygun çalışmasını sağlayan onun yöneticileridir, yetkilileridir. Başta yöneticiler olmak üzere tüm yetkililerin, taşıdıkları sorumluluğun farkında olan, omurgası güçlü, meslek onuru olan kişiler olması gerekir.
Bu dönemde yalnız paramız değer kaybetmedi; kurumlar da aşındı.
Ancak kötümser olmaya, Çetin Altan’ın çok kullandığı deyimiyle enseyi karatmaya gerek yoktur. Eğer kurumlar kurum gibi işlerse, bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların üstesinden gelebiliriz. Ancak bunun için de kurumların yetkililerinin vicdanlarını dinlemesi, taşıdıkları sorumluluğun bilincinde ve onurlu davranması gerekir.