Sabancı Holding’te çalışırken rahmetli Sakıp Ağa’dan duyduğum bir sözü hep hatırlarım. “Arkadaş, sakın yetkin olmayan birini hatır için işe almayın. Rüşvet diye almaya mecbur olursanız da almayın. Parasını ne ise ödeyin, ama yanlış kişiyi işe almayın. Çünkü bir çürük elma tüm küfeyi çürütür.”
Liyakat ne demek?
Sakıp Ağa’nın yukarıdaki sözleri, liyakatin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından çok değerlidir. Atamalarda liyakatin ne kadar önemli olduğunu, liyakat göz önüne alınmadığında ortaya çıkan olumsuz sonuçları gördükçe, yaşadıkça daha iyi anlamaktayız. Liyakat değil, biat dediğinizde bunun ceremesini tüm toplum çeker. Belediyelere (Her partiden) eğitim verdiğimde çok tekrarladığım bir söz vardı: İşe alımlarda liyakate önem vermez, partizanlık yaparsanız bunun birincil zararını önce sizin seçmeniniz çeker; siz çekersiniz ve sonunda tüm ülke çeker.
Liyakat, Arapça kökenli bir sözcüktür. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre şöyle tanımlanıyor: 1-Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu; değim.
2-Yeterlilik
Peki bir pozisyonu, bir koltuğu bilgisi, beceri ve davranışları ile dolduramayacak olan yetersiz birisi neden atanır? Önce bu soruyu cevaplayayım.
Neden liyakatsiz atama?
Liyakate dayalı olmayan atamalar için iki durum düşünebiliriz Birincisi: Bir pozisyona uygun olmayan kişiyi atayan yönetici, bu kişinin uygun olmadığını bilmemektedir. İkincisi, kişinin o pozisyona uygun olmadığını bile bile bu atamayı yapmaktadır.
Önce birinci duruma bakalım. Bu durumda çoğu kez ahbap çavuş ilişkisi içinde bir atama yapıldığını düşünebiliriz. Atamayı yapan makam, söz konusu pozisyon için tanıdıkları, bildikleri arasından birini seçer. Bu tanıdıklık, aynı cemaatten, aynı spor takımından veya aynı siyasi görüşten gelebilir. Atamayı yapan kişinin kapasitesi de sınırlıdır. Ve doğal olarak atamayı yapan kişinin ahbaplarının kapasitesi de kendisi gibidir. Kişi büyük olasılıkla şöyle düşünür: Ben bu kapasitem ile bu işi yapabildiğime göre o da o işi yapabilir. Çoğu kez de seçimde, kişinin bilgi ve becerisine değil de yalama yeteneğine bakılır.
İkinci durum ise bile bile ladestir. Söz konusu koltuğa bile bile düşük kapasiteli biri atanır. Bunun değişik nedenleri olabilir. Birincisi, kurumun başarı veya başarısızlığı atamayı yapan makamı zerre kadar ilgilendirmemektedir. Bu neden, birinci durum için de geçerli olabilir. Özellikle atamayı yapan makama hesap sorulmadığı durumlarda ve çoğu kez de kamu atamalarında rastlanan bir durumdur. Yukarda anlattığım Sakıp Ağa niye atamalara bu kadar önem veriyordu? Çünkü dükkan, ağanındı. Dükkânın kârından da zararından da o sorumlu idi.
Düşük kapasiteli bir kişiyi bile bile atamanın bir nedeni de kişiyi “kullanma” emelidir. Kişi, yetkinliği ile koltuğu doldurmuyorsa bunun diyetini, kendisini atayan makama öder. Hayal edemeyeceği bir yüksekliğe çıkmıştır, buranın havası başını döndürür. O koltuğu kaybetmemek için kendisinden ne istenirse yapar. İstenen de çoğu kez usulsüz, hatta kanunsuz işlerdir,
Liyakatsiz atamaların zararları
Liyakatsiz bir atamanın zararı, atama yapılan pozisyonun yetkisi ile doğru orantılıdır. Başka bir deyişle, pozisyonun yetkisi ne kadar büyükse verebileceği zarar da o kadar büyüktür. Bu tür atamalar bir kurumun surlarında değişik boyutlarda gedikler açar.
1- Yetkin elemanların kaçışına neden olur.
Düşünün, bir kurumda en tepedeki genel müdürün bir altındaki bir pozisyonda çalışıyorsunuz. Ve de başarılısınız. Herkes size gelecekteki genel müdür olarak bakıyor. Derken genel müdürünüz emekli oluyor. Terfi etmeyi beklerken dışardan birisi pat diye genel müdür olarak tepenize atanıyor. Sarımsağı bile gelin etmişler, kırık gün kokusu çıkmamış derler. Ama genel müdürlük gibi bir pozisyona uymayan kişinin kokusu anında yayılır. Başta siz olmak üzere kurumdaki bütün yetkin kişiler kuruma güvenlerini kaybederler. İlk fırsatta, değerlerini bilecek bir başka yere gitmeye bakarlar.
2- Kurumun insan kaynağı kalitesi düşüşe geçer
Kurumların insan kaynağı kalitesi, tepedeki kişinin kalitesi ile yukardan sınırlıdır. Genel olarak kişiler kendilerinden nitelikli kişileri altlarında istemez. Tepeye atanan niteliksiz kişi ise hiç istemez. Cücelerin olduğu yerde servi boylular barınamaz. Böylece tepeye atanan yetkin olmayan kişi orta ve uzun vadede kendi kapasitesinden daha düşük seviyedeki kişileri atar. Kurumun insan kaynakları kalitesi böylece zaman içinde değer kaybeder.
3- Kurum içindeki motivasyon düşer
Tepeye yapılan niteliksiz atamaya tepki gösteren yetkin, pazar değeri yüksek kişiler hemen kurumu terkeder. Terk etmenin maliyetine katlanamayarak içerde kalanlar de kuruma olan güvenlerini kaybederler. “Ne kadar çalışırsan çalış, ne kadar nitelikli olursan ol, bir torpilin yoksa burada hayat yok” derler. Kurumdaki adalet algısı ve moraller dibe vurur; verim düşer.
4- Usulsüzlük ve yolsuzluğa yol
Bir kere usulsüzlük, niteliksiz kişinin atanması ile başlar. Bu atama usulsüzdür. Özellikle kurumların başına, yüksek sorumlulukların ve yetkilerin olduğu bir pozisyona niteliksiz atama, yukarda belirttiğim gibi, genelde usulsüz işleri yaptırmak için yapılır. Hak etmediği koltukta oturan kişi, o koltuğu korumak uğruna her tür usulsüzlük hatta yolsuzluğa açık durumdadır, emir bekler.
5- Yanlış kararlar
Yetkinliği olmayan, oturduğu koltuğu hak etmeyen kişi, kafasına büyük şapkası giymiş çocuk gibidir. Yalpalar, doğru çizgide yürüyemez. Hele de yüksek sorumluluk isteyen bir pozisyonda, örneğin bir kurumun başında ise oturduğu koltuğun gücünü sindiremez. Bir de aynaya bakıp “Ben neymişim be abi” havasına girer. Haddini de bilmez. Saçma kararlar, yanlış kararlar alır.
Sonunda bütün bunlar kurumun ve genişlerse de ulusun hanesine zarar yazdırır.
Sonuç
Ticari işletmeler kâr etmek amacıyla kurulurlar. Sürdürebilirlikleri önemlidir. Ayakta kaldıkları sürece istihdam yaratırlar, vergi verirler, hizmetleri ve ürünleri ile topluma faydalı olurlar. Çarklarının dönmesi için yetişmiş bir insan kaynağına ihtiyaçları vardır. Her kademedeki kişi kurum için önemlidir. Maaş dahi ona sağlanan tüm olanakların maliyeti ötesinde işletmeye katkısı olması gerekir. Bunun için de her pozisyonun oradaki yükü kaldıracak yetkinlikte kişilerle doldurulması gerekir. Ticari işletmeler hayır kurumu değildir. Sadece istihdam yaratmak, ya da işsizliğe çare olmak diye bir misyonları yoktur. Başka bir deyişle her atama liyakate dayalı olmalıdır.
Kamu kurumlarının kâr amaçları yoktur. Ancak bunlar topluma hizmet verirler, verimli çalışma zorunlulukları vardır. Atamaların liyakate dayalı olarak yapılması gerekir. Eğer olmazsa kurumda hangi zararlara neden olacağını yukarda anlattım. Eğer liyakate dayalı olmayan atamalar sıra dışı olmaktan çıkar da toplumda geçerli ana akım olarak ortada görülürse yetkin kişileri ülkede tutmak da sorun olur. Çevrenizdeki nitelikli gençlere sorun bakalım, kaçı ülkede kalmak istiyor. Unutmayalım ki hovardaca harcanmakta olan mirası, bir zamanlar bu ülkede yaşamış olan yetkin kişiler yaratmıştır.
Liyakate dayanmayan atamalar ile bir ülke küme düşer…