FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA
Antalya Valiliği, Sıfır Atık Vakfı, Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayı, Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. ‘’Yerelden Ulusala İsraf, Atık ve Kaynak Yönetimi’’ temasıyla düzenlenen çalıştayda, COP31 sürecinde çevre politikaları ve sıfır atık vizyonu değerlendirildi.
“Antalya Sıfır Atık Çalıştayı Sonuç Konferansı” öncesinde hazırlık niteliği taşıyan program; il düzeyinde kaynakların verimli kullanılması, israfın önlenmesi, çevre bilincinin yaygınlaştırılması, sıfır atık uygulamalarının güçlendirilmesi ve yerel aktörlerin katkılarının belirlenmesini amaçlıyor.
Antalya Valisi Hulusi Şahin, açılışta yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP 31) tarihi bir fırsat olduğunu söyledi.
Hızla artan dünya nüfusunun ekosistem üzerindeki baskıyı ciddi ölçüde artırdığına dikkat çeken Vali Şahin, “Endüstri Devrimi'nden sonra insan nüfusu 8 milyara ulaştı. Bu nüfus, ekosisteme çok daha fazla yük bindirmeye başladı ve dünya bunu kaldıramaz hâle geldi. Son 20-30 yılda insanlar, dünyaya nasıl bir yük bindirdiklerini ve ne tür zararlar verdiklerini konuşmaya başladı’’ dedi.
Birleşmiş Milletler öncülüğünde uluslararası anlaşmaların hayata geçirildiğini. COP süreçlerinin de bunun bir devamı olduğunu anlatan Vali Şahin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın 31'incisine Antalya olarak ev sahipliği yapacağını ifade ederek, bunu hem çok büyük bir sorumluluk hem de büyük bir fırsat olduğunu söyledi.
"Antalya, dünyaya örnek uygulamalara sahip"
Antalya'nın sürdürülebilir kalkınma konusunda dünyaya örnek olabilecek bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Vali Şahin, şunları kaydetti:
‘’Bugün Antalya olarak yaklaşık 3 milyon nüfusa sahibiz. Dünyanın en büyük turizm operasyonlarından biri burada yürütülüyor. Aynı zamanda Türkiye'nin gıda üretiminin önemli bir kısmını karşılıyor, tarım yapıyor, ticaret gerçekleştiriyor ve ciddi bir sanayi üretimi ortaya koyuyoruz. Bunu çevreyi kirleterek, doğayı yok ederek ve ne pahasına olursa olsun daha fazla kazanmak anlayışıyla yaparsak, kanserli bir hücreden farkımız kalmaz. Biz, sürdürülebilir bir anlayışla üreterek ve paylaşarak da başarabileceğimizi göstermek zorundayız.”
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan liderliğinde başlatılan sıfır atık hareketinin Türkiye'nin 81 ilinde ve dünyanın 193 ülkesinde karşılık bulan global bir harekete dönüştüğünü söyledi. Ağırbaş, şöyle konuştu:
‘’Plastik kirliği ülkemiz ve dünyamızın en büyük problemleri arasında yer alıyor. Doğmamış çocukların kanında mikroplastiğe rastlıyoruz. BM’nin verilerine göre 2050 yılı sonrasında denizlerde balıklardan çok plastiklerin olması öngörülüyor. Dünya bu yükü daha fazla taşıyacak durumda değil. Bizler bu dünyada yaşayan insanlar olarak elimizi taşın altına koymak zorundayız.”
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ise, Antalya nüfusunun 3 milyona ulaştığını, nüfusunun 10 katı kadar 30 milyona yakında turist ağırladığını anımsattı. Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:
‘’Antalya’da sadece insan yaşamıyor. Burada dünyanın en büyük operasyonlarından biri, turizm operasyonlarından biri yürütülüyor. Türkiye’nin neredeyse gıdasının önemli bir kısmı bu şehirden karşılanıyor. Ticaret ve sanayi yapıyoruz. Ama bunu tüketerek, yok ederek, kazanmayı, başarmayı, sadece ne pahasına olursa olsun daha fazla kazanmak olarak algılarsak sonunda bir kanser hücreden farkımız olmaz. Ama biz başarmayı paylaşarak, sürdürülebilir bir şekilde kazanarak da yapabileceğimizi göstermeliyiz.”
"Akdeniz çevre krizinin merkezinde"
Akdeniz Havzasının küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısındığını belirten Prof. Dr. Özkan, şöyle konuştu:
‘’İklim krizinin artık uzak geleceğin veya sadece bilimsel raporların konusu değil, soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve soframızdaki ekmek kadar somut bir gerçek. Antalya ekonomisinin temel direkleri olan turizm ve tarım doğrudan doğaya dayanıyor. Suyumuzu, toprağımızı, denizimizi ve ormanlarımızı koruyamazsak ekonomik geleceğimizi de koruyamayız. Artık çevreyi tüketmeyi bırakmak zorundayız. Doğanın da tedaviden önce korunmaya ihtiyacı var. Bir hekim olarak meslek hayatım boyunca şunu gördüm. En değerli olan, ortaya çıkan bir hastalığı tedavi etmekten önce onun ortaya çıkmasını önlemektir. Doğa için de durum farklı değildir. Kirlenen bir denizi temizlemekten önce onu kirletmemek, tükenen kaynakları geri kazanmaya çalışmadan önce onları bilinçli kullanmak zorundayız. Çünkü doğanın da tedaviden önce korunmaya ihtiyacı vardır.’’