Sanayiciler bir araya gelince hep Çin’den söz ediyorlar. Konu bir anda Çin rekabetine dönüyor. Aslında ortada rekabet filan da yok! Ayda 100 makine üretip de, bin makine üreten Çin’le başa çıkılamayacağını söyleyene; “Bizim ürettiğimiz konteyneri, içerde sac parasına satıyorlar.” diye mukabele eden başka bir sanayicinin şahidi olduğumuz diyaloğu var.
Sadece bu kadar değil “Çin’in bir zayıf tarafı olmalı.” diye kafa patlatan üreticiye; “Sadece ölçek farkı yok, maliyet de çok farklı.” diyen, dört ülkede üretim yapma deneyimine sahip bir küresel sanayici, şu ‘işçilik maliyetleri’ ile yanıt veriyor: “Slovenya’da işçi ücreti 1750 dolar, Türkiye’de 1550, Bulgaristan’da 945 dolar. Çin’de ise 410 dolar.”
Maliyet böyle de, ödül farklı mı? Bizde döviz bozduran ihracatçı sanayiciye yüzde 3 ekstradan ödeme yapılırken, Çin’in ihracat karşılığı döviz getirene ekstradan yüzde 34 fazla ödeme yapması kulaklarda yankılanıyor. Acaba bizde de daha yüksek bir oran uygulanabilir mi? Ya da nisandan itibaren yüzde 3’ten vazgeçilir mi? Bunlar bilinmiyor, bilinmediği için de bir pozisyon alınamıyor.
Bir sanayici yüzde 3’lük desteğin sektörlere ya da ihracat miktarlarına göre kademelendirilmesini öneriyor. Ancak kademelendirmeye karşı çıkanlar da var. “Büyük küçük şu ya da bu sektörde herkese eşit uygulansın” görüşünü de onlar dile getiriyor. Sıkıntıları anlatmak için çelik örneği veren var, lastik örneği veren var, bakır boru örneği veren var, döküm örneği veren var… Örnek çok.
Üstelik bu asimetrik ilişki her gün doz artışı ile devam ediyor. 2000’de 1,3 milyar dolar olan Çin’den ithalat 2025’te 50 milyar dolara dayanmış. Her yıl 2 milyar dolardan fazla artış var. Bizim ihracat rakamımız henüz 4 milyar doları bulmadı. İhracatı artırmak için ister istemez bu ülkeyi ziyaret etmemiz gerekiyor. Ancak biz Çin’e vizeyi kaldırdık, Çin de AB gibi bize vize uyguluyor.
Yeni bir yıl başlamış olmasına karşın Çin’e karşı gümrük vergilerinde bir artış yapılmamış. Herkesin bildiği bazı ürünlerde telafi edici önlem ya da dampinge karşı vergi alınmasının dışında herhangi bir önlem yok. Sanayici nezdinde önlem düşük ve ithalattan caydırmıyor.
Fonunda bu tartışmaların yapıldığı salonda eski dış ticaretçi bakanlardan Kürşad Tüzmen var. Döviz Kazandırıcı Faaliyetler Derneği çatısı altında döviz kazanmanın yollarını anlatıyor. Daha doğrusu “Yüksek faizle bedel ödeyerek döviz toplamayalım, ihracat ve turizmi destekleyerek döviz kazanalım.” mesajı veriyor.
Bizim gibi gelişme yolundaki ülkelerde harcamaların kısıtlanmasının mümkün olamayacağını, becerilemeyen tasarrufun yerine döviz kazanma yeteneğine sahip firma ve sektörlerin daha fazla desteklenmesini öneriyor. Rekabet üstünlüğü olan sektörler, rekabet üstünlüğü olan firmalar… “Gerekirse koşamayanları feda etmeli, koşan atları mahmuzlamalıyız. ” söylemini “Yapacak başka şey yok.” yankılı yorumlar izliyor.
Kürşad Tüzmen’i dinleyenlerden bir sanayici; “Söylediklerinizde bence en önemli bölüm giderek yüksek sesle konuşmaktan imtina etmek zorunda kalmamız.” diyerek ortam tarifi yaparken Çin endişesini kafasından atamayan bir diğeri soruyor: “Çin bizi yutmadan nasıl ayakta kalacak, kendimizi nasıl geliştireceğiz. Bu mümkün mü?”
Kürşad Tüzmen yanıtına bir soruyla başlıyor: “Tarafların misyonları kaç kişidir? Yani bizde ve onlardaki elçilik çalışanları…” Yanıtı kendisi veriyor: “Bizim misyonumuz 25 kişi, ikisi Çince biliyor. Çin’in Türkiye’deki misyonu 350 kişi. Bunun yaklaşık 280’i Türkçe biliyor. Demek ki öncelikle kadrolarımızı kuvvetlendireceğiz.
İkincisi mutlaka önlem gerekli. Örneğin bakımı, servisi olmayan motorsiklet ve otomobil ithalatı yapmayacaksınız. İlle vergi gerekmez, duruma göre ithalat için farklı gümrük kapıları göstereceksiniz. Bu önlemleri de geliştirip artıracaksınız.
Üçüncüsü de sanayimizi, sanayicimizi selektif olarak desteklemek. Devletin destek mekanizmalarını çarçur etmeden; doğru sanayiciyi, doğru ihracatçıyı destekleyerek bu rekabet sıkıntısını azaltmak, mutlaka üretim maliyetlerini aynı seviyeye getirmek gerekiyor.