En sonunda söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim: Çin’den gelen yıkıcı ticari dalgayı önlemek mümkün değil. Mevcut üretim, yatırım, teşvik, koruma anlayış ve politikasıyla hiç değil. 50 küsüre, 3 küsurlük dış ticaret ‘dengesizliği’ de bunun altını çiziyor zaten. Hatta bu gidişat popüler söylemle ‘sürdürülebilir’ olmadığını da bağırıyor. Çünkü Çin’den gelen ‘dalga’ bilindiklerden değil, artık ‘tsunami’. Ancak el kol bağlı bekleyecek hâlimiz de olmamalı.
Geçtiğimiz günlerde Kocaeli Sanayi Odası’nda düzenlenen bir toplantıda ekonomik ve ticari ilişkilerde yıkıcı etkiler yaratan bu ‘sürdürülemezlik’ masaya yatırıldı. Oda yönetimi ülkenin önde gelen sanayi kuruluşlarının temsilcilerini, kamu otoritelerinin temsilcileri ile bir araya getirerek saatlerce süren ‘dert anlatma’ ortamı sağladı.
Sanayiciler herkesin bildiği; kur, finansmana erişim, yüksek faiz, SKDM uyumu falan filanın çok ötesinde bir ‘varlık savaşı’nın altını çizerek, bir ‘yok oluş sürecini yaşadıklarını’ anlattılar. Kamunun temsilcileri de örnek olayları dinleyerek, önerilen önlemleri bir bir not aldılar. Ne yazık ki bu diyalog sırasında içlerinde ‘üretimi durdurma’, ‘iflas’, ‘konkordato’ geçen kelimeler de kullanıldı.
Bir sanayici “Çin hammaddesi enflasyonu düşürmenin aracı olarak görülmemeli.” derken, bir sanayici “Sadece hammadde değil, artık ara mal teminine başladılar!” uyarısında bulundu. Bir sanayici Çin’den makine ithal ettiğini, Çinli ihracatçının dövizini normal kurdan yüzde 34 yüksek bedelle bozdurabildiğini söyleyerek ekledi: “Gel de rekabet et!” Derin bir sessizliğin böldüğü toplantı, sonrasında yeni örneklerle devam etti. Bir başka ihracatçı dampinge karşı önlem olarak yüzde 15 vergi getirildiğini, Çinli ithalatçının “Biz yüzde 50 bekliyorduk!” diye mesaj gönderdiğini söyledi. Bu kez ortak tepki ‘şaşkınlık’ oldu.
Gergin toplantıda GTİP’ler, ürünler, sektörler, dampinge karşı geçici önlemler, kalıcı önlemler, bunların oranları, alınan önlemlerin hızı, caydırıcılığı, sanayinin korunması gerekliği, tesislerin bedeli, sanayisizleşme endişesi…. Örnek üstüne örneklerle sorunun yakıcılığı anlatıldı. Sorununu anlatan, alınması gereken önlemi de söyledi. Adeta “Bir şeyler için feda ediliyoruz…” duygusu içindeki sanayiciden gelen önlemler alt alta yazıldı da yazıldı. Ankara’ya gidecek listedeki önlem sayısı kabararak, neredeyse 20’ye dayandı.
Sanayiciler sıkıntıya rağmen derdini dökebildiği ve “Ne çıkacak?” beklentisine girdiği bu toplantı çıkışında memnun ve her koşula rağmen umutluydular. Ancak bunun sıradan bir dert aktarımının ötesine geçmesi, diğer sanayiciler için de bir işaret fişeği olması, sorunun sürekli gündemde tutulması, ‘hasar’ın ve ‘önlem’in sürekli takip edilmesi gerektiği düşüncesindeydiler. Bu ticari tsunamiye karşı kurmak istedikleri bariyerin tabanını daha genişletmek, yüksekliğini daha da artırmak için fikir yürüttüler.
Otomotivciler, yan sanayicileri, demir çelikçiler, metalciler, kimyacılar, madenciler ve diğerleri… Bu tabanı daha nasıl geliştireceklerini tartıştılar. Bu nedenle “ülke sanayini bütüncül savunma stratejisi” oluşturulması gerektiğini konuştular.
Bu stratejiyi takip etmek üzere de bir tür “Çin’e karşı Korunma Masası’ kurulması üzerinde durdular. Stratejik sektörleri bütüncül yok etme rekabetine karşı oluşturulmak istenen savunma stratejisini ete kemiğe büründürecek, söylemiyle, eylemiyle bunu uygulayacak bir masa.
Kuşkusuz Çin’e karşı rekabet dünyanın derdi ve ülkeler açısından ulusal bir gereklilik. Ancak bu hiç de kolay değil. Çünkü rakibin cesameti, sikleti, ölçüsü ortada. Örneğin yabancı sermayeyi mi teşvik edecek? Teşvikli sektörlere 200 yeni sektör ekliyor, 300 mevcut sektörü revize ediyor. Bilimsel ve teknolojik inovasyon ve imalatı mı destekleyecek? 400 miyar doları aşkın vergi, harç indirimi ve vergi iadesi veriyor. KİT’lerin Ar-Ge faaliyetlerine sadece bir yılda 157,9 milyar dolarlık yatırım yapıyor, yurt içi çip üretim sanayisini güçlendirmek için 70 milyar dolarlık bir teşvik paketi hazırlıyor, tüketimi desteklemek için sadece ilk dilim olarak 9 milyar dolarlık fon sağlıyor. Yüzlerce milyar dolarlık bu destek listesi de giderek uzuyor.
O nedenle tsunamiye karşı rekabet ya da koruma için reel sektörle akıl ve dirsek teması içinde, iyi düşünülmüş, iyi kurgulanmış, titiz, ayrıntılı politikalar oluşturulması gerekiyor. Tüm bilginin toplanacağı, eylem önerilerinin masaya yatırılacağı ‘Korunma Masası’ da fena fikir olarak görünmüyor.